comScore

'Onaylanmamış kararın kurbanı olduk.'

07 Mayıs 2020, Perşembe 12:38
'Onaylanmamış kararın kurbanı olduk.'

Fransa 2. Lig takımlarından Clermont Başkanı Ahmet Schaefer, FutbolArena'ya özel röportaj verdi.

FutbolArena - Geçen hafta önce başbakanın bir cümlesi ve ardından futbol federasyonu başkanının açıklamaları Fransa futbolunun ortasına bir bomba gibi düştü. Buna göre Fransa'da takımlar yarıda kalan sezonu tamamlamayacak. Ayrıca genel kurul henüz onaylamadı ama LFP yönetimi de 1. ve 2. ligleri tescil etme fikrini benimsedi. Bu karışık süreci Fransa 2. Ligi'nden 1. Ligi'ne çıkma hevesi kursağında kalan Clermont Foot kulübünün başkanı Ahmet Schaefer ile konuştuk.

Fransa İkinci Ligi'nden Clermont Foot 63'ün Türk asıllı İsviçreli Başkanı Ahmet Schaefer'e yaşadığı ve çalıştığı Dubai'den Zoom'la bağlanıyoruz. Ahmet Schaefer genç yaşına rağmen spor alanında tecrübeli bir yönetici. Dört yıl FIFA'da eski başkan Sepp Blatter'in ofisinde çalıştı. Bunun dışında yayın hakları konusunda önemli bir uzman. 2016'da sekiz Körfez ülkesi için Arap Körfez Kupası Futbol Federasyonu'nun kuruluşunda rol aldı. Şimdi de Fransa ve Avusturya'dan başlayarak bir kulüpler ağı kurmak için çalışıyor.
Öncelikle Clermont Foot'u biraz konuşalım. Clermont Foot 63, Fransa 2. Ligi (Ligue 2) ölçülerinde bile mütevazı bir kulüp. 10 aylık pazarlıktan sonra geçen yıl yani 2019'un Mart ayında kulübü satın aldınız, başkanı oldunuz. Neydi bu yatırımı yapmaktaki amacınız? 
Başından beri hedefimiz çeşitli 2. lig kulüplerden oluşan bir uluslararası ittifak kurmaktı. Ondan evvel Fransa 1. Ligi'ndan Troyes kulübüyle çok ciddi bir şekilde ilgilenmiştim. Ama o pazarlık neticelenmedi. Bir adım geri atıp büyük resme bakınca, ortaklarımla beraber “Tek bir kulüp alacağımıza çeşitli kulüpler alalım, onları bir araya getirmeye çalışalım” dedik. Mütevazı kulüpler genelde ticari açıdan daha istikrarlı ve sağlam oluyor. Aynı zamanda böyle kulüpler bulundukları bölgeyle daha yakın ilişki kuruyor ve iyi bir altyapıya da sahip oluyor. Ben hep şunu diyorum: Bu kulüpler ligden düşmeyecek kadar güçlü ama bir üst lige yükselmeleri için sportif ve ticari açıdan da bir şeyleri eksik. Bugün futbolda “The winner takes it all” (kazanan her şeyi alır) anlayışı var. Yani 21. yüzyılda uluslararası futbolda 10-15 kulüp televizyon hakları olsun, sponsorluk hakları olsun veya transferler olsun büyük bir payı götürüyor. Geriye kalan bütün kulüplere küçük bir rakam bırakıyorlar. Biz de bu kulüplerin arasındayız. Ama eğer hem ticari açıdan hem sportif açıdan bazı yönlerimizi akıllıca kullanabilirsek, örneğin scouting, oyuncu geliştirme ve teknolojik yenilikleri bütün kulüplerimizde ve akademilerimizde faydalı bir şekilde kullanabilirsek kanaatimiz şu: Uzun vadede hem sahada hem sahanın dışında sistemimize daha çok değer katabiliriz ve daha çok gelir getirebiliriz.



Clermont Foot'u satın aldıktan sonra bir röportajda şöyle demiştiniz: “Biz Ligue 2'nün Katar'ı olmayacağız.” Yani “ilk anda büyük bir nakit akışı ve yatırım olmayacak. Ama istikrarlı bir şekilde büyüyeceğiz” demiştiniz. Bunu söylerken niyetiniz neydi? 
Bu kulübe bütün yatırımı kendi paramla yaptım. Şimdi tabii herkes İsviçre'yi çok zengin zannediyor. İsviçre'den bir yatırımcı geldiği zaman sanki şöyle bir algı oluyor: “Ben zaten başkan olmak istiyorum. Bu kadar çok param var. Ne olursa olsun 1. lige çıkalım.” Halbuki bu, bizim için hiçbir zaman söz konusu değildi. Paramız sonsuz değil. O yüzden herkesten bir saat evvel uyanıp biraz daha yaratıcı bir şekilde, yenilikçi bir şekilde bir sistem kurmamız lazım. Belki bir sene sonra tekrardan bir röportaj yapacağız sizinle ve ben yanılmış olacağım. Ama şimdi şu kanaatteyiz: Eğer yaptığımız yatırımlar ölçülüyse, satın aldığımız kulüpler ticari açıdan istikrarlıysa o zaman hedefe ulaşma ihtimalimiz daha yüksek olur. 

