comScore

Fenerbahçe Fenerbahçe

Süper Lig'de haftanın panoraması

26 Ağustos 2015, Çarşamba 12:55
Süper Lig'de haftanın panoraması

Habertürk yazarı Rıdvan Aksu, Spor Toto Süper Lig'in ikinci haftasında oynanan karşılaşmaları yorumladı.

FutbolArena Analiz - Spor Toto Süper Lig'de 2. haftayı geride bıraktık. Kasımpaşa, Antalyaspor ve Trabzonspor yoluna kayıpsız devam ederken, Beşiktaş,Fenerbahçe ve Galatasaray bu hafta puan kayıpları yaşadı.

İşte 2. haftanın panoraması;

KASIMPAŞA 1-0 BAŞAKŞEHİR

İlk hafta Kasımpaşa karşılaşmaya birkaç değişiklikle başlamıştı. Geçen hafta Gaziantepspor deplasmanında ilk golü atan Adem Büyük, Eren Derdiyok'un yerine ilk 11 çıktı. Geçen hafta sağ bek oynayan Abdullah Durak yedek kalırken, orta sahada görev alan Veysel Sarı onun bölgesine kaydırılmıştı. Orta alana ise Gaziantep'te ilk 11 çıkmayan Donk yerleştirilmişti. Başakşehir'de önemli değişimler yaşanmıştı. Stoperde özellikle Antalyaspor maçında çok zayıf kalan Gençer'in yerine Bekir ilk 11 çıktı. Abdullah Avcı önceki maçlardan önce yaptığı açıklamalarda Bekir'i henüz hazır olmadığı için oynatmadığını söylemişti. Dikkat çeken değişim ise orta alandaydı. İlk hafta Emre Belözoğlu, Mossoro'nun oynatıldığı forvet arkası pozisyonuna yakın bir yerde oynatılmış ve Mossoro yedek bırakılmıştı. Emre'nin arkasında Badji-Mahmut ikilisi görev almıştı. Bu hafta Emre ön liberoda Badji'nin yerini alırken, Mossoro da forvet arkasına geçmişti. Sol kanatta ise Antalyaspor mücadelesinde bir gol atan Doka'nın yerine Cenk Ahmet görev aldı. Mücadele öncesinde Rıza Çalımbay, Başakşehir'in ofansif bir kadroyla sahaya çıktığını söyledi. Geçen sezon Mersin'in başındayken Başakşehir ile oynadıkları iki maçın da 2-2 bittiğini söyleyen Çalımbay yine keyifli bir mücadele olacağını ifade etti ama haftanın en temposuz karşılaşmasını izledik.

Kasımpaşa'da kaptanlık pazubandını takan Donk, Türkiye'nin en yetenekli futbolcularından birisi. Ama konsantrasyon ve motivasyon sorunu var. Maçtan maça değil, aynı karşılaşma içinde bile dalgalanmalar yaşayabiliyor. Sorumluluk bilincinden çok uzak görüntüler verebiliyor. Böyle bir futbolcunun stoper yerine ön libero oynatılması çok daha akılcı bir tercihti. Rıza Çalımbay da zaten Donk'u bu sezon ön libero oynatacağını açıklamıştı. Waalwijk ve Club Brugge'de de ön libero oynayan Donk bu pozisyona yabancı değil. Teknik kapasitesi yüksek bir oyuncu olduğu için de zorlanmadan oynayabiliyor. Üstüne bir de hücuma çıkışlarda Yaya Toure etkisi yaratabiliyor. Yine böyle bir anda hücumda pres yaparak kazandığı topta harika bir asist yaptı ve ligin en mütevazı skorerlerinden Scarione golü attı. Volkan Babacan için kolay bir pozisyon değildi ama geçen sezonki form düzeyinde olsaydı çıkarabileceği bir toptu. Pozisyonun başlangıcı da Başakşehir'de geçen sezon pek görmediğimiz bir savunma hatasıyla oluştu.

İkinci yarıda Kasımpaşa daha çok geriye yaslanıp, kontrataklarla skor aramaya çalıştı ama fazla etkili olamadılar. Aydın Yılmaz savunmaya katkısı olan fakat hücumda zayıf kalan bir görüntü çizdi. Tunay sahada kayboldu. 56'da oyuna giren Yonathan del Valle bu sezon Antalyasporlu Lazarevic ile birlikte çıkış yapmasını beklediğim iki oyuncudan birisiydi. Rıza Çalımbay onun henüz hazır olmadığını, birkaç haftaya daha ihtiyaç duyduğunu açıklamıştı. Del Valle, Gaziantepspor karşısında oyuna sonradan girip çok güzel bir gol attı ama Başakşehir önünde etkisiz kaldı. Topsuz oyunda görünmeyen, işin savunma kısmıyla fazla ilgilenmeyen Del Valle'nin top kendisindeyken de takım arkadaşlarıyla pek paylaşım içinde olmaması olumsuz yönleri. Bir savunma oyuncusunu birebir yakaladığında rakibi çok zor duruma düşürebiliyor ama kafasını kaldırıp takım arkadaşlarına asist yapmayı da düşünse takımı adına daha faydalı olabilir. Başakşehir'de ise Abdullah Avcı 61'de Doka'yı, 70'te Mehmet Batdal'ı oyuna aldı. Ama ikisini de aynı mevkiden bir oyuncuyu çıkararak gerçekleştirdi. Mağlup durumda olan ve topa sahip olmasına rağmen pozisyon üretemeyen bir takımın teknik direktörünün biraz daha risk alması beklenebilirdi. Mossoro etkisizdi fakat Mossoro'yu çıkarıp Doka'yı almak yerine Cenk Ahmet çıkarılabilirdi. Abdullah Avcı geçen hafta kaybedilen maçın ardından sisteme bağlı kalma konusuna vurgu yapmıştı. Belli ki Doka'yı bu yüzden yedek bıraktı ve savunma yönü de kuvvetli olan Cenk Ahmet'i tercih etti ama 60. dakikada takım 1-0 mağlupken Cenk Ahmet'i oyunda tutup Mossoro'yu çıkarmak çok mantıklı bir tercih olarak görülmedi. Üstelik Doka kalan 30 dakikada Başakşehir'de belki de hiç oynatılmadığı forvet arkası pozisyonunda görev aldı ve etkisiz kaldı. Tek opsiyon Cenk Ahmet'i çıkarmak değildi. Abdullah Avcı'yla daha önceden çalışmış olması ve taktiksel disipline sadık bir oyuncusu olması dışında hiçbir özelliği olmadığına inandığım sağ bek Uğur Uçar'ı çıkarıp Cenk Ahmet'i sağ beke çekebilir, Doka'yı yine sol kanatta kullanabilirdi. Cenk Ahmet, Süper Lig'de birçok maçta sağ bekte oynadı. Takım mağlup durumdayken bu yapılabilir bir değişiklikti. 70. dakikada Mehmet Batdal girerken de santrfor Cikalleshi çıktı. Kendisi için en uygun mevkinin hangisi olduğunu anlayamadığım Cikalleshi'yi ilk hafta 1 gol, 1 asistle oynamasına rağmen beğenmedim. Kasımpaşa önünde de etkisiz kaldı. Ama son 20 dakikada santrfor alırken santrfor çıkarmak da pek makul bir tercih olmadı. Cikalleshi'yi oyunda tutup, Mehmet Batdal'la çift santrfor oynatıp, iki uzun boylu oyuncuya yüksek toplar şişirecekleri bir oyuna dönebilirlerdi. Bu saydığım tüm senaryoları bu sezon Başakşehir içerdeki Alkmaar maçında yapmıştı. O gün Cenk Ahmet, Uğur Uçar'ın yerine sağ beke geçti, son 15 dakikada Mehmet Batdal ile Cikalleshi çift santrfor oynadı ve bence etkili de oldu. Abdullah Avcı nedense Kasımpaşa önünde bunları tercih etmedi.

Sonuç olarak Başakşehir maçı pozisyona giremeden tamamladı. Abdullah Avcı mücadele sonras üretim eksikliğinden bahsetse de takımın mücadelesini beğendiğini söyledi. Yıllarca Abdullah Avcı ile birlikte çalışan, şu sıralarda Lig TV'de yorumculuk yapan Ekrem Ekşioğlu, Abdullah Avcı'nın Başakşehir'de oynattığı futbolun artık rakipler tarafından bilindiği için farklı bir arayışa girebileceğini söylemişti. Set oyununu da oynayabilen bir takım yaratması gerektiğinden söz etmişti. Emre Belözoğlu da set oyunu oynamak isteyecek bir takımın alabileceği en iyi orta saha oyuncularından birisi. Ama bu oyun tarzı değişikliği şu ana kadar Başakşehir'de hiç iyi bir görüntü vermedi. Başakşehir'in ilk 11'indeki 8, 9 futbolcu geçen sezon da bu takımın formasını giyiyordu. Temel değişiklikler Emre Belözoğlu ve Cikalleshi'nin girişi oldu. Ama özellikle Emre Belözoğlu'nun girişi şu ana kadar takımı kötü etkiledi. Emre ilk haftaya kıyasla Kasımpaşa önünde daha iyi bir görüntü verse de Sedat Ağçay-Mahmut Tekdemir ikilisinden oluşan bir orta saha bile Başakşehir için geçen sezon daha faydalıydı. Tabii Semih Şentürk ve Epureanu'nun devam eden sakatlıkları da onları olumsuz etkiliyor. Bekir'in tamamen hazır olduğunda topla çıkışlardaki gereğinden fazla özgüveni dışında Epureanu'nun boşluğunu doldurabilecek bir oyuncu olduğuna inanıyorum ama Cikalleshi şu ana kadar büyük bir hayal kırıklığı. Üstelik bonservisi için 2 milyon Euro ödenmiş bir oyuncu. Son yıllarda Anadolu kulüplerinin bir yabancı futbolcuya bu kadar yüksek bonservis bedeli ödediğini pek hatırlamıyorum. Son hatırladığım örnek Orduspor'un benzer bir ücrete Stancu'yu transfer etmesiydi. Cikalleshi ilk maçta skora katkı yaptı ama oyuna katkısı yok. Abdullah Avcı'nın yabancı futbolculardan Rotman ve Perbet'yi kadroya dahi almamasını da anlamlandıramıyorum. Perbet'yi Başakşehir'in sistemine uyum sağlayamadığı için fazla tercih etmediği konuşulmuştu ama şu ana kadar ısrarla vazgeçmediği Cikalleshi de buna çok uyumlu görünmüyor.

