comScore

Galatasaray Galatasaray

Fatih Terim'in 4. dönemi: 'Keşke transfer sezonu hiç kapanmasa'

17 Ekim 2019, Perşembe 21:55
Fatih Terim'in 4. dönemi: 'Keşke transfer sezonu hiç kapanmasa'

Galatasaray'da Fatih Terim'in 4. dönemini yazarımız Sinan Yılmaz kaleme aldı.

FutbolArena Analiz - "Galatasaray iki yıldır top oynamıyor!"


Siz bu yoruma hak veriyor musunuz? Bu yorum size ne düşündürüyor?


Son dönemde bazı Galatasaraylılar tarafından teknik heyeti eleştiren bu yorum, oldukça dillendirilmeye başlandı. Bu yorum ne kadar doğru, ne kadar yanlış? Bu yazıda Fatih Terim'in 4. dönemini ele almaya çalışacağım. Geçen ay bu konuyu daha yüzeysel olarak işlemiştim. O yazıyı okumayanlara, önce onu okumalarını tavsiye ediyorum... TIKLAYIN!


HAKKINDA OBJEKTİF OLUNAMAYAN ADAM


Fatih Terim için şöyle bir ifadem olmuştu geçtiğimiz yıllarda "Geçen çeyrek asırda, Türkiye Cumhuriyeti topraklarında, ismi en çok telaffuz edilen iki insan Recep Tayyip Erdoğan ve Fatih Terim'dir. Örneğin İstanbul'da en pahalı restoranda da, ülkenin diğer ucunda Artvin'de bir köy kahvehanesinde de konu bu adamlardır. Her tip insan, her yerde bunları konuşur." Bu durum aslında futbolun, ülke içinde ne kadar büyük bir yere sahip olduğunu gösteriyor. Bizler futbolun kendisini pek sevmesek de, statları dolduramasak da, maçları izlemesek de, futbolun içinde olan figürleri çok konuşuyoruz! Onları çok tartışıyor ve hepsinden mühim olanı, bu figürleri çok önemsiyoruz. En popüler siyaset adamları kadar, en popüler sanatçılar kadar ve hatta onlardan da daha fazla! 


Fatih Terim futbolculuk kariyerinden beri bazıları tarafından nefret abidesi ilan edilirken bazıları tarafından da öz baba gibi sevildi. Bu iki kutup nokta, çoğu zaman onun sağlıklı bir düzlemde değerlendirilememesine neden oldu. Ben bu yazıda olabildiğinde objektif bir şekilde, Fatih hocanın 4. dönemini analiz edeceğim.


1. SEZON: HAFİF BİR SİS 


Fatih Terim, 22 Aralık 2017'de göreve geldiğinde Galatasaray'da durum şöyleydi.


* Sezon başında 44.3 milyon euro bonservis harcamasıyla sıfırdan kurulmuş hem aç, hem de iskeleti tecrübeli bir takım.


* Sezon başında Avrupa'dan elenilmiş ve sadece iki kulvarda gidiliyor. Üstelik sezona çok iyi bir başlangıç yapmış ve fizik gücü de oldukça yüksek bir ekip.


* Final maçlarını bir türlü kazanamayan, Beşiktaş ve Fenerbahçe derbilerinde istediğini alamayan, Başakşehir'den sürekli fark yiyen ve Östersunds gibi bir facia ile de kredisini tüketmiş, çıkan kara bulutları dağıtamamış, baskıları kaldıramamış, genç, hırslı ama deneyimsiz bir hocanın yerine, kulüp tarihinin ve ülke tarihinin en deneyimli, baskıyı en kolay kaldıracak ismi olarak gelen Fatih Terim...


Yani yukarıdaki maddelere baktığımızda Fatih Terim için bundan daha güzel bir geri dönüş zamanı düşünülemezdi. Tudor gibi hırslı, çalışkan ama deneyimsiz bir hoca için kara bulut olan durum, Fatih Terim için tabi hafif bir sis olarak görülüyordu. Tıpkı 2015'te Mustafa Denizli'nin söylediği gibi... Buna karşın Denizli'nin başaramadığını Fatih Terim başaracak ve bu sisi kolayca dağıtacaktı. Hem de tatsız sürprizlere rağmen... 


İYİ TEKNİK DİREKTÖRLÜK YETMEZ, İYİ POLİTİKACI OLMAK GEREKİR


Tatsız sürprizlerden ilki, takımın en formda oyuncusu Gomis'in maaşını alamaması nedeniyle çıkardığı krizdi. Terim göreve gelir gelmez daha 2. maçtan karşısına çıkan bu krizi şansının da yardımıyla iyi atlattı. Maaşını alamayan Gomis, bu yüzden Kayseri deplasmanına gitmemişti. Kulüp 'sakat' dedi. Yerine oynayan Eren Derdiyok da 2 gol birden attı. Bu Terim'in şansı oldu ve pokerde eli güçlendi. As oyuncuların herhangi bir sebeple oynamaması, yedekler için bu dönemde bulunmaz nimetti. Kulübün ve ülkenin en efsane teknik direktörü, birçok futbolcuyu yıldız yapmış bir isim göreve gelmişti. Kendisini göstermek isteyen bir yedek için bundan daha iyi bir fırsat yoktu. Fatih Terim ismi hepsini canlandırmıştı. Eren'in o Kayseri maçında nasıl canını dişine takıp oynadığını çok iyi hatırlıyorum...


