comScore

Real Madrid Real Madrid

Real Madrid - Atletico Madrid maçı analizi

29 Mayıs 2016, Pazar 19:12
Real Madrid - Atletico Madrid maçı analizi

Şampiyonlar Ligi finalini yazarımız Sinan Yılmaz kaleme aldı.

FutbolArena - 2015-2016 sezonu Şampiyonlar Ligi final maçında Atletico Madrid'i penaltılarla deviren Real Madrid kupaya uzandı. Bu dev maçı yazarımız Sinan Yılmaz analiz etti. 


Winner olan kazandı...


Zinedine Zidane hem futbolcu hem de Teknik Direktör olarak Şampiyonlar Ligi'ni kazanan 7. isim oldu. Daha öncekiler Guardiola, Cruyff, Ancelotti, Rijkaard, Miguel Munoz ve Trapattoni'ydi. 

Munoz futbolcuyken 3 kez Real Madrid ve TD olarak bir kez yine Real Madrid, Zidane yine Real Madrid ve Ancelotti de 89 ile 90'da iki kez futbolcuyken Milan ve 2014'te Real Madrid... 
Öte tarafta Cruyff üç kez art arda 70'lerin başında Ajax ile ve 92'de de Barcelona'nın başında teknik direktör olarak. Rijkaard, Ancelotti ile beraber 89 ile 90'da Milan'da 95'te Ajax'ta ve 2006'da TD olarak Barcelona'da, Guardiola, Cruyff'un 92 kadrosunda oyuncu olarak ve 2009 ile 2011'de Barcelona'nın Teknik Direktörü olarak ve son isim Trapattoni iki kez futbolculuğunda Milan da ancak Teknik Direktör olarak zinciri kıran tek isim 1985'te Juventus'un Teknik Direktörü olarak... 

Dikkat ederseniz sanki birbirine bağlı bir ip gibi kültür akışı var. 7 büyük futbol adamı, sadece Milan, Real Madrid, Barcelona ve Ajax ile sınırlanmış. Bir tek Trapattoni'nin Juventus'u şampiyon yapması var onu da eklersek sadece 5 takım. Büyük hocalar öğrencilerini iyi eğitmiş ve öğrenciler de büyük hoca olmuşlar. 

İspanya, İtalya ve Hollanda! Sadece üç ülke bu 7 futbol adamını yetiştirmiş. İngiltere ve Almanya yarışmacıydılar ama İspanya, İtalya ve Hollanda Avrupa futbolunun yenilikçileriydi. Farklı fikirler, taktikler ve sistemler bu ülkelerde öncü olarak denendi. 

90'ların ilk yarısındaki Barcelona kadrosunun yarısından çoğu bugün çok büyük teknik direktörler oldular. Bu konuyla ilgili yorum yapan Gary Neville şöyle demişti... "Biz Manchester United'ta Sir'ün liderliğine ve motivatörlüğüne itaat ediyorduk. Barcelona'da ise dönemin en önemli sistem hocaları çalışıyordu ve öncelikleri motivatörlük-liderlikten ziyade teknik-taktik'ti. Bu da o dönemin futbolcularını daha başarılı hocalar yaptı. 90'ların Manchester United'ından iyi hoca çıkmayıp, Barcelona'sından çok hoca çıkmasının sebebi bu" 

***

Dün çok da keyif alabileceğimiz bir final izlemedik. 2014 yılında oynanan finalden bugüne Atletico Madrid ile Real Madrid toplam 10 maç oynamıştı ve bu 10 maçın sadece 1'ini Real Madrid kazanabilmişti. Dün tam gereken zamanda 'finalde' 2. kez kazanmayı bildiler. 

Aslında 2014'teki finalden sonra Atletico Madrid çok gelişmiş, Real Madrid ise kısmen yerinde saymıştı. Barcelona ve Bayern Münih gibi en büyük iki favoriyi de Atleti eledi. Real Madrid ile oynadıkları son 10 maçın da 5'ini onlar kazanmış 4'ü berabere bitmişti. Aslında Atletico Madrid artık Real Madrid'e üstünlük kuruyor ve onları bozuyordu. Ancak 'final' oynama tecrübesi, 'büyük takım olma farkı', 'winner olma durumu' dün akşam yine ortaya çıktı. Daha kendine güvenen, daha sakin oynayan taraf kesinlikle Real Madrid'ti ve maçın başında ipleri eline aldılar. Tabi bu sene başı Simeone'nin takımı biraz daha gençleştirmesi de bu stresle baş etme konusunda Atletico'yu biraz daha zayıflatmış olabilir. Simeone muhtemelen bu gençleşmenin meyvelerini gelecek yıllarda çok daha iyi yiyecektir. Onun sistemi ile büyüyen gençler 20'li yaşlarının ortalarına geldiklerinde çok daha olgun bir performans sergileyeceklerdir.