Diğer tarafta Kasımpaşa Teknik Direktörü Rıza Çalımbay gerçekten çok büyük bir iş başarıyor. Geçen sezon çok gol yemesiyle eleştirilen takım şu anda ligde gol yemeyen tek ekip. Savunma oyuncularının iletişimi için aynı dili konuşmalarının öneminin büyük olduğundan bahsedilir ama pozisyon icabı sağ bek Veysel ile sol bek Ferhat'ın fazla iletişime girecek durumları olmadığı düşünüldüğünde Kasımpaşa savunmasında neredeyse hiç kimse aynı dili konuşmuyor. Buna rağmen Başakşehir maçını pozisyon vermeden tamamladılar. Yeni transfer Bozhikov sakatlanınca o bölgeye Fransız sol bek Veigneau alındı ama o da takıma yeni katıldı. İlk iki hafta sol bekte hücum oyuncusu Ferhat Kiraz'la oynayan bir takımın gol yememesi de önemli bir durum. Kasımpaşa bütçe anlamında geçmiş sezonlara kıyasla daha düşük bir bütçeyle hareket ediyor. Rıza Çalımbay da böyle bir kadronun başına getirilebilecek en uygun hoca olduğunu geçen sezon Mersin İdman Yurdu'nda göstermişti. Bu sezona da çok iyi girdiler. Savunmada yeni transferler Omeruo ile Titi çok iyi bir görüntü veriyor ama Omeruo'nun her topu İngiltere'de oynayan stoperler gibi 'Buradan uzaklaşasın da nereye giderse gitsin' diyerek uzaklaştırması topun tekrar rakibe geçmesine sebep oluyor. Titi bu anlamda daha iyi bir görüntü verse de Omeruo'nun daha hareketli, daha sert, mücadelenin hiçbir anından kaçınmayan görüntüsüyle savunmada daha faydalı olduğu da bir gerçek. Hücumda ise bir sorun olduğu açık. Geçen sezon sakatlığı nedeniyle ancak sezon sonlarına doğru oynayabilen Eren Derdiyok bu yıl yeni transfer gibi ama hazırlık maçlarında gol attığı karşılaşmalarda bile çok ağır bir görüntü verdi. Sakatlığın etkisini tam olarak atlatamamış. Malki de hücum presi ve rakip ceza sahasında çok iyi pozisyon almasıyla benim beğendiğim bir oyuncu ama ilk 11 çıkacak seviyede değil. Son maçta Adem Büyük ileri uçta başladı fakat santrfor özelliği olmaması topun orada kalması noktasında problem yaratıyor. Adem Büyük kanatta kullanıldığında da takım savunması sekteye uğrayabilir. Basında Kasımpaşa'nın forvet hattına bir transfer yapacağı haberleri çıkıyor. Rıza Çalımbay'ın bu problemi çözme noktasında doğru hamleyi yapacağına inanıyorum.

KAYSERİSPOR 1-1 KONYASPOR

Kayserispor Teknik Direktörü Tolunay Kafkas karşılaşmaya geçen haftaya kıyasla tek bir değişiklikle çıktı. Forvet arkası pozisyonunda Diego Lopes'in yerine Barış Özbek yer aldı. Yedek kalan 10 numaralı Diego Lopes oyuna hiç girmedi. Konyaspor'da ise Aykut Kocaman geçen haftaki ultra-defansif kadroyu bir parça daha ofansif hale getirmişti. Forvet arkasında taraftarın çok tepkisini alan Uğur İnceman'ın yerine geçen sezon Karabükspor'da Tolunay Kafkas'ın öğrencisi olan Traore başladı. Oyuna daha iyi başlayan Kayserispor 17. dakikada sol bek Ömer Bayram'ın harika ortasında Deniz Türüç'ün çok şık vuruşuyla 1-0 öne geçti. İki oyuncu da Hollanda doğumlu. Ömer Bayram, NAC Breda'da 4-3-3 sisteminde öndeki üçlünün kanadında oynayan bir futbolcuyken Türkiye'de zamanla sol bek oynamaya başladı. Deniz Türüç için ise Go Ahead formasıyla son iki sezonda da Hollanda Ligi'nde üç golün üstüne çıkamamış bir oyuncu olarak ikinci haftada golle tanışması önemliydi. Golden sonra Konyaspor topa daha fazla sahip olan taraftı ama rakip ceza sahasına yaklaşmakta bile zorlandılar. Golü ise tıpkı geçen hafta olduğu gibi yine bir duran toptan buldular. Duran top ustası Meha'nın ortasında Vukovic'in kafa vuruşu skora eşitliği getirdi.

Aykut Kocaman ikinci yarıya çok enteresan bir oyuncu değişikliyle başladı. Sahanın Konyaspor adına hücumda en iyi ismi olan, takımı ileriye taşıyabilen tek futbolcu olan Traore'yi çıkarıp Sissoko'yu oyuna aldı. Geçen hafta 1-1 biten Akhisar maçında hiç oynatılmayıp bu hafta ilk11 çıkma garipliğini yaşayan Traore'nin çok iyi oynadığı bir karşılaşmada devrede oyundan alınması ilginçti. Üstelik sağ önde görev alan Vedat ya da orta sahanın merkezinde oynayan Volkan Fındıklı ile Ali Çamdalı'dan birisinin çıkışı tercih edilebilirdi. Vedat zaten geçen sezon hücumda değil orta sahanın ortasında oynatılmıştı. Geçen hafta annesinin vefatı nedeniyle ülkesinde bulunan ve Akhisar maçında oynatılmayan Sissoko, Kayserispor karşısında etkisiz kaldı. Topsuz oyunda ise neredeyse hiç yoktu. Hem kaptırdığı toplar, hem de savunmaya yardım etmemesi Konyaspor'u zor durumlara düşürdü.

Sonuç olarak Kayserispor çok net olmasa da galibiyeti daha fazla hak ettiği bir maçı beraberlikle tamamladı. Biseswar çok etkili bir görüntü çizerken Derley'in Ömer Bayram'ın asistinde çok net bir golü kaçırması takımına da iki puana mal oldu. Kayserispor adına mücadelenin kritik anlarından birisi de Ömer Bayram'ın yaşadığı mide sorunu nedeniyle 63. dakikada çıkması oldu. O ana kadar Kayserispor atakları sıklıkla onun kanadından yapılıyordu ve biri golle sonuçlanan iki harika orta yapmıştı. Kayserispor'da bu mücadelede Samba Sow cezası nedeniyle forma giyemedi. Tolunay Kafkas'ın devre arasında ön libero Mijailovic'i oyundan çıkarıp geçen sezon Trabzonspor'da stoper ve sol bek oynayan Mustafa Akbaş'ı alması dikkat çekti.

Konyaspor'da ise yedek forvet Rangelov geçen sezondan kalan cezası nedeniyle forma giyemedi. Böyle bir durumda Aykut Kocaman'ın Rumen santrfor Marica'nın kadroya almaması mantık sınırlarını aşan bir durum. Sonuç olarak Konyaspor bu deplasmana kulübesinde forvet oyuncusu olmadan geldi. Geçen sezonun neredeyse tamamını sakatlık nedeniyle kaçıran Marica yeni sezon öncesi hazırlık kampında yer aldı hatta gol attığı maç da oldu. İlk hafta Akhisar karşısında takıma geleli 10 gün olan forvet Bajic'i ilk 11 çıkaran Aykut Kocaman, Marica'yı 84. dakikada oyuna almıştı. Bu defa Marica'yı kadroya bile almadı. Boşnak Ligi gol kralı Bajic ise top saklama konusunda hünerli, sık sık geriye gelen çalışkan bir takım oyuncusu görüntüsü verse de takım arkadaşlarıyla iletişim eksikiği yaşıyor doğal olarak. Geçen hafta 84'te yerini Marica'ya bırakmıştı, bu defa kulübede forvet olmadığından 90 dakika sahada kaldı. İstekli ama faydasız bir görüntü çizdi. Aykut Kocaman topa daha fazla sahip olan, defansif bir oyun anlayışını tercih ediyor fakat şu anki Konyaspor ne defans, ne de hücum yapabilen bir takım. Konya gibi futbol şehrine dönüşmeye hevesli bir kentte bu sıkıcı futbolun tribünler üzerinde de olumsuz bir etki yaratacağını düşünüyorum. Zaten iç sahadaki son Akhisar maçında takım mağlupken yapılan yan ve geri paslar artık tribünlerin de tepkisini çekmeye başladı. Konyasporlu futbolcular o mücadelede 700, 800 defa topa temas etmiş ama bunun çok az bir kısmı rakip ceza sahası içi ve çevresinde gerçekleşmişti. Çoğunlukla kendi sahasında veya rakip yarı alanın tehlike yaratmayacak bölümlerinde pas yapan Konyaspor'un bu futbolu sürdürmesi halinde bu sezon işi zor.

AKHİSAR 2-0 MERSİN İDMAN YURDU

2011-2012 sezonunda PTT 1. Lig'den Süper Lig'e yükselen Akhisar o dönem maçlarını Akhisar Belediye Stadı'nda oynuyordu. O stat yeterli olmadığından Süper Lig'e çıktıklarından beri kendi evlerinde oynayamıyorlar. Manisa 19 Mayıs Stadı'nı kullanıyorlardı ama o da bakımda olduğu için Mersin karşılaşmasını Balıkesir'de oynadılar. Üç yıldır Süper Lig'de olan bir takımın hala stadının olmaması Türkiye şartlarında normal, global bakış açısıyla anormal bir durum. Akhisar'ın yapımı devam eden stadı umuyorum ki en azından yeni sezona yetişir. Tabii Akhisar'ın Manisa'dan İzmir'e gitmek varken Balıkesir'e gitmek zorunda kalması, bir başka deyişle koca İzmir'de maç yapacak stat olmaması da ayrı bir konu. Bu maç için Balıkesir'e gitmekten mutlu olabilecek tek kişi Akhisar'ın Balıkesir doğumlu teknik direktörü Cihat Arslan'dır. Geçen sezon Balıkesirspor'un başında maçlara çıktığı sahaya dönen Cihat Arslan ilk hafta Konyaspor'dan puan alan takımı bozmadı. Bu defa kulübe çok daha güçlüydü. Yeni iyileşen Rodallega'ya ek olarak sakatlıkları geçen Bruno Mezenga ve LuaLua da yedekler arasındaydı. Mersin İdman Yurdu ise Beşiktaş maçı ilk 11'inden daha defansif bir kadroyla sahaya çıkmıştı. Ersun Yanal'ın yardımcılığını yapan ve yorumlarında genelde pozitif futboldan bahseden Mesut Bakkal'ın son yıllarda teknik direktörlüğünde defansif bir anlayışı benimsediğini görüyorum. Beşiktaş karşısında 2-1 mağlupken oyundan Tita'yı çıkarıp stoper Efe Halil'i aldı. Stoper olarak transfer edilen Sadiku geçen sezon ön libero oynamıştı. Servet'in ayrılığı sonrası Sadiku stopere geçmişti. Beşiktaş karşısında orta sahayı Khalili, Mehmet Taş ve Oktay kurmuştu. Akhisar önünde cezası biten Murat Ceylan'ın da dönüşüyle Khalili, Sadiku, Murat üçlüsü sahada yer aldı.