Fatih hoca ertesi hafta Osmanlıspor maçına da 2 gol atmış Eren'le başladı. Gomis yedekteydi. Zaten sakatlık dönüşü olarak lanse edildiği için büyük sürpriz olarak gösterilmiyordu bu durum. İlk 11 başlayan Eren 81. dakikaya kadar iyi mücadele etse de gol atamadı. Galatasaray maçı 1-0 önde götürüyordu. 81'de Eren yerine Gomis girdi ve 90'da attığı golle skoru 2-0 olarak belirledi. Bu golün ardından tribünlere gidip 'Sorun para değil' işareti yaptı. O dönem kulübün açıkladığı sakatlık yalanı nedeniyle, gerçek haberi yapan gazete topa tutuldu. Aylar sonra ise 2. Gomis krizinde Abdürrahim Albayrak, Gomis'in para için Kayseri'ye gitmediğini itiraf edecek, bir nevi kulüp kendi kendisini yalanlayacaktı. (Açıkça bu yönetimi pek içime sindirememe nedenlerimin başında da bu tutumlar geliyor. Nerede doğru söylüyorlar, nerede politika yapıyorlar karışmaya başladı. Ali Koç'a insan değil tipi cevaplar verip hemen ardından can ciğer kuzu sarması fotoğraflar da benzer tutumun dışa vurumları)


Nihayetinde Eren'in hırslı oyunu ve golleri sonrası pabucun pahalı olduğunu gören Gomis, parayı unuttu ve kaldığı yerden gollere devam etti. Fatih hoca da tabi meseleyi uzatmadı ve Osmanlıspor maçının hemen ardından Gomis ilk 11'e döndü. Sezon sonunda da lig tarihinin bir sezonda en çok gol atan yabancı futbolcusu oldu. Yine de Gomis krizi bitmedi. Hem Gomis, hem de Terim son derece başarılı birer politikacı olduklarını yaz döneminde de göstereceklerdi ama buna 2. sezona geçtiğimizde değineceğiz...


Politika demişken, bu dönemden bir örnek daha vereceğim. Tudor'dan fizik kalitesi yüksek bir takım miras aldığı yönündeki yorumlar için Terim, üstü kapalı olarak "Herkes sakatlanıyor nasıl takım devraldığımız ortada" dedi. Yani kendisinden önce takımın iyi çalıştırılmadığını veya yanlış çalıştırıldığını ima etti. O dönem basın toplantılarına katılamıyordum, en çok sormak istediğim sorulardan biri buydu. Buna karşın Terim, o soru sorulmasa bile bir cevap arasına bu lafı sıkıştırmıştı. Bu aslında Terim'in sosyal medyayı ne kadar çok takip ettiğinin de bir göstergesiydi ve başarıyı paylaşmak gibi bir niyeti yoktu.


Ben sezon ortası teknik adam değişikliklerinden sonra bu soruyu mutlaka yeni gelen hocaya soruyorum. 'Nasıl bir miras aldınız?' diyorum... Trabzonspor'da Halilhodzic sonrası, Fenerbahçe'de geçen yıl Koeman sonrası ve Galatasaray'da da Prandelli sonrası sormuştum... Bu sorulara "İyi miras aldım" diyen sadece bir kişi oldu :) Tahmin edebilirsiniz... Hamza Hamzaoğlu... Şöyle bir şey demişti. "Bu konuda şikayet edemem. Takımın fizik durumu oldukça iyi" Zaten o sezon başında Burak Yılmaz ve bazı futbolcular "En çok çalıştığımız yaz kampı bu" gibi demeçler vermişlerdi. Buna karşın çoğu teknik adam böyle durumlarda bu kadar dürüst olmaz. Zira bunu açıkladığınızda "Hamza, Prandelli'nin kondisyon yüklemesi sayesinde şampiyon oldu" etiketini üstünüze kendi ellerinizle yapıştırırsınız. Hamzaoğlu'nun açıklamasına ister tecrübesizlik, ister samimiyet, ister saflık diyelim. Bence gerçek şuydu. Hem Hamzaoğlu, hem de Terim fizik kalite olarak çok iyi miraslar aldılar ve bu mirasları da çok iyi kullandılar. Galatasaray bahsi geçen iki sezonda da İlkbahar aylarında, şampiyonluktaki rakiplerinden daha sağlam kalmasını bildi ve kupalara uzandı. Mamafih iki hocadan Terim, kendisine Tudor'dan toz kondurmazken, Hamzaoğlu'nun şampiyonluğu hep Prandelli ile birlikte konuşuldu. (Yeri gelmişken değinelim. Şampiyonluk için bir takıma sadece yüksek fizik güç yetmez. Bilic 2 sezon da taş gibi takımlar kurdu. İkisinde de 3. oldu. Eğer başarılı hücum setleri kuramazsanız deli danalar gibi de koşsanız pozisyon üretemezsiniz)


2. KRİZ: BADOU NDİAYE


Fatih Terim'in ilk sezonunda yaşadığı ikinci kriz de, takımın Gomis'ten sonra belki en formda ismi olan Ndiaye'nin satılmasıydı. Ndiaye de (doğal olarak) Premier Lig'e gitmek istedi, kulüp de böyle bir bonservis teklifini reddetmek istemedi ve hoca da o dönem inanılmaz bir form yakalayan Ndiaye'yi satmak istemedi ancak 2. sezonda, Ndiaye'nin geri kiralanmasıyla görüldü ki, aslında Ndiaye pek de Fatih hocanın 4-3-3'üne uygun bir oyuncu değilmiş. (Bunu denemeden görmek pek mümkün değildi ben de 2. kez kiralandığında çok verimli olacağını düşünmüştüm) Terim bu 4. dönemde maalesef bazı şeyleri hep geç gördü. Onyekuru ve Ömer Bayram konularında saha içinde, Garry ve Diagne konularında da transfer dönemlerinde... Yazının devamında bunlara da değineceğiz...