Aslında geçen günlerde izlediğimiz Galatasaray - Fenerbahçe maçına da benziyordu. Daha sakin, daha kendine güvenerek ve iştahlı oynayan Galatasaray maça ağırlığını koymuş sonra tıpkı bu maçtaki gibi skora göre bir final oynanmıştı. Fenerbahçe de Atletico Madrid gibi oyunu açmakta zorlanan, yaratıcılık sıkıntıları olan bir ekip olduğu için Galatasaray'ı açamamıştı. Atletico Madrid de açmakta zorlandı ama bir gol buldu ve maçı penaltılara götürmeyi başardı. Buna karşın 120 dakika boyunca daha net pozisyonları üreten ve maçın ipini elinde tutan Real Madrid'di. Zira Real Madrid 8'i isabetli 25 şut atarken, Atletico Madrid 4'ü isabetli 17 şut atabilmişti.

Bu gibi finallerde öne geçen tarafın skoru koruması da çok doğal... Atletico Madrid son 10 maça bakıldığında aslında maçın favorisiydi ancak winner olmak, final tecrübesi başka bir konu ve Real Madrid'in lider isimleri hemen sahneye çıktı. Özellikle Ramos ve Pepe'nin özgüveni çok fark etti ve savunmayı öne çıkartıp baskı kurdular. Öte yandan savunmadan top çıkarırken de son derece sakindiler. Zidane klasik 4-3-3'ü ile sahneye çıktı. Atletico ise ortasahalaşan kenar oyuncuları ile 4-4-2 dizilimindeydi. (Son dönemin en popüler dizilişi) Atletico'nun en iyi yaptığı iş olan alan daraltmayı, Real Madrid oyunu sürekli genişleterek aştı. Bunda Ramos-Pepe gibi oyuncuların sakinliği ve Modric ile Kroos'un oyun kurulumuna büyük katkısı da çok önemliydi. Genç Casemiro da heyecan yapmadan sakin kalıp basit oynamayı bildi. Real Madrid oyunu sürekli çapraz toplarla genişleterek Atletico'nun boğucu daralmasından kurtuldu. Öte yandan Casemiro savunmada da son dönemde olduğu gibi yine harika bir maç çıkararak göbeği tuttu. Casemiro'nun savunmada oynadığı hayati rol, Atletico'nun göbekten hiç üretememesini sağladı. Halbuki ortasahalaşan kenar adamları Koke ve Saul ile ilk yarıda Atletico'nun amacı göbeği ele geçirmekti. Buna karşın hiç topla birlikte kateden oyuncuları yoktu. Bu yüzden devre arasında Simeone doğru bir hamle ile Augusto Fernandez'i göbekten aldı. Oraya sol kenardaki Koke'yi kaydırdı ve sola da Belçikalı Carrasco'yu koydu. 

Carrasco 2. yarıda hem golü attı hem de Atletico Madrid'in en etkili ismiydi ve hücuma çıkışlarda dripling meziyeti ile takımına çok yardımcı oldu. Oyunu kendi sahasında kabullenip kontra ataklarla işi bitirmeye çalışan Real Madrid 1-2 çok önemli tehdit yakalasa da bunları atıp maçı bitiremeyince, maçın kader ismi Juanfran'ın ortasında eşitlik geldi. Juanfran bu bindirmeleri harika zamanlamalarla yapan bir oyuncu. Baktığınızda çok ekstrasını göremiyorsunuz ama zekası, tecrübesi onu böyle anlarda kilit kıran isim yapıyor. Fakat Juanfran dün kötü günündeydi. Penaltıyı kaçırdığı gibi ilk golde Bale'e sırtı dönük olduğu halde çok gereksiz bir faul yapmış ve o faulün devamında Atletico yan toptan golü yemişti. Çok amatörce ve Juanfran'ın tecrübesine hiç yakışmayan bir fauldü. Aslında o faulü yapmasında biraz da Bale'in maça çok iyi başlaması etken oldu. Bale maç başı birkaç pozisyonda Atletico savunmasını yıpratınca Juanfran topu ayağına alır almaz Galli oyuncuya faulü yaptı. Bu arada Bale maça çok hızlı başlasa da erken yoruldu. Ronaldo da üzerinde sezonun yorgunluğu hissedilen bir başka isimdi. Zidane bu durumu fark ettiği için 3 oyuncu hakkını da erkenden tamamladı ve İsco, Vazquez ile ön tarafa biraz daha hareketlilik getirmeye çalıştı. Doğrusu Zidane'ın cesur ve çok riskli bir hamle yaptığını söylemek lazım. Bu arada Zidane göreve geldiğinde puan farkı iyice açılmış ve 3. sıraya düşmüş bir Real Madrid vardı. Taraftarlar ve camia sezona bitmiş gözüyle bakıyordu. Buna rağmen ligi liderin bir puan gerisinde 2. olarak bitirdiler, Camp Nou'da Barcelona'yı yendiler ve Şampiyonlar Ligi şampiyonu oldular. Herhalde bukadarını Zidane bile beklemiyordu. 

Bu arada hakemin dünkü penaltı kararını Cüneyt Çakır verse herhalde aylarca konuşurduk. Torres, Pepe'ye faul yapmasına rağmen Mark Clattenburg penaltı kararı verdi. Real Madrid'in ilk golü de ofsayt. Açıkça Türkiye'de değil ama Avrupa'da son dönemde gördüğüm en iyi hakem Cüneyt Çakır.

Mert Nobre: "Atatürk sadece Türkiye değil dünya lideri"