Karşılaşmaya daha iyi başlayan ve Halil Çolak'la bir topu direkten dönen Akhisar topu rakibe bırakmıştı ama Cihat Arslan devre arasında çok cesur bir değişiklik yaptı. Kanatta oynayan hücum oyuncusu Halil Çolak ile orta saha Aykut'u çıkarıp iki forvet Rodallega ve Bruno Mezenga'yı soktu. Üstelik Hasan Kabze de oyundaydı. 67. dakikada , topun daha fazla Mersin'de olduğu anlarda kaleci Mihaylov'un aut atışında kısa düşen topunu önüne alan Rodallega takımını 1-0 öne geçirdi. Yenilen golde Mihaylov atış sırasında ayağından hafif bir sakatlık geçirdi. Herhalde bunun etkisiyle Rodallega üstüne doğru gelirken kaleyi ortalamakta da sorun yaşadı, doğru pozisyon alamadı ve kolay bir gol yedi. Aynı pozisyonda stoper Efe Halil'in Rodallega'ya koşuda bu kadar kolay geçilmesi de dikkat çekti. 87'de Efe Halil bu defa çok basit bir top kaybı sonrası topu alan Rodallega'yı ceza sahasında düşürerek hem kırmızı kart gördü, hem de rakibe penaltı kazandırdı. Kaleci Mihaylov da Rodallega'nın açısını kapatmışken, 89. dakikada takım da zaten 1-0 mağlupken kırmızı kart ve penaltıya sebebiyet verecek bir hamle yapmak pek doğru değildi. Güray penaltıyı gole çevirdi ve Akhisar maçı 2-0 kazandı.

Küme düşme adayları arasında gördüğüm Akhisar sezona gerçekten çok iyi başladı ama kolay bir fikstür başladığını da göz ardı etmemeliyiz. Stoperde Douglao ve Caner Osmanpaşa şu ana kadar kötü bir görüntü çizmediler. Bilal Kısa ve her ne kadar sezonun son aylarında oynamasa da Gekas'ı kaybeden Akhisar'da büyük bir değişim yaşandı. Cihat Arslan da yeni sezon öncesi özellikle Bilal Kısa'nın yokluğunu çok hissettiklerini, takımın onsuz oynamaya alışmasının zaman alacağını söylemişti. Ama Hasan Kabze ilk iki haftada harika bir oyun kurucu rolü üstlendi. 33 yaşına gelen Kabze futbolunun gerçekten en olgun çoğunu yaşıyor. Attığı ara paslarındaki oyun bilgisi ve pas becerisi üst düzeydi. Kabze'nin geriye gelerek top aldığı anlarda Halil Çolak da  sızma koşularla savunmayı zor durumlara düşürüyor ama bu noktada daha yetenekli, iş bitirecek hücum oyuncularına ihtiyaçları var ki onlara da zaten sahipler. LuaLua ve Rodallega ilk 11 çıkabilecek duruma geldiklerinde bunları yapabilecek oyuncular. Özellikle Rodallega'nın lige bu kadar kolay ısınması takımı adına önemli. Akhisar adına beğenmediğim nokta ise Güray Vural'ın performansı. Sol bek performansıyla milli takıma kadar yükselen Güray'ın geçen sezon Roberto Carlos ile sağ önde oynatılmaya başlamasının faydalı bir hareket olduğunu düşünmüyorum. Bu konuda tam aksi görüş bildiren spor yazarlarını da şaşkınlıkla dinleyip, okuyorum. Ters kanatta topla buluşup, sık sık Robbenvari hareketlerle şut çekebilecek ya da asist yapabilecek bir oyuncu değil Güray. Bunu Mersin maçında bir kez yaptı fakat orada da attığı şut çok zayıftı. Üstelik Güray sağ önde oynadığında sol bek Güray'dan mahrum kalıyorsunuz. O 'sol bek Güray', milli takıma kadar yükselen bir performansın sahibi. Sağ açık Güray ise en fazla A2 Milli Takımı'na çağrılmayı hak ediyor. Üstelik Akhisar'ın şu anda oynayan sol beki de Orhan Taşdelen. Fiziği itibariyle geçen sezon sıkça stoper oynatılan, bence PTT 1. Lig'de üst sıralara oynayacak takım seviyesinde bir futbolcuyu sol bekte oynatıp Güray'ı orada kullanmamanın çok faydalı olduğu inancında değilim. Tabii 10 numaralı formayı alan ve bu sezon penaltıları da kullanmaya başlayıp takımın lideri olan Güray'ı sol beke çekmek artık çok zor olacak.

Mersin'de ise Mesut Bakkal maçtan sonra yine şanssızlıktan yakınıp kötü oynamadıklarını söyledi. Transfer yasağı nedeniyle kadrosunu güçlendiremeyen, üstüne Servet, Sinan Kaloğlu ve Nihat Şahin'i kaybeden bir takımın işi sezon öncesi zor görülüyordu. Ben TSYD Kupası'ndaki performanslarını beğenmiştim. Hatta transfer yasağı nedeniyle oluşan zorunlu durumdan ötürü oyuncuların birbirlerini tamamen ezberlediğini, kimin ne zaman ne yapacağını bildiklerinden takım halinde iyi bir performans gösterdiklerini düşünmüştüm. Lige skor anlamında kötü başladılar ama ben oyun olarak çok da kötü olmadıklarını düşünüyorum. Topa daha fazla sahip oluyorlar, rakip kalede çok olmasa da fırsatlar da üretiyorlar ama asıl sorun defansta. Servet'in yeri dolmadı. Bir sonraki hafta Efe Halil cezalı olduğundan ya Beşiktaş karşısındaki gibi Sadiku stopere geçecek ya da geçen sezon genelde A2 takımında oynatılan 22 yaşındaki stoper Mehmet Enes Sığırcı ilk 11'e girecek. Mersin'in geleceği adına umutsuz değilim ama şehirdeki hava yönetim üzerinde büyük baskı kuruyor. Yönetim de kötü sonuçların devamı durumunda ilk iş olarak Mesut Bakkal'ın görevine son verecektir. Mesut Bakkal, Ocak ayına kadar görevde kalmayı başarırsa transfer yasağının bitimiyle alacağı oyuncularla takıma başka bir hava katabilir.

BEŞİKTAŞ 1-2 TRABZONSPOR

Olimpiyat Stadı'nda oynanan maçta tribünlerin yarıya yakını boştu. Aynı taraftarları Türk Telekom Arena ya da Şükrü Saracoğlu Stadı'na koysanız tribünlerin büyük kısmını doldurabilirlerdi ama 80 bin kapasiteli Olimpiyat Stadı'nda 35-40 bin civarında bir taraftar sayısı bile çok yeterli olmuyor. Beşiktaş'ta bu maçta tek değişiklik sol bekte Tosic'in yerine Motta'nın başlamasıydı. Mersin mücadelesinin yıldızları Oğuzhan ve Cenk yine ilk 11'de yer alırken, iyileşen Sosa ile Mario Gomez kulübedeydi. Futbolda 'kazanan takım bozulmaz' diye bir klişe vardır ama hangi kazanan takım? Takımların maçlara başladığı 11'ler vardır, bir de bitirdiği 11'ler. Mersin İdman Yurdu Teknik Direktörü Mesut Bakkal, Beşiktaş karşısında ikinci yarının başında yaptığı Tita-Efe Halil değişikliğinde oluşan 11'in aynısıyla çıktı ikinci hafta Akhisar önüne. Trabzonspor Teknik Direktörü Şota da 1-0 kazandıkları Bursaspor mücadelesinin ikinci yarısına başladığı kadroyla sahaya çıktı İstanbul'da. O mücadelenin devre arasında etkisiz bir oyun sergileyen Cardozo ile ilk yarı biterken sahada Özer Hurmacı ile tartışan Medjani oyundan alınmış, yerlerine Aykut Demir ve N'Doye girmişti. Bu ikili Olimpiyat'ta ilk 11'de sahaya çıktı.

Besiktas vs Trabzonspor - Turkish Spor Toto Super League : News Photo

Beşiktaş karşılaşmaya çok daha istekli ve etkili başladı. Takım içi lideri olmadığından, hatta örnek vermek gerekirse Fenerbahçe'de oynarken Emre Belözoğlu'nun, Galatasaray'da Melo'nun yaptığı gibi gerektiğinde kavga çıkacak, hakemin üstüne yürüyecek bir oyuncu eksikliği çektiği söylenen Beşiktaş'ta bu role Olcay Şahan üstlenmiş gibi göründü. Mersin maçında da gereksiz bir agresiflik sergileyen Olcay, Trabzonspor karşısında da ilk dakikalardan itibaren hakem üzerinde baskı kurmaya çalıştı. Beşiktaş topa daha fazla sahip olan, agresif oynayan taraftı ama Trabzonspor zamanla oyuna ortak oldu ve kontrataklarla tehlikeler yaratmaya başladı. Bu tür büyük maçlarda ev sahibi ekibin oyuna yaptığı başlangıç da belirleyici oluyor. Ama Olimpiyat Stadı'nda ilk devre rüzgar avantajı Trabzonspor'un arkasında olunca Beşiktaş rakip ceza sahasında fazla bir etkinlik yaratamadı. Tabii 2015 yılında ülkenin en önemli takımlarından ikisinin oynadığı bir futbol maçında rüzgar avantajından bahsediyor olmak da bir Türkiye ayıbıdır. İkinci devrede Trabzonspor bir kontratak golüyle öne geçerken N'Doye'un sadece paylaşımcılığı değil hızlı oyundaki etkinliği de göze çarptı. Cardozo hava toplarında çok etkili, vuruş becerisi üst düzey bir golcü ama takım önde oynamadığında Paraguaylı'nın performansı düşüyor. Bu yüzden deplasman maçlarında takımı neredeyse 10 kişi oynattığı bile söylenebilir. Bu sorunu gidermek için alınan Yatabare de geçen sezonu sakatlıklarla geçirince Trabzonspor büyük sıkıntı yaşamıştı. N'Doye transferi tam isabet görünüyor. Üstelik N'Doye iç sahada da etkili olabilecek bir golcü. Yusuf Erdoğan'a ilk yarıda da güzel bir pas vermişti ama Yusuf topu kötü kullanmıştı. Bursaspor mücadelesinde de oyuna sonradan girip Yusuf'a güzel toplar atmıştı ama Yusuf yine yanlış tercihlerde bulunmuştu. Bazı pozisyonlarda da N'Doye'a pas atması gerekirken bunu yapmamıştı. Başka bir oyuncu bu durumda takım arkadaşına tavır alabilir ama Senegallli bunu yapmadı ve Yusuf'a servislerini Beşiktaş önünde de sürdürdü. O da ilk golü attı. Beşiktaş golden sadece üç dakika sonra nizami olmayan bir gol attı. Faul kararı sonrası top durmadan oyuna başlandı ve Quaresma'nın bence orta yaptığı pozisyonda rüzgarın etkisiyle kaleye giden ağlarla buluştu. Kaleci Onur'a suç bulabilecek bir durum yok çünkü Olimpiyat Stadı'ndaki bu rüzgara karşı kaleye Neuer ve Courtois birlikte bile geçseler o topu çıkaramayabilirlerdi. Golden dört dakika sonra Quaresma sorumsuzca bir hareket sonrası ikinci sarı kartla oyundan atıldı. Quaresma'nın Porto döneminde değişmeye başladığına inanmış ve bu yönde makeleler okumuştum ama daha hazırlık maçları döneminde bile Quaresma pek de değişmediğini göstermeye başlamıştı. Trabzonspor mücadelesinde de atıldığı ana kadar yaptığı sorumsuzca hareketler vardı. Önder Özen, Mersin İdman Yurdu maçı sonrası onun için "Quaresma artık neşe vermemeli, mutlu etmeli" demişti. Yani taraftarın gözüne hoş gelebilecek spektaküler hareketler yapmak yerine takım oyununa ve takıma katkı sağlayacak işler yapması gerektiğini söylüyordu fakat Quaresma yine trivelalar, zorlama vuruşlarla başladı maça. Taç çizgisi kenarındaki bir pozisyonda topa koşmayıp, daha sonra var gücüyle koşup topu oyunda tutan Yusuf Erdoğan'a yaptığı hareket ise başka bir ligde kırmızı kartla cezalandırılabilirdi. Üstelik bu hareketin sonrasında  yerde yatan Yusuf Erdoğan'ı formasından çekip tepki gösterdi. Bunları yapan bir oyuncunun hakemin kendisine düdüğünü gösterdiği bir pozisyonda üç saniye sonra topa vurup oyundan atılması şaşırtıcı olmadı. Tabii burada Quaresma kadar böyle anlamsız bir kuralı futbol oyun kurallarına sokanları da eleştirmek lazım. Kurallara göre doğru olsa da bir oyuncu bu kadar basit bir hareket yüzünden ikinci sarı kart görerek oyun dışı kalmamalı. Beşiktaş 10 kişi kalmasına rağmen taraftarın da kırmızı kart reaksiyonuyla bir baskı yarattı. Olimpiyat Stadı rüzgarı da yine iş başındaydı. Soldan Motta'nın yaptığı ortada top kaleye yöneldi, Onur zorlukla çeldi. 85'te ise Gökhan Töre'nin uzaklaştıramadığı topta Erkan Zengin 133 km hızla bir şutla golü buldu.