2017-2018 sezonu devre arası transfer döneminde sadece iki hamle oldu. Bir Ndiaye satıldı, bir de Nagatomo kiralandı. Japon oyuncu nokta atışı oldu ve ciddi bir sorun haline gelen sol bek pozisyonunu hemen halletti. Badou Ndiaye yerine de şapkadan Donk çıktı. Ayrıca joker orta saha olarak da Tolga yerine Selçuk oynamaya başladı. İdeal üçlü Fernando - Donk ve Belhanda olmuştu. Tudor dönemi temposu yerine merkezde çok daha tutucu daha az gol yiyen ve daha temkinli bir takım doğdu. Terim Ndiaye sonrası buna dönmek zorundaydı ve elindeki kadroya en uygun oyunla şampiyonluğu almasını bildi. Fernando'nun sakat olduğu çok sayıda maçta da Donk - Selçuk - Belhanda üçlüsü oynadı. Tudor'un tek maç dahi yüzüne bakmadığı Donk resmen şapkadan çıkmıştı ama Tudor döneminde çok iyi katkı veren Tolga'dan da hiç yararlanılamadı.
 

(Fotoğraf mackolik.com adresinden alınmıştır)


Nihayetinde Terim'in final maçları oynatma becerisi, baskı kaldırma ve krizleri çözme deneyimi ile final haftalarında fizik güç olarak ayakta kalan takım, yukarıdaki gibi bir grafik yakaladı ve Başakşehir - Beşiktaş gibi kırılma maçlarını kazanarak şampiyonluğa ulaştı. Bu finalin neredeyse aynısı bir sonraki sezon yeniden yaşanacaktı.


İLK YAZ TRANSFER SEZONU: FATİH TERİM TAKIMI KURULACAK MI?


Fatih Terim, Galatasaray'ın başındaki 4. döneminde, 2. transfer sezonuna giriş yapıyordu. İlk transfer dönemi olan devre arasında neredeyse yaprak kımıldamamıştı ve Tudor'un takımı bu yaz Terim'in takımı olmaya doğru ilk kez şekil değiştirecekti.


Emre Akbaba (4 milyon €), Nagatomo (2.5 milyon €), Onyekuru - K (850 bin €), Ndiaye - K (750 bin €) Ömer Bayram (400 bin €) ve Muğrat Çelik bedelsiz olarak geldi. Toplamda 8.5 milyon euro civarında bir para harcandı.


Gomis (6 milyon €), Cavanda (2.4 milyon €), Carole (700 bin €) karşılığında gitti ve 9.1 milyon euroluk satış yapılarak FFP dengesi de sağlandı. Ayrıca Latovlevici, Yasin Öztekin, Koray Günter, Tolga Ciğerci ve Eray İşcan da serbest kaldı. Hakan Balta ile yedek kaleci Carrasso ise futbolu bıraktılar.


TRANSFERDE CESUR OLUNAMADI


2018/2019 sezonu başındaki yaz transfer döneminin çok verimsiz ve başarısız geçtiğini söylemek lazım. Mesela bu yaz Şampiyonlar Ligi avantajı sayesinde tam 5 tane yıldız oyuncu kiralayabilen Galatasaray, 2018 yaz transfer döneminde ise bir tane bile forvet bulamamıştı. Öncelikle sezon bitiminde istim üstünde ve 28 yaşında olan Garry Rodrigues en azından 8-10 milyon euro gibi bedellerle satılabilir, kendisinden 5 yaş daha genç olan henüz 23'ündeki Trezeguet 5 milyon euro satın alma opsiyonu varken kapılabilirdi. Garry'i doğru zamanda (Haziran ayında) elden çıkarmayan Galatasaray aynı hatayı bu yaz da Diagne'de yaptı. Yukarıda bahsettiğim transferde geç kalma hamlelerinden en belirgin olanlar bu ikisiydi.


Her iki oyuncu da Haziran ayında çeşitli takımlar tarafından istendi. Çeşitli transfer görüşmeleri yapıldı ama beklenen bonservis gelmeyince Haziran aylarında satılmadılar. Bekledikçe de Haziran'da gelen yüksek bedeller Temmuz - Ağustos'ta gelmedi. Garry'i satıp Trezeguet'i almayınca Trezeguet Kasımpaşa ile yeniden anlaştı ve 5 milyon euroluk satın alma opsiyonu kalktı. Diagne de bu Haziran ayında 7-8 ne veriyorlarsa satılmadı, Afrika Kupası'na gitti yedek kaldı, Galatasaray ile 3 lig maçına çıktı yokları oynadı, hem Galatasaray'ın sezona kötü başlamasına neden oldu hem de değerini düşürdü ve teklifler düşe düşe en son maaşını da Galatasaray'ın karşılaması suretiyle 3.350 milyon euroya gönderilebildi. İki oyuncu da aman ucuza verirsek tepki gelir diye çekinildiği için elde fazla tutulmuş oyunculardır.


Yine de bu 2018 yaz transfer döneminin en önemli olayı Garry - Trezeguet olayı değildi. Gomis krizi 2. kez hortladı.