Kulüp başkanı olmanızın üzerinden 14 ay geçti. Geçen yılı Fransa 2. Ligi'nin en düşük ikinci bütçesiyle dokuzuncu bitirmişti takım. Bu sezon da 28. hafta sonunda beşinciydiniz. Bu mevcut sezonda playoff klasmanında olmayı bekliyor muydunuz? 
Hayır. Ben ilk 10'da bitireceğimizi umuyordum çünkü ilk sene zaten böyle bir geçiş sezonudur. Geçen yaz 13 oyuncu takımdan ayrıldı. 11 yeni oyuncu geldi. Buna rağmen antrenörümüz bu yeni oyuncuların arasındaki o uyumu sağladı. Bazen deriz ya takımda bir şey var ama tam ne olduğunu söyleyemiyoruz. Bu işte takım kimyası! Yani oyuncuların arasındaki uyum ve bağlılık. Bu kadar çok oyuncunun gidip gelmiş olmasına rağmen antrenörümüz bunu oluşturmayı başardı.

GRBIC 20 GOL ATARIM DEYİNCE ANTRENÖR BOĞULUYORDU

Kadronuz büyük ölçüde değişmiş, takımın omurgası yenilenmiş diyebiliriz. Burada kilit transfer hangi oyuncu oldu sizce?
Futbol direktörümüz Ingo Winter, yani bütün kulüplere, futbol akademilerine bakan yetkilimiz en başta bir forvet önerdi Avusturya'nın Altach takımından: Adrian Grbic. “Adrian'ı mutlaka almanız lazım” dedi. Ben de şahsen gittim Altach'a, iki kere Grbic'le pizza yedim. “Fransa 2. ligine niye geleyim?” diye sordu bana. Dedim ki ''sen gel, görürsün.'' Küçük bir uçak kiraladık ve Altach'ın yakınndaki küçük havalimanından direkt Clermont'a getirdik. Takımın yepyeni otobüsünü sadece kendisi için ayarladım. O otobüsle bütün şehri gezdik. Clermont da gerçekten çok güzel bir şehir. Yemekte antrenörle konuştular, ben de tercümanlık yaptım. Grbic, bize yemekte şöyle dedi, “Yanımdaki oyuncular iyi olursa 20 gol atarım.” Ben bunu tercüme ettikten sonra bizim antrenörün boğazına pizza parçası takılıyordu. Maalesef ligler durduruldu ama sezonun bu bölümüne kadar Adrian 17 gol attı, 4 de asist verdi. Şu an Premier Lig'den ve Bundesliga'dan çok ciddi iki teklif aldık onunla ilgili. Bakalım ne olacak? İşte bu, bizim kulübün bu alandaki kabiliyetini gösteriyor. Mesela eski forvetimiz Florian Ayé bir sezon kaldı bizde, şimdi Serie A'da Brescia'da oynuyor. Ondan evvel Ludovic Ajorque Fransa 1. Ligi'nde Strasbourg'a gitti. Yani Clermont'un böyle bir geçmişi var. Geleceği de olacak.



Yaklaşık bir yıllık başkanlıkta en önemli icraatiniz ne oldu?
Bakın bizim için en mühim konu teknik direktör Pascal Gastien'in mukavelesini tekrardan üç seneleğine yenilemekti. Hatta kulübü satin alırken de bizim için en mühim konulardan biriydi bu. Neden? Kendisi iki kere arka arkaya 2. ligin en iyi antrenörü seçildi. Tabii bunun üzerine 1. ligden büyük kulüpler geldi, yurtdışından da ilgi gösterdiler ona. Pascal Gastien, eskiden bizim bütün altyapının direktörüydü. Oradan da doğal olarak teknik direktör pozisyonuna yükseldi. Bir kere bizim altyapıdan gelen oyuncuları çok iyi tanıyor. Aynı zamanda onları geliştirmeye devam ediyor. Sadece mali durumun ve bütçenin iyi olması değil, aynı zamanda böyle bir antrenörle çalışmak çok önemliydi. Onunla yeni oyuncuları takıma dahil etmek daha kolaydı. Aynı zamanda altyapıdan bir oyuncuyu geliştirip oynatırsanız bu uzun vadede, yurtdışından ve hatta Fransa'dan pahalı transfer yapmaktan daha cazip gelen bir model.