Beşiktaş'ta Quaresma konusunda taraftar ikiye bölünmüş durumda. Birçok takımın böyle sahiplendiği, hata da yapsa hoş gördüğü oyuncular vardır. Burada artık tercih Beşiktaş taraftarının. Gökhan Töre eleştirilen bir başka oyuncu oldu. Töre büyük maçlarda savunmaya destek konusunda özveri gösteren ve alanını kapatan, adamını marke eden bir oyuncu ama Trabzonspor'un 2. golündeki gibi bir top uzaklaştırma onun her maç yaşadığı bir durum değil. O yüzden yaptığı hatanın fazla büyütülmemesi gerektiğini düşünüyorum. 0-0'ken kaçırdığı golde ise sağ ayağını iyi kullanamıyor olması eleştirilebilir ama o pozisyonda sağ ayağıyla vurmayı denemesi kendisi adına çok kötü bir görüntüye yol açabilirdi çünkü pas çok sert geldi. Bence o pozisyonda daha hatalı olan Cenk Tosun'du çünkü sağ ayaklı bir futbolcuya verilecek bir pas attı. Rüzgar da hesaba katıldığında soldan o sertlikte bir topta Gökhan Töre'nin gelişine sağ ayağıyla yapacağı bir vuruşun gol olma ihtimali çok düşüktü. Halbuki Cenk çok rahat bir pozisyondaydı, daha yumuşak bir pasla Gökhan Töre de topa doğru hareketlenerek sol ayağıyla çok net bir vuruş yapabilirdi. Maçta Beşiktaş adına Sosa ve Mario Gomez'in ne kadar ihtiyaç duyulan oyuncular olduğu da görüldü. Cenk Tosun da ligimizin en iyi bitiricilerinden ama bu mücadeleyi Gökhan Töre'ye attığı bence kötü pas dışında hiçbir varlık gösteremeyerek tamamladı.

Trabzonspor ise geçen sezonki buhran, bu sezonki Rabotnicki felaketi ve Onur krizinden sonra rüya gibi bir başlangıç yaptı. Son 5 sezonda lige ikide ikide yaparak girememişlerdi. Üstelik bu iki maçta da geçen sezonun yıldızı Mehmet Ekici oynamadı. Akhisar karşısında o da sahalara dönecek. Hafif sakatlığı olan Cardozo daha fit hale gelecek ve N'Doye sayesinde Trabzonspor onu da deplasmanlarda ilk 11 çıkarmak zorunda kalmayacak. Ekici'nin yokluğunda Özer'in yetersiz kaldığı hücum bölgesine kanatlarda da oynayabilen Marko Marin transfer edildi. Savunmaya da mutlaka yapılması gereken takviyeler yapılacak gibi görünüyor. Orta sahada ise Mbia bana göre mevkisinde şu anda ligin en iyisi. Yıllar önce Appiah'ın bu ligde yarattığı etkiyi yaratacağı kesin gibi görünüyor. Beni en çok şaşırtan ise Okay Yokuşlu oldu. 1994 doğumlu olmasına rağmen Kayserispor'da 35 yaşındaki futbolcu temposuzluğuyla oynayan Okay'ı ilk iki hafta çok beğendim. Fiziksel anlamda gelişmiş, oyununu da geliştiriyor. Tabii Mbia gibi bir yıldızla birlikte oynamak onun için çok büyük bir şans. Sağ bek Cavanda ise benim performansını çok beğenmediğim bir oyuncu. Büyük takımlarda savunma beklerinin mutlaka hücumda da faydalı oyuncular olması gerektiğine inanıyorum. Cavanda ise işin savunma kısmında çok becerikli ama hücumda zayıf görünüyor. Erkan Zengin sezona harika girdi. Yusuf da N'Doye ile iletişimini kuvvetlendirirse çok daha faydalı olacaktır. Stoper sorunu da çözülüğünde Trabzonspor daha iyi işler yapabilir. Avrupa kupalarına Rabotnicki'ye elenerek veda etmek bir hezimettir ama bizim ligimizde Avrupa ile ligi bir arada götürmek çok zor. Dolayısıyla sadece lige odaklanacak bir Trabzonspor'un şampiyonluk yarışında olması hiç sürpriz değil. Üstelik daha şimdiden ilk yarı fikstüründe şampiyon takımlardan Bursaspor ve Beşiktaş maçlarını geçtiler. İçerde Akhisar önünde alınacak bir galibiyet ve yeni stoper transferlerinin milli maç arasında takıma adaptasyonuyla birlikte Trabzonspor şampiyonluk rüzgarına kapılmaya başlayabilir. Geçen sezon Avni Aker çok boş kalmıştı. Bu sezon taraftar sayısı daha fazla görünüyor. Akhisar maçında stadın mutlaka dolması gerekiyor. Eğer bir takım şampiyonluğa oynayacaksa kesinlikle evinde çok az puan kaybı yaşamalı. Türkiye'de bu durumu kadro kalitesi kadar taraftar baskısı da belirliyor. Trabzonspor taraftarı kurallar dahilinde her maç Avni Aker'i hakemler ve rakipler için cehenneme çevirirse bu takım şampiyonluk yarışında kalabilir.

ESKİŞEHİRSPOR 4-2 SİVASSPOR

İlk hafta Fenerbahçe karşısında etkisiz kalan Eskişehirspor'da teknik direktör Skibbe bu defa daha ofansif bir kadro sahaya sürdü. Orta sahanın merkezinde Causic'in yokluğunda tüm yük Lawal'a kalacak gibi görünüyordu. Kaan, Defederico, Onur Bayramoğlu ve Khalifa diğer oyunculardı. İleride ise ilk haftanın en çok eleştirilen ismi Gekas yer alıyordu. Savunmada sağ bek yokluğunda orta saha oyuncusu Toko oynamaya devam etti. Kamil Ahmet'in sakatlığı bu anlamda Eskişehirspor'u olumsuz etkiliyor. Sezgin bu bölgede oynayabilen bir oyuncu ama Skibbe onu orada tercih etmiyor. Ankaragücü'nden alınan Aydaç Öden geçen sezon 2. ligde parlak bir performans ortaya koydu, dört de gol attı ama Skibbe onu beğenmedi. TSYD Kupası'nda ilk 11 başladığı Mersin İdman Yurdu maçında kendi kalesine attığı golden sonra sildi Aytaç'ı. O maçta devrede Aytaç'ı çıkarıp Toko'yu sağ beke almıştı. Lige de öyle başladı. Tabii Causic'in de cezası varken merkez orta saha Toko'yu sağ bekte kullanmak lüks gibiydi ama Eskişehirspor bunun sıkıntısını yaşamadı. Galatasaray karşısında üstünlüğü koruyamayan Sivasspor'da stoper Manuel da Costa ilk hafta oynamamıştı. İkinci maç öncesinde Olympiacos'a satıldı. Geçen sezonun devre arasında yedek olması için alınan 34 yaşındaki İbrahim Öztürk yine ilk 11'deydi. Sol bekte Ziya'nın sakatlığında yine Erkan Kaş vardı. Hücum hattında ise Sergen Yalçın değişiliğe gitmişti. Yeni transfer Yekta ayağının tozuyla ilk 11'e girerken, Galatasaray maçının başarılı isimlerinden Taouil kulübeye çekildi. Yekta, Taouil'e kıyasla defansa daha fazla yardım edecek bir oyuncuydu kağıt üstünde.