DAHA TAHAMMÜLSÜZ - DAHA SABIRSIZ


3. döneminde kazandığı şampiyonluklara rağmen antrenmanda görevine son verilen Fatih Terim aslında bir travma yaşadı. Onun isminde biri için çok ağır bir hareketti bu. Taraftarlar evinin kapısına geldiğinde gözleri yaşaran Fatih Terim'i unutamıyorum. O günden sonra Fatih Terim'in karakterinde de ciddi değişimler yaşandı. Belki yaşlılığında etkisiyle daha tahammülsüz, daha çabuk silip atabilen biri olmuştu. Bunu ilk olarak Milli Takımda gördük. EURO 2016 öncesi takımın yıldızlarıyla çatışmaktan çekinmedi. Ardından hepsini bir kalemde silip attı. Sonra belki kendisine tuzak kurulduğunu bile bile kebapçıyı basmaya gitti ve 4. döneminde Galatasaray'da da kimsenin kaprisini çekecek tahammülü yoktu.


Bu yüzden Tolga Ciğerci'nin 'mızmızlığıyla' uğraşmadı ve kendisinden önce oldukça verim alınan bir oyuncu olsa da bedelsiz olarak gönderilmesine izin verdi. 2. tahammülsüzlüğünü Gomis'in kaprislerine katlanmayarak gösterdi. Sezon devam ederken yaşanan küçük krizi çözmüştü ama sezon bitince rekortmen Gomis'in para arzusu yeniden kabardı. Bir önceki yönetimin kendisine söz verdiğini ileri sürerek zam istedi. Zam pazarlıkları sürerken oynanan Süper Kupa maçında Akhisarspor'a yeniden kaybedilince Terim de gemileri yaktı.


İlk sezon Türkiye Kupası yarı finalindeki Akhisarspor maçları Tolga Ciğerci'nin kellesini almıştı. 3-4 ay sonra yine Akhisarspor ile oynanan Süper Kupa maçı da Gomis'in kellesini alacaktı. Bu maçta zam alamadığı için attığı tripten midir yoksa sezona hazır olmamasından mıdır bilemiyorum Gomis son derece etkisiz bir maç oynadı. Fatih Terim de inadına oyundan çıkarmadı onu. Oyuna sonradan giren Eren'in de yine etkili olduğunu ve gol attığını hatırlatalım. Eren'in golüyle penaltılara taşınan müsabakada her iki takım da tüm penaltıları gole çevirdi. Son penaltı için topun başına Gomis geldi ve penaltıyı kaçırdı. Maç sonrasında Fatih Terim "Penaltıyı hep aynı yere vurursanız kaçar" dedi ve Gomis'in penaltıyı bilerek kaçırmış olabileceğini açıkça ima etti. Bu açıklamadan sonra da ipler koptu. (Bu açıklamaya ve vedaya rağmen hala hem Gomis'in, hem Terim'in birbirleri hakkında müthiş sevimli demeçler vermesi her ikisinin de nasıl usta politikacı olduğunun başka bir örneği)


Gomis son günlere kaldığı için düşük bir bedelle satılabildi ve Fenerbahçe ile girilen transfer yarışı nedeniyle 4 milyon euro Emre Akbaba'ya gömüldüğü için FFP dengesi yüzünden elde bonservis verecek para da kalmamıştı.


Bu yaz transfer dönemi çok başarısız geçti. Emre Akbaba'dan beklenen verim alınamadı. Onyekuru sezonun ilk yarısında Garry'e yedek olarak veya sağ kanatta düşünüldü. Sezonun ilk 13 haftasında Feghouli yedek oturdu ve Sinan Gümüş beyhude uğraşlarla kazanılmaya çalışıldı. Ndiaye sisteme uymadı, Ömer'e yer bulunamadı ve Muğdat'tan da düşünüldüğü gibi bir joker olmadı. Bekleneni veren tek isim Nagatomo olacaktı ki, onun da yaşadığı ciğer sönmesi rahatsızlığı işleri daha da içinden çıkılmaz bir yere götürüyordu.


Tüm bu kötü transfer dönemi ve yaşanan çeşitli sakatlıklar, şanssızlıklar, Feghouli ve Onyekuru'nun yedek kulübesine hapsi ile geçen süreçte Galatasaray hem Şampiyonlar Ligi'nin en kolay grubundan çıkamadı, hem de ligde Başakşehir'den ciddi bir puan farkı yenildi. İlk yarıda art arda oynanan 14 resmi maçta sadece 2 galibiyetin alınabildiği garip bir süreç yaşandı.


Terim'in işler kötü giderken tahammülsüzlük eşiği daha da yükselmişti. Bir dönem form da yakalayan Eren Derdiyok'u, sakatlığını bahane ettiği gerekçesiyle silip attı. Mesela Eren, Lokomotiv Moskova'ya frikikten gol attığı dönemde oldukça form tutmuştu. Biraz pohpohlansa sözleşme bitimine kadar daha iyi verim alınabilirdi ama Terim'in buna tahammülü yoktu. Ardından Serdar Aziz'i de aynı gerekçe ile sildi. Sadece 1 yıl içinde Tolga Ciğerci, Eren Derdiyok ve Serdar Aziz ufak sakatlıkları bahane ettikleri gerekçesiyle gönderildi. Bugüne geldiğimizde Serdar'ın Fenerbahçe'de 3. 4. yedekliğe, Eren'in de Göztepe'de yedek santrforluğa kadar düştüğünü görüyoruz. Herhalde Fatih Hoca bu kararlarda haklıydı ancak aralarında tek toparlanan, hem de 1 yıl süren sakatlıktan sonra Tolga oldu. Açıkçası ben Tolga gibi bir oyuncunun her daim kadro içinde bulunması gerektiğini düşünmüşümdür. Garip olan Tolga'nın Galatasaray sayesinde zengin olup şimdi çeyrek maaş aldığı Fenerbahçe'ye fayda sağlaması...


HARİKA BİR TRANSFER DÖNEMİ: SCOUT BAŞARISI


Şampiyonlar Ligi'nin en kolay grubunda 3. olunmuş, ligde de Başakşehir'den puan farkı yenmişti. Üstüne Eren ve Serdar da kadro dışı kaldı. Genç Ozan'a teklifler vardı, Maicon da hocanın sistemine hiç uymuyordu. Neresinden tutsan elinde kalacak bir kadroyu şampiyon olacak bir takım haline getirebilmek için önünde sadece 1 ay vardı ve bu 1 ayı Galatasaray olağanüstü derecede iyi kullandı.


Ozan Kabak 11 milyon euroya ve Garry Rodrigues de 9 milyon euroya satıldı. Maicon da 1.5 yıllığına 1.7 milyon euroya kiralandı. Elde 21.7 milyon euro vardı. Bunu nokta atış scout hamleleri ile kullanmak elzemdi.


4 milyon euroya 22 yaşındaki Marcao son yılların en iyi transfer başarısıydı.


Üstüne 25 yaşındaki Luyindama transferi de yapıldı. Üstüne bir de Semih kiralandı.


Üç stoper Ozan, Serdar, Maicon gitti ve hocanın sistemine uyan Marcao, Luyindama, Semih geldi. Stoper hattı mükemmel bir başarı ile çözülmüştü.


Bir ihtimal ya tutarsa diye Emre Taşdemir alındı ve santrfora da Mitroğlou ile Diagne alındı. Stoperde gösterilen scout başarısı santrforda gösterilemedi. Satılık listesinden Mitroğlou yanlış ve hocanın sistemine de uymayan bir hamleydi. Diagne de son güne kalmıştı ve çok pahalıydı yine de ben, Diagne olmasa bugün hala o şampiyonluğun gelmeyeceğini düşünüyorum.


YA ALAN OLSAYDI?


Devre arasında en çok istenilen transfer ise sol öne Alan'dı. Fatih Terim prenslerinden biri olan Garry'i satınca onun tarzında başka bir skorer sol ön oyuncusu istedi. Amaç belliydi. Teklif gelen nadir isimlerden biri olan Garry satılıp, FFP'i denkleyebilmek için bonservis girdisi gösterildi ve yerine de daha yüksek maaşlı, daha yaşlı ama bonservissiz Alan'a gidildi. İyi ki Alan olmadı ama Alan'da uygulanamayan sakat mantık, bu yaz boyunca diğer transferlerde uygulandı. Örneğin Babel'de. Bonservis veremediği için maaş bütçesini şişiren ve takımı emekli sandığına çeviren bir anlayış türedi. Buna sonra geleceğiz...


Alan olmadığı için Onyekuru'ya mecbur kalındı. Tıpkı Sinan Gümüş kendisine verilen 10'larca haftalık şansı değerlendiremediğinde Feghouli'ye mecbur kalındığı gibi. Bu iki mecburiyetten oynayan isim Diagne'nin de gelişiyle şaha kalktı. Özellikle 21 yaşındaki Onyekuru'nun rolü bence en özeliydi. 16 gol attı ve tüm final maçlarında o vardı. Kupada yarı finalde, finalde. Fenerbahçe, Beşiktaş ve Başakşehir maçlarında o vardı. Özellikle Beşiktaş maçı... Beşiktaş savunmadan top çıkarmakta zorlanan Galatasaray'a ilk 30 dakika baskı yaptı, pozisyonlar da buldu. Galatasaray pasla çıkamayınca Gökhan Gönül'ün tarafına uzun, kontra toplar atmaya başladı. Onyekuru bunları sürükleyip takımı Beşiktaş kalesine taşıdı. Goller kaçırdı, pozisyon üretti ve resmen maçın seyrini de şampiyonluğu da değiştirdi.


Fatih hoca sezonun ilk yarısında pek güvenmediği, zaman zaman sağ kanada atıp verim alamadığı Onyekuru hakkında daha sonra sosyal medyadan da bol bol iade-i itibar yaptı. Başakşehir maçında hem Caicara'yı perişan edip hem de her seferinde Nagatomo'ya nasıl yardım ettiğini unutamam. Bugün o yardımın yarısını bile Babel'den görmüyoruz ve Babel'in de Alan ile aynı mantıkla alındığını söylemek gerekiyor.


Fikstür neredeyse geçen senenin aynısıydı ve tarih tekerrür etti. Fenerbahçe'ye deplasmanda yenilmeyen Galatasaray evinde Beşiktaş, Trabzonspor ve Başakşehir'i yenerek şampiyon oldu. Fatih Terim bir kez daha final maç becerisini gösterdi. Mayıslar sarı kırmızıydı...


Fatih Terim'i öz baba gibi gören arkadaşlar bu yukarıdaki tabloyu paylaşıp yazının başındaki soruyu soruyor. "2 yıldır top oynamayan takım nasıl böyle bir seri yakalıyor?" diyorlar. Buna iki ayrı itirazım var. Birincisi Galatasaray bir Avrupa takımı ve bu seriler sadece 2 kulvarda giderken yakalanabiliyor. 2 senedir Şampiyonlar Ligi'nin olduğu Sonbahar fikstüründe hantal ve Şampiyonlar Ligi'nin en az koşan, en yaşlı takımını her kulvarda nefessiz kalırken izliyoruz.