Eskişehirspor maça golle başladı. Kaan Kanak'ın asistinde Gekas henüz 9. dakikada kolay bir gol attı. Sivasspor savunması 21. dakikada Kaan'ın bu defa kendisinin attığı golde daha da kötü bir görüntü verdi. Futbolculuğunda şampiyonluklara alışık olan Sergen Yalçın teknik direktörlüğünde bunun etkisini yaşıyor. Türk futbolunda 'Haddini bilmek' olarak yorumlanan kontrollü oyunu Sivasspor'da kolay kolay göremiyoruz. Mağlup duruma düştüklerinde ise Sergen Yalçın büyük takım teknik direktörlerinin bile yapmaya cesaret edemediği değişiklikleri gerçekleştiriyor. Örneğin Galatasaray evinde Osmanlıspor'a 2-1 mağlupken Hamza Hamzaoğlu, golcüsü Burak'ı takım savunmasına yardım etmiyor diye çıkardı. Sergen Yalçın ise devreye 2-0 mağlup girdiği Eskişehir'de ikinci yarıya orta sahanın merkezinde oynayan Hakan Özmert ve Adem Koçak'ı çıkarıp hücum oyuncuları Dani Abalo ile Taouil'i alarak başladı. 48'de Yekta'nın kaptırdığı topta kalede 3. golü gördüler ama buna rağmen 65'te skoru 3-2'ye getirmeyi başardılar. Sivasspor'da neredeyse bütün ataklar sağ kanattan Cicinho ile gelişirken Brezilyalı ilk golün asistini yaptı. Ön direğe doğru koşuyu ve sonrasında doğru vuruşu yapan yeni transfer Dani Abalo da iyi iş çıkardı. 65'te ise Cicinho'nun kullandığı kornerde oluşan karambolde topa son dokunan Batuhan skoru 3-2'ye getirdi. Ama sadece 4 dakika sonra bu defa İbrahim Öztürk çok basit bir top kaybı yaptı. Kontratakta Beşiktaş'ın istediği Lawal topu çok iyi sürdü fakat o anda Gekas dışında golü atabilecek oyuncu yoktu. Cicinho ise önünden geçen Gekas'a çarpmamak için duraksadı. Halbuki 69. dakikada o pozisyonda Gekas'ı düşürse sadece sarı kart görecek ve rakibi ceza sahası dışından bir frikik kullanacaktı. Sertliği sevmeyen Cicinho centilmence bir hareketle Gekas'a çarpmamak için gayret sarf etti, her zamanki gibi nereye koşacağını ve nereye vuracağını çok iyi bilen Gekas da çok rahat bir gol attı. Batuhan Karadeniz yedi şut attığı maçı bir golle tamamlarken, Gekas üç şutta üç gol kaydetti. Bu da iki oyuncu arasındaki vuruş becerisi farkını ortaya koyuyor.

Eskişehirspor'da kaleci Ali Şaşal Vural'ın sakatlığında eldivenleri takan Boffin çok iyi değildi ama yine birkaç önemli kurtarış yaptı. Bu sezon başında yüksek maaşı nedeniyle satılmak istenen Belçikalı kalecinin takımda kalmasının ne kadar önemli olduğu da görülmüş oldu. Sağ bekte Toko sırıtmadı. Stoperde ise Birol bu pozisyonda beğenmediğim bir oyuncu olmasına karşın bence iki haftadır elinden gelenin en iyisini yapıyor. İki haftadır ligin en zorlayıcı santrforlarıyla mücadele ediyor. İlk hafta Fernandao'yu, ikinci hafta ise Batuhan'u marke etti. İkisi de gol attı Birol'un mücadelesi takdire değerdi. Sol bekte yeni transfer Anıl henüz hücumda beklenen katkıyı sağlayamadı. İkinci golde asist olarak istatistiklere düşen uzun pasını ise gerçek bir gol pası olarak değerlendiremeyiz. Orta sahada Lawal sorumsuzca kaptırdığı bazı toplar dışında harika oynadı. İlk 11'leri gördüğümde Eskişehirspor'da orta sahanın savunma yükünü çekmesi konusunda şüphelerim vardı ama kanat oyuncusu Ben Khalifa'nın bile sekiz faul yaptığı bir sertlikte oynadı Es Es. Ben Khalifa'Nın sekiz faul yapıp maçı kırmızı kart görmeden tamamlaması da çok beğendiğim hakem Deniz Ateş Bitnel'in karnesine eksi olarak yazılmalı. Orta sahada Alpaslan'ın yedek kalması oyunun iki yönü açısından da daha faydalı oldu. Forvette ise Gekas bildiğimiz gibiydi. Fenerbahçe karşısındaki zayıf performansı çok büyütüldü. TSYD Kupası'nda zaten göstermişti ki Gekas ne zaman, nereye koşacağını çok iyi bilir ve yine bu ligde 10-15 golün altına düşmez.

Sivasspor'da yeni transfer Dani Abalo'nun gol atması sevindirici. Yekta Kurtuluş da takıma uyum sağladıkça faydalı olacaktır. Manuel da Costa'nın yerine alınan yeni transfer John Boye'un performansı kritik olacak çünkü Manuel o bölgede çok başarılıydı. Sadece savunmada değil hücumda da katkı veriyordu. John Boye ise küme düşen Erciyesspor'un stoperiydi. Santrfor eksikliği yaşayan Sivasspor'da Eneramo hala tam olarak hazır değil. Nihayet bu bölgeye bir takviye yaptılar ve geçen hafta Yunan Ligi gol kralı Barrales'i aldılar. Eskişehirspor maçında kadroda değildi. Onun gelişi hücum hattına güç katacak. Fenerbahçe'den gelen Beykan Şimşek de geçen sezondan kalan cezası bittiği için artık forma giyebilecek. Boye, Yekta ve Barrales gibi isimlerin adaptasyonu, Ziya'nın da sakatlıktan dönmesiyle Sivasspor yine geçen sezonki gibi güçlü bir görüntüye bürünebilir.

BURSASPOR 0-1 GAZİANTEPSPOR

Trabzonspor deplasmanında etkisiz bir oyuna ortaya koyan Bursaspor'da teknik direktör Ertuğrul Sağlam sahaya çok defansif bir kadroyla çıkmıştı. Sağ bek Advincula sağ önde, sol bek Emre Taşdemir ise sol önde görev alıyordu. Arkalarında da Erdem Özgenç ve Aziz Behich vardı. Gaziantepspor karşısında ise Ertuğrul Sağlam cesur bir başlangıç yaptı. İki ofansif bek Advincula ve Emre Taşdemir'i savunma kanatlarında oynatıp, önlerinde Dzsudzsak ve Cuenca gibi iki hücum oyuncusuyla başladı. Bursaspor'un sahaya çıkan ilk 11'inde sekiz yeni transfer vardı. Necid sakatlığı nedeniyle forma giyemezken, De Sutter de henüz takıma katılmamıştı. Gaziantepspor ise kaptanı Elyasa'dan cezası nedeniyle yoksun çıktı sahaya. Geçen hafta 3-0 kaybettikleri Kasımpaşa maçında kırmızı kart görmüştü. Beklentileri karşılayamayan stoper Arokoyo'yu Karşıyaka'ya göndereceklerdi, bu yüzden Kasımpaşa mücadelesinin kadrosuna alınmamıştı. Kasımpaşa önünde Elyasa atılınca teknik direktör Mutlu Topçu yedek kulübesindeki genç stoper Süleyman'ı kullanmak yerine orta saha oyuncusu Erdem Şen'i stopere çekmişti. Bursaspor karşısına ise Arokoyo ile başladılar ve Karşıyaka'ya göndermekten şimdilik vazgeçtiler. Başka değişiklikler de vardı. Geçen hafta lisansları çıkmadığı için oynayamayan orta saha Abuda ile kanat oyuncusu Larsson ilk 11'deydi. Geçen haftanın dikkat çeken genç futbolcusu 1996 doğumlu Orkan Çınar kulübeye gitmişti. Sol bekte de Benfica'dan kiralanan Marçal ayağının tozuyla sahaya çıktı.

Gaziantepspor geçen haftaya kıyasla daha ofansif bir kadroyla sahaya çıktı ama üretkenlikten uzak bir görüntü çizdi. Sadece kontrataklarla skor üretmeye çalıştılar, onda da final toplarında sorun yaşadılar. Maçın başlarında Abdülkadir'in karşı karşıya kaldığı bir pozisyonda ise bana göre Bursaspor'un bu sezonki en önemli transferi olan Sivok kritik bir müdahale yaptı. Bursaspor maç boyunca topa daha fazla sahip olan taraftı ama bunu rakip ceza sahası içinde bir etkinliğe dönüştüremediler. Bunun iki temel faktörü vardı. Birincisi ilk 11'de tam sekiz yeni transfer olması. Üstelik bunlardan dördü takıma bu ay katıldı. Yani birlikte kamp da yaşamadı. Diğer önemli faktör de santrfor eksikliğiydi. 14 Ağustos'ta Bursaspor'a transfer olan Sercan Yıldırım iki maçtır mecburen ilk 11'de. Yedeği de 1997 doğumlu Mert Örnek. Sercan, Bursaspor'a kanatlarda ya da çift forvetli sistemde faydalı olabilir ama 4-2-3-1 veya 4-1-4-1 sistemiyle oynayan Bursaspor'da Fernandao tarzı bir santrforun sahada varlığı şart. Necid ve De Sutter bu görevi görecektir ama onlar forma giyene kadar Bursaspor'un işi kolay görünmüyor. Cuenca etkisiz bir görüntü çizerken Jorquera'nın bir hücum oyuncusu olarak orta sahanın bu kadar gerisinde oynaması onu çok zorluyor. 'Yeni Belluschi' olmak için zamana ihtiyaç duyabilir ama mücadeleyi altı top çalmayla tamamlaması o bölge adına çok iyi bir istatistik. Hücumda Josue'nin neredeyse bütün tercihleri hatalıydı. Yeni takım arkadaşlarına alışamadı. Dzsudzsak uyum sorununu en az hisseden oyuncuydu çünkü pas vermek yerine hep kaleye şut atmayı düşündü. Maçı dört şutla tamamladı ve bunların tamamı çok etkiliydi. Kendisine futbol tabiriyle 'duvar' olabilecek bir santrforla oynadığında performansı yükselebilir. Oyuna sonradan giren Stoch ise laubali bir görüntü çizdi. Stoch için önemli olan Fenerbahçe'den Bursaspor'a gitmeyi kariyerinde bir düşüş olarak mı görüyor, yoksa yeni bir çıkış noktası mı? İlk maç performansı ilk seçeneği gösteriyor. Yenilen golde ise Stoch'un sorumsuzluğuyla başlayan zincirleme hatalar vardı. Ertuğrul Sağlam son dakikalarda bir klasik olarak stoperleri ileri göndermişti, bunda bir hata olduğunu düşünmüyorum. Ama Stoch'un kaptırdığı toptan sonra Bursasporlu oyuncuların faul yapmama gayretini de pek mantıklı bulmadım. Sadece sarı kartla geçiştirilebilecek bir pozisyonda, arkadaki büyük boşluğa rağmen ısrarla faul yapmadılar. Tabii bu pozisyonun başlangıcında 11 futbolcuyla kendi ceza sahasında bekleyen Gaziantepsor'da uzatmaların o anında bu kadar çok oyuncunun kontratak için ileri koşması da futbolun güzelliği adına çok hoş bir görüntüydü. Final pasını atan Orkan Çınar'ın topu saklayışı ve attığı doğru pas da ilk hafta sergilediği futbolun ardından kendisi adına bir başka pozitif noktaydı. Kısa bir süre önce önemli bir gol fırsatını değerlendiremeyen Muhammat Demir de karşı karşıya pozisyonu affetmedi. Bursaspor alt yapısından yetişen Muhammet böylece eski takımına karşı ilk 11'de sahaya çıktığı son 4 maçta 3. golünü atmış oldu.