İkinci konu da tüm bu seriye rağmen, maçları tek tek ele alabiliyor oluşumuz. Galatasaray tek tek final maçları oynadı ve kupaya öyle uzandı. Haftadan haftaya artan oyun kalitesi maalesef yoktu. Yukarıdaki tabloda sadece 3-0 kazanılan Yeni Malatyaspor maçından 90 dakika boyunca tatmin olduğumu hatırlıyorum. Ve bir de 2-1'lik Başakşehir galibiyeti. Onun dışındaki maçlarda hep bölüm bölüm sorunlar barındıran Galatasaray gördük. 6-0'lık Ankaragücü galibiyeti zaten rakibin kabuk değiştirme dönemine denk geldiği için onu saymıyorum. Örneğin 5-0'lık Antalya maçında bile 2. gol gelip oyun kopana kadar bir sürü Antalya pozisyonu vardı. 3-1'lik Kayserispor maçı da öyle. Rakip kırmızı - penaltı görünce işler düzeldi. Diğer maçları da hatırlayın tek tek... O Terim'in ilk 1996/2000 dönemi gibi gün geçtikçe güçlenen bir Galatasaray'ın değil, her maçı tek tek ele alan bir Galatasaray'ın olduğunu göreceksiniz.


3. SEZON: BİR ARAP TAKIMI DOĞUYOR


Art arda gelen iki şampiyonluğun ardından 4. transfer dönemine giriliyordu. Devre arasındaki muhteşem işlerden sonra Galatasaray'ın doğruyu bulduğunu ve Marcao - Luyindama gibi scout hamlelerinin yaz döneminde de devam edeceğini düşünüyorduk. Maalesef hiç öyle olmadı.


FFP kısıtlamasının yarattığı sıkıntıyı yanlış yolla çözmeye çalıştı Galatasaray. "Bonservis veremiyoruz ama maaş verebiliyoruz" diyerek kuralın etrafından dolaşmaya çalışıldı. Bu hem takımın maaş bütçesini şişirdi, hem de yaş ortalamasını çok yükseltti. Dahası 5 tane kiralık oyuncu + 7 tane de sözleşmesi biten oyuncu var elimizde. Bakın takımın 12 futbolcusunun Galatasaray ile bağı 7 ay sonra bitiyor. 7 ay sonra gidebilecek 12 oyuncuyla mı gelecek sezonları kurgulayacaksınız? Veya 7 ay sonra kendisine yeni takım arayacak 12 oyuncuyu ne kadar motive edebilirsiniz? Hayır bu yaz yaptığınız gibi gelecek yaz da yeniden takım kuracaksınız. Peki, ne zaman Fatih Terim takımı doğacak yahu?


Bakın yazı 10 sayfa oldu. 2 yıl ve tam 4 transfer dönemi geçti. Ne zaman temel atmayı ve artık yol almayı düşüneceksiniz? Habire yeniden yapılanarak mı yol alacaksınız?


Nihayetinde Galatasaray, Suudi Arabistan Ligi takımı gibi, Katar Ligi takımı gibi bir takım kurdu. Kısaca bir Arap takımı kurdu ve Şampiyonlar Ligi'nde 31 Avrupa takımı arasında tek Arap takımı. Yaş ortalaması, koşu mesafesi olarak bu ligin seviyesine uzak. Parada eksik değil, organizasyonda, akılda ve oyunda eksik. Tıpkı Arabın yalellisi gibi temposuz, ne yükselen, ne alçalan mıymıntı bir oyun oynuyor.  


Bu yaz kimler geldi bir bakalım... Seri, Lemina, Andone, Emre Mor, Ozornwafor, Okan Kocuk, Nzonzi, Babel, Taylan, Falcao, Şener, Adem ve Jimmy. Tam 13 yeni transfer!


Gidenler de 8 tane. İkisi yabancı kiralık Ozornwafor ve Diagne. Elde şu an zaten 15 yabancı var. Seneye gidenler dönerse 17 olacak. Nzonzi kalır diğer üç yabancı kiralık Andone, Lemina, Seri dönse bile 14 yabancı olacak ve yaza da yabancı sınırının düşürülmesi bekleniyor.


"12 OYUNCU GÖNDERİRİM VE MAAŞ BÜTÇEM DÜŞER" Mİ ACABA?


Efendim ben bunları yazınca, Beşiktaş olunmamalı deyince, "7 sözleşmesi biten ve 5 kiralık çıkınca 12 oyuncu gönderebiliyorsun. Seneye Şampiyonlar Ligi'ne gidemezsen bütçeyi düşürürsün" diyorlar. Bu Pollyanna modeli düşünce sistemi sizi yanlışa sürükler. Gelecek yaz siz yine FFP kısıtlamasındasınız. Elinizdekilerin çoğu kiralık veya sözleşme sonu olduğu için yine satıp bonservis yaratmakta zorlanacaksınız. O halde yapabileceğiniz yine sözleşmesi elinde olanlara gitmek. O zaman da o sözleşmesi elinde olanları öpücükle alamayacaksınız. Örneğin 2 milyon euroluk sözleşmesi biten bir oyuncu yerine birini baktığınızda onun kalitesinde isim isterseniz yine onun kadar para vermek zorundasınız. Çünkü sözleşmesi elinde, talibi çok. Siz scouting yapıp fazla bilinmeyeni keşfetmek yerine veya 2000 jenerasyonunuzu parlatmak yerine herkesin bildiğine herkesten çok para vererek transfer yaparsanız eninde sonunda Beşiktaş'ın yaşadığı gibi duvara toslarsınız.


Bu 5'i kiralık 13 yeni isimli transfer dönemini işler kötü gitmeye başlayınca değil, transfer sezonu devam ederken eleştirdim sürekli. Bunun Beşiktaş olma yolu olduğunu söyledim. Maalesef Fatih Hoca 2. döneminde (2002-2004) yaşadığı transfer sarhoşluğunu bu dönemde de yaşıyor.


2. döneminde Lucescu'nun şampiyon olan takımını hemen dağıtan Fatih hoca, ilk sezonunda tam 18, ikinci sezonunda da tam 14 transfer yaptırdı. İlk sezonunda 15, ikinci sezonunda 16 oyuncu gönderdi. 2. sezonunda gönderdiklerinin çoğu, ilk sezonunda aldırdıklarıydı. Tam bir kaos. Gelen giden belli değil ve o döneme en yakın süreç artık 4. transfer döneminde taşların yerine oturması beklenirken 13 transfer ile bu yaz yaşandı! 


"OCAK'TA VE YAZ AYLARINDA"


Hocanın futbolcuların kaprislerine yönelik tahammülsüzlüğü transfere de yansıyor. Geçen sene bir basın toplantısında "Keşke transfer sezonu hiç kapanmasa demişti. Ve 4. döneminde geldiğinden beri aralıklı olarak sürekli Ocak ve yaz transfer dönemlerini işaret ediyor. Artık 2 sene geçmiş hala Gençlerbirliği maçında Ocak'ı işaret ettiğinde de insanlar, "4 transfer dönemi ne yaptınız hocam? Ne bitmek bilmez dertlermiş" diye soracaktır. Tabi esas dert, 5 ay önce yeni gelen birinin oluşturduğu dertse hiç çekilmiyor. Mesela senden önceki hocadan kalanların sana sorun oluşturduğunu söylersen insanlar tamam diyebilir ama bizzat 5 ay önce senin 13 milyon euroya aldırdığın oyuncu 5 ay sonra "Ne yapsak etsek de bundan kurtulsak" şeklinde anılıyorsa iş özeleştiriden yoksun ve sıkıcı bir hal alıyor.


Jürgen Klopp Liverpool'daki ilk yıllarında çok transfer yaptırmadığı için eleştirilirken "Ben transfere değil, çalışmaya inanırım" demişti. Yani önce kendi felsefesini işleyeceği iskeleti kuracak, sonra o iskelete uyan transferleri monte edecekti. Öyle de yaptı. Bu yaz transfer sayısı da sıfır! Klopp, Mourinho, Pep Guardiola gibi isimler "Transfer sezonu bir an önce bitsin de oyuncularla biz bize kalıp artık çalışmaya başlayalım" diye açıklamalar yaparlar yaz aylarında. Bu yüzden lig başlayınca transfer dönemini de kapattılar İngiltere'de. Yani Fatih hocanın transfer hiç kapanmasın sözlerine tam ters ifadeler bunlar. Ben maalesef Klopp'un haklı olduğunu düşünüyorum. Habire transfer sizin yol almanızı, takım olmanızı, sahada alışkanlık oluşturmanızı engelliyor.


Fatih hocanın bir an önce bundan vazgeçmesi ve 96-2000'de kurduğu takım gibi sabretmesi gerekiyor. En gerekli şey sabır. Atalay'a, Taylan'a, Süleyman Luş'a süre ve sabır vermek zorunda. Üstelik devre arasından başlayarak böyle oyuncuların sayısını arttırmalı ve kiralık - yaşlı oyuncuların sayısını da düşürmeli.


Fatih Terim'in UEFA şampiyonu yaptığı takım 90'larda yüzlerce maç birlikte oynadıktan sonra 2000'de herkesi yenerek Avrupa şampiyonu oldu. 1 sezonda kurulan bir takım değildi o. Terim en iyi kendi geçmişine bakarak bunu görmeli ve bu yoldan dönmeli. 


GEÇ GÖRÜLEN ÖMER VE KADRO İÇİ ÇÖZÜMLER


Bu arada bu yaz transfer döneminde, içeriden yapılan tek transfer de Ömer Bayram oldu. 13 yeni transfer ve şişkin kadro, son derece potansiyelli 2000 jenerasyonunun önünü kapatırken, Atalay gibi oyuncular bir dakika süre alamıyor. Buna rağmen Ömer bir sürprizle kendisine bir alan açabildi. Galatasaray'ın Augsburg ile oynadığı ve 54 dakikada 4-0 yenik duruma düştüğü hazırlık maçı aslında çok faydalı bir maça dönüştü. Fatih hoca 58. dakikada Ömer Bayram'ı merkeze aldı çünkü merkeze koyacağı bir oyuncusu yoktu. Ömer son 32 dakikada bu pozisyonda çok iyi oynayıp bir de gol atınca, bir sonraki Bordeaux maçında da ilk 11 başlayıp burada denendi. Galatasaray o maçı 3-1 kazanırken Ömer yine çok iyiydi. Sonra da şapkadan Ömer çıkmış oldu. Aslında Onyekuru'nun 2. yarıda değerinin anlaşılması gibi, Ndiaye'nin sisteme uymadığının 2. sezon anlaşılması gibi, Ömer Bayram'ın da sol bek değil ama sol merkezde kullanılabileceğinin anlaşılması da 2. sezonu bulmuştu.


Kadroda hala farklı pozisyonlarda denense daha iyi yararlanılacak isimler var. Örneğin Babel'den verim almak için merkeze çekmek. Feghouli'yi yine artık merkez oynatmak, Nagatomo'yu üçlü stoperin hem sağı hem solunda oynatabilmek, kanatsız ve temposuz çift forvetli sistemler denenebilir.


FATİH TERİM'İN KARAKTERİ... ROMANTİZM Mİ - REALİZM Mİ?