Bursaspor'un Japon ön libero transferiyle artık kadrosunu oluşturduğunu ve güçlü bir takım yaptığına inanıyorum. Adeta baştan kurulan bir takımı oynatmak da teknik direktör maharet ister. Bunu Kasımpaşa'da Rıza Çalımbay kısmen başarıyor. Ertuğrul Sağlam'ın şehirde kredisi var ancak içerdeki ilk maç sonunda ıslık sesleri duyulmaya başlandı. Yine de kadro gelecek adına ümit vaadediyor. Santrforda Necid veya De Sutter'in oynayacak hale gelmesinin ardından 6. haftadan itibaren Timsah Arena'da maçlarını yapmaya başlayacak bir Bursaspor her takım için zor rakip haline gelecektir.

ANTALYASPOR 3-1 GENÇLERBİRLİĞİ

Bozuk zeminiyle dikkat çeken Akdeniz Üniversitesi Stadı'nda oynanan maçta Antalyaspor'un Başakşehir'i deplasmanda mağlup eden kadrosundan iki değişiklik vardı. Sakatlığı nedeniyle Chicago kadroda yoktu, Erman Kılıç ise yedekler arasındaydı. Chico'nun yerine Zeki Yıldırım görev alırken, Erman Kılıç'ın yerine de Başakşehir mücadelesinde ilk 18'e giremeyen Osman Çelik göre aldı. Evinde Rizespor'a 87. dakikasına 2-1 önde girdiği maçı kaybeden Gençlerbirliği'nde ise o mücadelede sakatlanan Stancu'nun yerine Tomic ilk 11'deydi. El Kabir tek forvet pozisyonuna kayarken, Tomic onun yerine kanatta görev aldı. Hazırlık maçlarında Stancu'nun sahada yer almadığı bölümlerde tek forvet olarak da çok etkili bir görüntü çizen El Kabir aynı performansı Antalyaspor karşısında sürdürdü. 37. dakikada da takımını öne geçiren golü kaydetti. Golde Spelmann'ın ince pası da değerliydi. Bir maçlık cezası biten ve kulübeye dönen Antalyaspor Teknik Direktörü Yusuf Şimşek devrede risk alarak Osman Çelik'i çıkardı, hücum oyuncusu Emre Akbaba'yı oyuna soktu. Ama oyunun kontrolü hala Gençlerbirliği'ndeydi. Emrah Başsan'ın Eto'o'nun pasıyla hareketlendiği bir pozisyon ve yaklaşık 40 metreden kaleye vurduğu frikik dışında Akdeniz ekibinin rakip kaleyi tehdit ettiği bir an olmadı. Kullandığı frikikte ise Emrah'ın Erman Kılıç'tan feyz aldığını düşünüyorum. Rakibe tek kişilik baraj kurduracak kadar uzak mesafelerden etkili vuruşlar yapabilen Erman idmanlarda Emrah'a da bir şeyler göstermiş olmalı. 61'de ise Emrah yerini Serdar Özkan'a bıraktı. Oyun üstünlüğünü hala bırakmayan Gençlerbirliği El Kabir ve Uğur Çiftçi ile ikiye iki yakaladığı kontratağı değerlendiremedi. Çaprazda kaleciyle karşı karşıya kalan El Kabir pas atmak yerine şutu tercih etti, Fornezzi vuruşu kurtardı. Stancu'nun yokluğunda ekstra efor sarf eden El Kabir çok yoruldu ve 73'te yerini Berat Tosun'a bıraktı. O dakikalarda El Kabir'in de yorulmasıyla Antalyaspor daha rahat gelmeye ve baskı kurmaya başlamıştı. El Kabir çıkınca daha da rahatladılar. 76'da Serdar Özkan'ın ortasında Lazarevic'in kafa golü skoru 1-1 yaptı. Bugüne kadar hızıyla dikkat çeken Lazarevic bu defa kafasını kullandı. Savunma önlemlerini artırmak isteyen Baxter hücumda kullandığı orta saha Spelmann'ı çıkarıp savunma oyuncusu Halil İbrahim'i soktu. 83'te ise Antalyaspor'da Lazarevic'in yerine PTT 1. Lig'in başarılı forveti M'Billa girdi. 5 dakika sonra Gençlerbirilği savunmasında sağ bek Ahmet Oğuz'a yapılan net faulü hakemler es geçti, topu alan Antalyaspor sol beki Kvesic'in ortasına kafayı vuran M'Billa skoru 2-1 yaptı. Uzatmalarda da Serdar Özkan maçtaki ikinci asistini Eto'o'ya yaptı ve Antalyaspor üst üste ikinci galibiyetini aldı.

Antalyaspor adına oldukça şanslı bir galibiyetti. Gençlerbirliği 60, 70 dakika çok üstün oynadı. Stancu olmamasına rağmen farkı artıracak pozisyonları da yakaladı. Antalyaspor son 15 dakikada bulduğu gollerle kazanırken ikinci golde net faul vardı. Yine de Serdar Özkan'ın kulübeden gelerek yaptığı katkı, Emrah Başsan'ın şutları, Kvesic'in güzel ortaları, M'Billa'nın Süper Lig'de de gol atabilmesi ve Eto'o'nun gol pozisyonlarındaki rahatlığı maçın Antalyaspor adına dikkat çeken noktalarıydı.

Gençlerbirliği'nde ise teknik direktör Stuart Baxter'ın üç ısrarı var. İlki yabancı kaleci Hopf yerine Ferhat Kaplan'ı kullanması. İkincisi bu takımın simge isimlerinden Doğa Kaya'yı oynatmaması. Üçüncüsü ise her  ne kadar bu maçta bir asist yapsa da orta sahadan hücuma katkısı sınırlı olan Spelmann'a ısrarla bu rolü vermesi. Rizespor karşısında 87. dakikaya önde girip maçı kaybeden Ankara ekibi, Antalyaspor önünde de 75. dakikaya üstün girip kaybetti. Mücadelenin ardından teknik direktör Stuart Baxter ile yollar ayrıldı. Geçen sezon da teknik direktör değişikliklerinden geçici olarak göreve gelen yardımcı antrenör Naci Şensoy şu anda takımı hazırlıyor. Muhtemelen ilerleyen maçlarda İlhan Cavcav'ın oynamasını istediği oyuncuları sahada göreceğiz. Klasspor sitesinde okuduğum bir başka detay da takımdan gönderilen son iki hocanın da Tomic'i oyundan çıkardıktan sonra gönderilmiş olması. Ama Sırp oyuncunun da 90 dakika çıkarabilecek kondisyona henüz sahip olmadığını düşünüyorum. Gençlerbirliği için Mehmet Özdilek ismi geçiyor. Bu kulüpte daha önce çalışmış ve iyi şekilde ayrılmış birisiydi. Gençlerbirliği'nin iyi bir kadrosu var. Stancu'nun yokluğunda yapılacak bir hücum takviyesiyle özellikle Ankara'yı rakipler için puan alması zor bir yer haline getirecek kadro gücüne sahipler.

RİZESPOR 1-1 FENERBAHÇE

Rizespor'da maç öncesi en önemli konu Kweuke'nin forma giyip, giyemeyeceğiydi. Dört gün boyunca takımdan ayrı özel idman yapan Kamerunlu santrfor özür dileyerek krizi tatlıya bağlasa da Gençlerbirliği maçında sadece teknik direktörüne değil takım arkadaşlarına da ayıp etmişti. Zaten futbolcuların toplanarak Hikmet Karaman'a "Biz bu oyuncuyu aramızda görmek istemiyoruz." dediği ifade edilmişti ama Kweuke affedildi ve Fenerbahçe karşısında ilk 11'de sahaya çıktı. Gençlerbirliği mücadelesinden tek fark Chevalier'nin yerine Sercan Kaya'nın başlamasıydı. Zaten Gençlerbirliği önünde de 46'da Sercan oyuna girmişti. Kağıt üstünde ofansif bir hücum dörtlüsüyoe nyayan Rizespor'un orta sahası ise oldukça defansifti. Asıl mevki sağ bek olan, stoper de oynayabilen Koray ön liberodaydı. Bu pozisyondaki partneri Robin Yalçın da stoper oynayabilen, hatta bu sezon bazı hazırlık mücadelelerinde bu mevkide denenmiş bir oyuncu. Fakat oyun içinde Rizespor'un hatlar arasında bir bağlantı kopukluğu yaşadığını görmedik. Fenerbahçe ise orta saha ve forvette değişikliklere gitmişti. İleri uçta Sow'un yerine Van Persie ilk 11 başlarken, orta sahada Josef-Mehmet Topal ikilisini gördük. Fenerbahçe ilk yarıda kötü oyununa rağmen Nani'nin asistinde Van Persie'nin golüyle İngiltere Premier Lig'de değil Spor Toto Süper Lig'de bir maçta golü buldu. Van Persie'nin gol pozisyonundaki top kontrolü ve vuruşu ise yıllardır Emenike, Kuyt, Sow üçlüsünün gol vuruşu yeteneksizliğinden çile çeken Fenerbahçe taraftarı için bir golden daha fazlasıydı. Hücumda yaratıcılıktan çok uzak bir görüntü veren Fenerbahçe savunmanın arkasına atılan toplarda da sıkıntı yaşıyordu. Bu yeni bir durum değildi. Shakhtar maçlarında da bu şekilde çok pozisyon verildi. Hatta Atromitos da Fenerbahçe önünde stoperin arkasına bir topla karşı karşıya bir pozisyon yakalamıştı. O maçta olduğu gibi Volkan bu mücadelede de kritik hamleler yaptı fakat basit bir penaltıya sebep oldu. Geçen haftaki penaltı krizinden sonra topun başına kimin geçeceği merak ediliyordu. Hikmet Karaman maçtan önce oyunculara "Penaltı olursa kimin atacağına o an ben karar vereceğim" dediğini açıkladı. Ve o anda Kweuke'yi işaret etti ama Kweuke, Deniz Kadah'ın atmasını istedi. Deniz Kadah fiziksel özellikleriyle ön plana çıkan bir oyuncu. İdmanlardan sonra salonda ekstra çalışmalar yaptığını okumuştum. Kol kaslarından da bu konuda hayli istekli ve gayretli biri olduğu görülüyor ama Deniz'in vuruş becerisi anlamında bir takımın birinci penaltıcısı olacak yetenekte olduğuna inanmıyorum. Volkan'ın kurtardığı penaltıda da kayda değer bir vuruş becerisi görmedik. İşin ilginç tarafı, Hikmet Karaman mücadele sonrası Kweuke'nin penaltıyı Deniz Kadah'a bırakmasını "Karakterinin pozitif yanlarını gösterdi" şeklinde yorumladı. Halbuki Gençlerbirliği maçında Hikmet Karaman'ı dinlemeyerek penaltıyı Deniz Kadah'ın atmasına izin vermeyen ve kendisi kullanan Kweuke bu hafta da hocasını dinlemeyip kendi istediği kararı uygulattı.

Fenerbahçe ikinci yarıya beni çok şaşırtan bir oyuncu değişikliğiyle başladı. Fernandao çıkarken Alper girdi. Fernandao sahada hayalet gibiydi. Zaten Fernandao'nun ligin en zayıf takımları haricinde deplasman maçlarında ilk 11 çıkmaması gerektiğini geçen sezon Bursaspor performansından biliyorduk. Fernandao geçen sezon ligdeki 22 golünün 15'ini iç sahada attı. Ligde deplasmanda attığı son gol 1 Şubat'ta Galatasaray'a kornerde yaptığı kafa vuruşundan gelmişti. Elbette bir sezonda deplasmanda atılan yedi gol de düşük bir rakam değil ama eminim ki geçen sezon Bursaspor'un kulübesinde Sow olsa Şenol Güneş birçok dış saha mücadelesinde Fernandao'nun yerine Senegalli'yi tercih ederdi. Üstelik Fernandao deplasmanda bir oyuncuyla ikili olacaksa Fenerbahçe kadrosunda bu Sow ya da hazırlık maçlarında denendiği gibi Diego ile olabilir. Doğrusu ise bana göre deplasmanda Fernandao'yu yedek bırakıp forvette Diego ya da Sow ile başlamaktı.

Devre arasında ise Fernandao'nun çıkması ne kadar doğruysa Alper'in girmesi de o kadar hatalıydı. Tabii ki istatistikler bunu söylemiyor. İstatistiklere göre Fenerbahçe ikinci yarıda daha az pozisyon verdi ama istatistiklerden daha önemli olan duygudur. Aykut Kocaman ve İsmail Kartal, Fenerbahçe Teknik Direktörü'yken sık sık istatistiksel anlamda takımın iyi oynadığından bahsederken taraftar sahadaki futboldan memnun değildi. Rize'de ikinci yarıda pozisyona giremeyen ama savunmada daha iyi görünen Fenerbahçe yapılan değişikliklerle iyice defans bir takım görüntüsüne bürünmüşken Alper'in kaptırdığı bir top sonrası kalesinde golü gördü. Alper'in oyunda kaldığı süre boyunca sergilediği düşük konsantrasyon dikkat çekiciydi. Yenilen golde ise bir iletişim eksikliği olduğuna inanıyorum. Kjaer kalitesinde bir oyuncunun o topu kendi ağlarına göndermeden uzaklaştırabilmesi gerekirdi. Bunu yapmasa dahi, topa dokunmadığında arkasından gelen Şener'in topu uzaklaştırma şansı daha yüksekti ama bu noktada aralarında bir iletişim kurulamadığından Fenerbahçe topu kalesinde gördü. Önemsiz bir detay olarak görülebilir ama top ağlara gittikten sonra Şener'in mahçup şekilde Volkan'a bakışını anlamsız buldum. Yiyeceği azarı şimdiden kabullenmiş şekilde öğretmenine bakan bir öğrenci mahçubiyeti taşıyordu. Halbuki Şener şu anda Fenerbahçe'nin birinci sağ beki olmayı hak edecek performansı ortaya koyan, an itibariyle Türkiye'nin en iyi sağ beki. Yerinin ve öneminin biraz daha farkına varmalı. Golden sonra Fenerbahçe baskı kurmaya çalıştı ama değişiklik hakkı kalmamış, sahada Nani ve Sow dışında hücum oyuncusu bulunmayan bir takımın gol bulması zordu. Sow kolay gol pozisyonlarını gole çevirmede ne kadar başarısız bir oyuncuysa vücut esnekliği bakımından da bir jimnastikçi kadar başarılı. Uzatmalarda yaşanan karambolde ayağını araya sokarak kaleciyi saf dışı bıraktı ama Josef rakibin tekmesinden korkarak kafasını uzatamayınca top ağlarla buluşmadı. Pozisyonun doğrusu endirekt serbest vuruş çalınması. Cüneyt Çakır ve yardımcıları aynı pozisyona Avrupa kupası maçında bu düdüğü çalabilir fakat Türkiye'de görseler bile çalamazlar, çalamadılar. Tabii aynı pozisyonda Josef'in yerine Egemen Korkmaz olsaydı muhtemelen hem Egemen, hem iki Rizesporlu futbolcu hem de top hep birlikte ağlara girmiş olur ve Fenerbahçe maçı 2-1 kazanırdı. Cüneyt Çakır ve ekibinin bu pozisyondaki hatasından bahsetmişken Volkan Demirel'in ikinci sarı kartı görmeyişinden söz etmemek de olmaz. Penaltı pozisyonunda sarı kart gören Volkan kurtarışının ardından Cüneyt Çakır'a dönerek "Yukarıda Allah var" dedi. Bunu jest ve mimikleriyle de gösterdi. Cüneyt Çakır bu harekete karşılık ikinci sarı karttan Volkan'ı atabilirdi. Volkan tecrübesindeki bir kalecinin daha dikkatli ve sorumluluk bilincinde olması lazım.

Ersun Yanal yönetiminde hücum futbolu oynayarak çok başarılı olmuş bir Fenerbahçe'yi izleyen taraftarın bu hasretini dindirmek için göreve gelen Vitor Pereira'nın ikinci yarıda yaptığı tüm değişiklikler Aykut Kocaman ve İsmail Kartal dönemini hatırlattı. Halbuki taraftarın beklentisi Sow ya da Volkan Şen gibi boş alanlardan faydalanabilecek oyuncuların girmesiydi. Taraftarın duygusu ile takım yönetilmez ise eğer o zaman da Vitor Pereira'ya neden bu değişiklikleri Shakhtar maçlarında yapmadığı sorulur. Vitor Pereira, Rizespor karşısında ilk kez sisteminden ödün verdi. Eğer bu kadar kısa sürede bundan vazgeçebilecekse keşke Shakhtar maçlarında bunu yapsaydı da Fenerbahçe için çok büyük mali ve prestij kaybı olan Devler Ligi elenmesini yaşamasaydı. Bu noktada Vitor Pereira'nın yorumlardan da etkilenmiş olabileceğini düşünüyorum. Fenerbahçeliler arasında fikir önderi olan Rıdvan Dilmen daha Fenerbahçe tek bir resmi maça bile çıkmadan Pereira'nın ofansif oyun anlayışını eleştirdi. Orta sahayı daha kalabalık tutmasını istedi. Pereira tam da Dilmen'in istediği tarzda değişiklikler yaptığı maçta hücumda çok zayıf kalarak puan kaybetti. Bu konuda Pereira'nın biraz daha serbest bırakılması gerekiyor. Portekizli hoca baskı altında. Maçtan sonra "Henüz 1.5 aydır birlikte oynayan bir takım" vurgusu yaptı ama Aziz Yıldırım sadece birkaç gün sonra CNN Türk'te katıldığı programda takımın zamana ihtiyaç duyduğunu söylerken "Bu en fazla 1 ay daha zamandır. Eğer sonrasında hala zamana ihtiyaç var dersek kendimizi kandırırız" diyerek Pereira'nın üzerindeki baskıyı daha da artırdı.

Oyuncular özelinde bakıldığında Fenerbahçe'de Fernandao'nun yedek kulübesinde olup, Rizespor gol attığında oyuna dahil olmasının çok daha faydalı bir senaryo olduğunu maçtan sonra görmüş olduk. Golü yediği 74. dakikaya kadar 6-7 defa gol girişiminde bulunan Fenerbahçe'nin uzatmalarla birlikte kalan 20 dakikada 6 gol girişimi vardı. Bu periyotta sahada sadece Sow'la oynamak yerine Fernandao'nun varlığı mutlaka takım için daha faydalı olurdu. Fernandao'yla deplasmanda ilk 11 çıkmak yerine bu tip karşılaşmalarda ihtiyaç durumunda geçen sezon Webo'nun kullanıldığı  gibi kullanmak daha mantıklı görünüyor. Kaybedilen iki puana rağmen Fenerbahçe adına en olumlu nokta ise Nani'nin 1-1'den sonra sorumluluk almasıydı. Rizespor maçında yenilen gole kadar iş disiplininden şüphe duyduğum Nani'nin sanki yıllardır bu takımın formasını giymiş bir futbolcu gibi, Okul Açık'ta omuz omuza yapmış bir taraftar gibi takımı sahiplenmesi çok dikkat çekiciydi. Sürekli topu isteyen ve gol için elinden geleni yapan Nani'nin bu performansı Fenerbahçe adına önemliydi. Unutulmaması gereken bir faktör de Fenerbahçe'nin ligde ilk iki haftayı yıllardır bu takımı taşıyan iki oyuncudan yoksun oynaması. Gökhan çoğunlukla olduğu gibi sakat, Caner de cezalı. Gökhan Gönül sık sakatlanması nedeniyle bence artık Fenerbahçe'nin ilk 11'inde olmaması gereken bir futbolcu ama sonuçta bu takımın ve oyuncuların da zaman zaman başvurduğu bir oyun ezberi var. Gökhan da bu noktada önemli yer tutuyordu. Şener bence her maç üstüne koyarak gitse de bu noktayı da göz ardı etmemek gerekiyor. Tabii yine de Gökhan ile Şener'in oynaması arasında çok büyük fark yok ama sol kanatta adeta uçurum var. Caner'in cezası sebebiyle forma giyen Hasan Ali Kaldırım sadece pozisyon bilgisi ve taktik disiplini üst düzey olan bir savunma oyuncusu. Sol bek bile diyemiyorum çünkü hücuma katkısı sıfıra yakın. Kapanan bir takımı merkezden açamadığınızda oyunu genişletip, kanatları kullanmak en bilindik tercihtir. Fenerbahçe de yıllardır Caner ve Gökhan'la bunu yapıyordu. Şu anda Şener de sağ kanatta bunu gerçekleştiriyor ama Hasan Ali'nin hücumda olmayışı rakip takımların da Şener'in kanadına daha rahat önlem almasına sebep oluyor. Caner ligde bir maçta daha oynayamayacak. Geçen sezon Başakşehir mücadelesinde hakeme hakareti nedeniyle 4 maç ceza alan Caner'in de yaptığı hatanın farkına varmış olması gerekir. Agresiflik onun yakıtı ama Rize'de sahada olsaydı takımının alabileceği ekstradan iki puan belki de sezon sonunda şampiyonu belirleyecek iki puan olabilir. Caner'in bu takım için ne kadar önemli olduğu uzun süre sarı kartla oynadığı Atromitos mücadelesinin 89. dakikasında Van Persie'ye yaptığı asistle de görüldü.

Rizespor cephesinde ise Robin Yalçın ve Itandje dışında yeni transferin ilk 11'e adaptasyonu önemli çünkü hala eksik noktaları var. Ahmet İlhan hücumda çok faydalı fakat Deniz Kadah-Kweuke ikilisi sadece penaltı atarken değil oyun akarken de uyumsuz. Bu uyumsuzluk daha çok Deniz'i etkiliyor. Kweuke yine takıma faydalı işler yapıyor. Sol bek pozisyonuna geçtikten sonra yıldızlaşan Eren Albayrak'ın ise geçen hafta yaptığı asiste rağmen bu sezona performans anlamında iyi başlamadığını düşünüyorum.Sağ bek Orhan'ın çok az hücuma çıktığı Karadeniz ekibinin hücum performansında Eren'in oyunu oldukça önemli.