Geçtiğimiz günlerde PSG maçı mağlubiyeti sonrası futbolcuların alkışlanmasını manasız bulduğum için twitterda topa tutulmuştum. Son olarak bu konuya değinip bitireyim. O maç sonrası Galatasaray rakibine 6-7 net pozisyon vermiş, yine rakip kale önünde pozisyon üretebilmek için dişini kırmak zorunda kalmıştı. Ben de içeride hem savunmaya, hem hücuma çözüm bulamadığın ve 0-1 yenildiğin maç sonu alkışlanacak ne olduğunu sorduğumda insanlar, "mücadele" dedi? Ee yani? Şampiyonlar Ligi oynuyorsunuz bir de mücadele mi etmeyeceklerdi?


Rakibin PSG'de Neymar, Cavani, Mbappe yok. Son 4 resmi maçlarında 3 gol atabilmişler. Sıkıntılı bir süreçteler ve bu takıma karşı kendi sahanda kapalı bir savunma ile 0-0'ı sağlayamıyorsan neyi alkışlıyorsun? 80'li yıllara mı döndük?


Türk Milli Takımını Galatasaray ile, PSG'yi de Fransa Milli Takımı ile özdeşleştirelim. Türk Milli Takım futbolcularının kulüplerinde aldıkları maaşların toplamı, Galatasaray kadrosu maaş toplamının ancak yarısı edebilir. Fransa Milli Takımı ile PSG arasında ise daha bir denklik söz konusu. Şimdi Mbappe yokken, Lloris, Kante vs yokken nasıl gidip hem de deplasmandan 1 puan alabiliyorsan, nasıl gidip Konya'da bu takımı yenebiliyorsan PSG'yi de öyle yenebilirsin. "PSG'ye karşı daha ne yapacaktık?" diyorlar. O zaman futbolda hiç sürpriz olmasın kardeşim. Rakiplerinin 10'da 1'i kadar maliyeti olmayan Galatasaray nasıl Leeds'i Arsenal'i Real Madrid'i devirdi? Östersunds nasıl Galatasaray'ı yendi. Bu kafayla hiç maça çıkma daha iyi.


Bu gruptan çıkmak istiyorsan, iç sahada eksik ve henüz form tutamamış PSG'den 1 puan almak zorundasın. O bir puanı da sağlayan oyun yapısını oynamak gerek. Roberto Mancini, Juventus ve Real Madrid'in olduğu grupta Juventus'tan 4 puan çıkarıp çıkmadı mı? Galatasaray Juventus maçlarını rakip kalede mi oynadı yoksa akılcı bir oyunla rakibin hatasını mı bekledi?


Şimdi Fatih hoca savunma yaptırmaz. Mancini gibi hocalar daha realisttir. Fatih hocanın ise hayalleri sınırsız, 4. döneminde bile Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu düşünen bir romantik Fatih hoca. O yüzden ilk yarıyı 0-0 kapattığın maçta 2. yarının başında 45-50 arası PSG'ye karşı gereksiz bir öne çıkış yaptık. Geriyi boş bırakınca 50-55 arası adamlar çok rahat 3 pozisyon buldu ve 3.'de de golü attılar.


PSG'yi PSG gibi oynayarak yenemezsin. Bunu yapabilmek için sana yıllar gerekir. Hatırlayın o Mancini'nin çıktığı Real Madrid - Juventus'lu grubun ilk maçını Fatih Terim oynamıştı. İç sahada Real Madrid'e karşı oynandı. İlk 30 dakika Real Madrid'e kafa tutmaya çalışan önde basan ve rakip kalede pozisyonlar da bulan bir Galatasaray vardı. Maç sonu ise arkada açılan alanları değerlendiren Real Madrid 1-6 kazandı!


Bunun bir benzerini 99'da da yaşamıştık. Chelsea'ye İngiltere'de kök söktürünce Fatih hoca burada maç öncesi basın toplantısında müthiş iddialı konuştu. Ali Sami Yen'den çıkamazlar onları ezip geçeceğiz falan dedi 0-5 bitti maç.


Fatih hoca dev rakipleri, onları bozan bir oyun anlayışı bularak yenmeyi düşlemez. Yani Rehagel'in 2004'te Yunanistan'ı Avrupa Şampiyonu yaptığı gibi bir şeyi istemez hoca. O şekilde kazanmaktansa grupta elenmeyi tercih eder. Fatih hoca 2000'de kendisinden 10 kat bütçeli Arsenal'leri, Leeds'leri yenerken rakiplerinden daha iyi oynayarak yendi! Arsenal'i Arsenal gibi oyunu oynayarak devirdi ama şansı, bu takımı 96'dan beri çalıştırmasıydı ve aynı isimlerdi. Birbirleriyle yüzlerce maç yapmış, birbirini ezberlemiş bir takımdı. Bu takım gibi her sezon başı yeniden kurulmuyordu.


Üstelik 99/2000'lerin üzerinden 20 sezon geçti. Piyasa daha da sertleşti ve şimdi Manchester City'leri onlar gibi oynayarak yenmek imkansız. City'e karşı City gibi oynamaya çalışırsa değil Galatasaray, Atletico bile 5'lik 6'lık olur. Güçlü takımlara karşı panzehirler üretmediğimiz sürece bu romantik hayaller bir hayal olmaktan fazlası olmayacak. Biraz daha realist olmamız gerek ve nasıl PSG ile boğuştuk demek yerine PSG'ye nasıl pozisyon vermedik, nasıl taktik olarak organize olabildik demek lazım.


SON SÖZ


Fatih hocanın Gençlerbirliği maçı sonrası açıklamalarından çok memnun kaldım. Özeleştiri yaptı ve köklü değişikliklerin sinyalini verdi. Sivas maçıyla birlikte o değişiklikleri ve bunların Ocak transfer döneminden itibaren bilinçli şekilde devamını diliyorum.


MAÇ GÜNÜ | Türkiye - İzlanda maçı canlı iddaa, uzman yorumlar ve istatistikler