Son olarak kötü zeminin her iki takım açısından da olumsuz bir durum yarattığını düşünüyorum. Tabii ki böyle durumlar her zaman favori takımlar için daha büyük dezavantaj teşkil eder ama Rizespor da yerden ayağa hızlı pas yapmayı seven, ara topları atan bir takım. Bozuk zemin onlar için de olumsuz bir duruma sebep oldu. Hikmet Karaman'ın maç sonunda zeminin bozukluğunu kişisel fikir olarak fabrika bacalarından çıkan dumana bağlaması ise Türk futbolundaki zemin probleminin trajikomik halini gösteriyordu.

GALATASARAY 1-2 OSMANLISPOR

Galatasaray karşılaşmaya sürpriz bir kadroyla çıktı. Umut ve Burak aynı anda sahadaydı. Geçen sezon Hamzaoğlu göreve geldiğinde ilk yaptığı hamlelerden birisi Trabzonspor'da birlikte çok başarılı olan bu iki oyuncuyu aynı anda oynatmasıydı. Ama 26 Nisan'da 85. dakikada Hakan Balta'nın golüyle zar, zor kazanılan Gaziantepspor maçıyla birlikte bu kararından vazgeçti. Kalan haftalarda Umut-Burak ikilisi sadece iç sahadaki Gençlerbirliği mücadelesinde birlikte ilk 11'de sahaya çıktılar, o mücadelede de Galatasaray çok zorlanarak 1-0 kazandı. Sneijder'ın sağ kanat, Podolski'nin sol kanat başladığı ilginç bir taktikle sahadaydılar Osmanlıspor karşısında. Orta sahada Real Madrid maçındaki futbolu beğeni toplayan Jose Rodriguez'in ilk 11'de yer alması Hamzaoğlu'nun da bu karşılaşmayı biraz hafife aldığını gösteriyordu. Çünkü transferi çok eleştirilse de Bilal Kısa henüz o bölgede kötü bir maç çıkarmamıştı. Savunmada ise Semih Kaya'nın yokluğunda yine Hakan Balta başladı. Osmanlıspor, TSYD Kupası'nda ve ligdeki ilk maçında sahaya dört hücum oyuncusu, arkalarında Badou ile çıktı. 10 numaralı formayı giyen Badou, İsveç Ligi'nden transfer oldu. İskandinav liglerini çok iyi takip eden Habertürk yazarı Sercan Soykan bu oyuncunun stilini Eskişehirsporlu Lawal'a benzetmişti. Badou da bu benzetmeyi haklı çıkaran, hatta ofansif anlamda daha etkili ve daha istikrarlı bir görüntüyle başladı Osmanlıspor kariyerine. Osmanlıspor Teknik Direktörü Mustafa Reşit Akçay, Galatasaray karşısında ise bu sistemden ufak bir taviz verdi. Dört hücum oyuncusundan Erdal Kılıçaslan'ı yedek bıraktı ve Mehmet Güven'i ilk 11'e dahil etti. Böylece orta sahanın merkezini Musa Çağıran, Badou ve Mehmet Güven'le kapatmış oldular. Cezası devam eden Webo ile sakatlığı süren Tisdell kadroda yoktu. Kulübede ise tam beş yeni transfer vardı. Kaleci Artur, stoper Szukala, sol bek Tiago Pinto, ön libero Seto ve golcü Rusescu yedekler arasındaydı.

Galatasaray değişik formasyonuna rağmen maça çok daha etkili başladı. Burak yine çok istekliydi. Sabri sağ kanattan önemli bindirmeler yaptı. Topu ayağında tutmakta zorlanan Osmanlıspor uzun süre üst üste beş pas yapamadı. İlk yarının ortalarına doğru yavaş yavaş pas yapmaya başlayan Ankara ekibi, Galatasaray'ın hücum dörtlüsünün savunma zafiyetinden faydalanarak 30. dakikada kontratakta golü buldu. PTT 1. Lig golcüsü Serdar Deliktaş'ın ismi Galatasaray maçı öncesine kadar Göztepe ile anılıyordu. Süper Lig için yeterli görülmeyen bir oyuncunun Muslera'ya attığı gol kendi kariyeri açısından da önemliydi ama Uruguaylı file bekçisi de geçen sezonun sonlarındaki form durumunda olsaydı o topu çıkarabilirdi. Yediği golden sonra büyük baskı kuran Galatasaray golü dört hücum oyuncusundan birisiyle değil, Selçuk'la buldu. İkinci yarıda Galatasaray'ın maçı kazanmaması için hiçbir sebep yoktu. Osmanlıspor'u TSYD Kupası'nda çok beğenmiş ve bu kadronun çok etkili bir kontratak takımı olabileceğini düşünmeye başlamıştım. Ama Galatasaray deplasmanında topu ayağında tutmakta zorlanan, hatta orta sahayı zor geçen bir takım vardı sahada. 50. dakikada Torje'nin golü kırılma anı oldu. Geçen hafta Muslera'nın büyük hatasıyla mağlup duruma düşen Galatasaray'ın 1-1'e getirdiği maçta böyle bir golle tekrar yenik durma düşmesi moralleri Osmanlıspor'un ilk golünden daha fazla bozdu. Bu durum taraftara da etki etti. Tüm bunların üstüne 58'deki anlamsız Burak değişikliği geldi. İç sahada Osmanlıspor karşısında mağlup durumdayken takımın en önemli gol silahının çıkarılmasına hiçbir mantıklı gerekçe sunulamaz. Zaten taraftarlar da bu değişikliğe ıslıkla tepki gösterdi. Aynı dakikada oyuna giren Felipe Melo ise halı saha maçına son anda çağrılan oyuncu umursamazlığında ve zayıflığındaydı. Fiziksel anlamda çok kötü bir görüntü veren Melo için ''Melo kampa katılmadan önce idman yapmış, Hamza hoca dayanıklılık testi yaptı 1. Melo çıktı" diyen Galatasaray muhabirleri ve yazarları da herkesi yanıltmış oldu. Üstelik yerine girdiği Jose Rodriguez sakinliği ve pas oyununa katkısıyla gayet iyi bir maç çıkarıyordu. Orta sahada asıl tükenen bir ileriye destek verip, bir geri koşmaktan nefesi kalmayan Selçuk İnan'dı. Reşit Akçay'ın oyuncu değişiklikleri de takımına zarar verdi. Transferi herkesi heyecanlandıran Rumen forvet Rusescu, Serdar Deliktaş'ın etkinliğinin yarısını gösteremedi. Üstelik 2-1'den sonra Galatasaray savunmasındaki boşlukları Serdar çok daha iyi değerlendirebilirdi. 69. dakikada ise çok daha enteresan bir oyuncu değişikliği yapıldı. Savunma yönü daha ağır bir orta saha oyuncusu olan Musa Çağıran çıkarken oyuna bir hücum oyuncusu olan Erdal Kılıçaslan girdi. Hızlı hücumlarda başarılı bir futbolcu olan Erdal'ı alarak Reşit Akçay 2-1'i korumak yerine 3. golü atmayı istediğini gösterdi. Ama takımı hücumda çok zayıf kaldığı gibi, kalesini savunmakta da zorlandı. Yine de kalan sürede Galatasaray'ın çoğu kaleyi bulmayan şutları golle sonuçlanması ve Osmanlıspor 2-1 kazandı.

Galatasaray evinde lige yeni yükselmiş bir takıma mağlup oldu ama bence geçen sezonun sonları ile bu sezonun başı arasında çok büyük farklılıklar yok. O dönem Muslera olmayacak toplar kurtarıyordu, bu sezon olmayacak goller yedi. Sneijder ve Burak bir şekilde golü atıyordu, bu sezon ligde zorlanıyorlar. Burak da Hamzaoğlu'nun müsade ettiği kadar oynayabiliyor. Muslera klasına yakışmayan golleri yemese, Burak oyunda kalsa ve Sneijder'in auta giden şutları kaleyi bulsa Galatasaray sezona yine 2'de 2 yaparak başlardı. Bu anlamda geçen sezon gol yemeden üst üste galibiyet alarak şampiyon olduğu son bölüm ile bu sezonun başı arasında çok büyük fark olduğunu düşünmüyorum. Geçen sezon o dönemki sorunlar devam ediyor. Takım hızlı oynayamıyor, savunmada açık veriyor. Ama ellerinde hala çok çok güçlü bir kadro var. Elbette bu takıma 1-2 takviye özellikle Şampiyonlar Ligi için şart ama bence Galatasaray'ın şu anda asıl ihtiyacı olan huzur ve özgüven. Huzurun gelmesi için transfer döneminin bitmesi şart görünüyor. Burak krizi o tarihten itibaren de çözülemezse araya artık yöneticiler girmeli ve bu olayı çözmeli. Özgüven için ise yapılacak 1-2 takviye ve taraftarın takıma sahip çıkması gerekiyor. Osmanlıspor maçında geçen sezonun son haftalarında olduğu gibi tribünler dolu olsaydı hakem kararları ve rakip oyuncuların performansı mutlaka daha çok etkilenirdi. En azından uzatmalarda Osmanlıspor korner direği dibinde bu kadar rahat dakikalar geçiremezdi. Tabii üç kupalı takımın taraftarı neden stada gelmiyor diye yönetimin de kendisine sorması gerekiyor.

Diğer tarafta Osmanlıspor çok büyük bir başardı. 1461 Trabzonspor'un başındayken Türkiye Kupası'nda deplasmanda Galatasaray'ı mağlup eden Mustafa Reşit Akçay yine bu sahada sarı-kırmızılıları yıktı. Teknik direktörlük kariyerinde Galatasaray'a karşı dört maça çıktı, ne tesadüf ki dördü de Türk Telekom Arena'da oynandı. Reşit Akçay'ın takımları bu dört mücadelenin tamamında gol attı. İkisini 2-1'lik skorla kazandı, diğer ikisini aynı skorla kaybetti. Ben Osmanlıspor'un her hafta daha üstüne koyabilecek bir takım olduğunu düşünüyorum. Webo'nun cezası bittiğinde, Galatasaray maçında kulübede olan yeni transferler de hazır hale geldiğinde Osmanlıspor'un gerçekten çok güçlü bir kadrosu olacak. Bu kadroyla ligi ilk 10'da bitirmeleri sürpriz olmaz. Bu kadro yapısıyla deplasmanda çok takımın canını yakarlar. İç sahada başarılı sonuçlar alabilmeleri için de Webo ve Rusescu'nun form tutması önemli.


Selen Yakıcı İle Top 5 (16 Kasım 2020)