Bu arada Clermont Foot aynı zamanda yeniliklere son derece açık bir kulüp değil mi?
Doğru, Mesela tesislerimiz ve akademimiz şehrin çok önemli ragbi kulübü ASM Clermont ile yüzde 50-50 ortak. Bu, galiba Avrupa veya dünya çapında da bir ilk. Ragbi, Clermont şehrinde gerçekten çok büyük bir spor. Benden evvelki başkan Claude Michy, kulübü 3. ligden 2. lige çıkarıp 13 sene boyunca da orada tutmuştu. Ragbi kulübü başkanıyla çok iyi münasebetleri var. Dolayısıyla iki buçuk sene evvel beraber bu akademiyi kurmaya karar verdiler. Pascal Gastien'den evvel de bir kadın antrenörümüz vardı: Corinne Diacre. Bu da Avrupa'da bir ilkti. Şimdi Fransa Kadın Milli Takımı'nın antrenörü. Bu da gösteriyor ki Clermont, Claude Michy zamanında da hep böyle yenilikçi bir kulüptü.

Tek futbol yatırımınız Fransa'da değil. Avusturya'da da bir takımınız var. Bundan da bahsedelim mi?
Tabii Avusturya'da ikinci lig takımı Sport Club Austria Lustenau'ya ortak olduk. Avusturya Kupası'nda finale kaldık ki bana kalırsa daha çok bir mucizeydi bu. Red Bull Salzburg'a karşı mayıs sonunda final oynayacağız. Avusturya'da küçük gruplar halinde antrenmanlara yeniden başlandı. Ne yazık ki final maçı seyircisiz olacak! Ama en azından oynanacak. Peki neden Avusturya? Avusturya stratejik bir piyasa. İsviçre'ye yakın. Almanya'ya yakın. Aynı zamanda Avusturya'da 2. ligden 1. lige çıkma ihtimaliniz bayağı yüksek ve sonra tekrardan küme düşme ihtimaliniz bayağı düşük. Yani hemen değil ama gelecekte üst lige çıkma amacımız da var. Şimdi hedefimiz iki takım arasında bir bağlantı sağlamak. Mesela Clermont'da profesyonel mukavele imzalamış ama henüz A takıma yüzde 100 adım atamamış oyuncular bir sezonu Lustenau'da geçirebilir. Ondan sonra ya geri dönebilirler veyahut da oradan Almanya 2. Ligi'ne veya İsviçre 1. Ligi'ne, hatta Avusturya 1. Ligi'ne sıçrayabilirler. Bu üçlü piyasayı stratejik olarak görüyoruz.



BUNDAN SONRA HEDEFİMİZ DANİMARKA'DA TAKIM ALMAK

Bundan sonra başka bir ülkede kulüp satin alma ya da ortaklık kurma amacınız var mı?

Üçüncü bir yatırımı da en yakın zamanda Danimarka'da gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. O kulüp de 2. ligden olacak. Niye Danimarka? Çünkü İsveç, Norveç, İzlanda ve Danimarka'yı bir huni gibi görüyoruz. Birincisi Ingo Winter'ın orada 30 yıldır geliştirdiği bir ağı var. Hem kulüplerle hem menajerlerle hem doğrudan oyuncularla çok iyi şahsi bağlantıları var. İkincisi Danimarka'yı Avusturya ve ayriyeten Fransa ile beraber stratejik bir piyasa olarak görüyoruz. Ayrıca Danimarka'da önümüzdeki sezon bir değişiklik yapılacak, 2. ligden 1. lige iki takım yükselecek ve ondan sonra küme düşme ihtimaliniz de daha az olacak. Yani her üç ülkede de kendi kimliği olan birer kulübümüz olacak. Aynı zamanda üç ülkede de çok lokal bir projemiz var. Yani sadece kulübü satın alıp Afrika'dan 12 oyuncu getirip oraya depolamak değil amacımız. Çünkü bu çok kısa vadeli bir proje olur. Sponsorlar sırtını dönüp gider. Seyirciler bir daha gelmez, kulüp bütün kimliğini yitirir. Ayrıca oyuncuları da yeni bir ülkeye bir günden öbürüne alıştırabilmek çok zor. 

Afrika'da da iki işbirliğiniz var yanılmıyorsam…
Evet, Kuzey Afrika'da, Cezayir'de JS Kabylie kulübüyle bir işbirliğimiz var. Ama orada bir yatırımımız yok. Daha çok bilgi ve uzmanlık değiş tokuşu söz konusu: Mesela altyapıyı nasıl güçlendirebiliriz, nasıl futbol akademimizdeki tecrübeyi orada paylaşabiliriz gibi hedeflerimiz var. Bundan başka bir de Kongo'da Katumbi Futbol Akademisi'yle ciddi bir işbirliğimiz var. Bilmem hatırlar mısınız, 1990'lı senelerde Belçika'da, Beveren takımında Fildişi Sahilleri'nden oyuncular vardı: Yaya Touré, Kolo Touré, Gervinho vs. Bütün o oyuncular bir teknikten geliyordu. O da ayakkabısız, yalın ayak tekniğiydi. İşte o teknik iki Fransız antrenör Régis Laguesse ve Jean-Marc Guillot tarafından icat edilmişti. Şimdi ikisi de 70 küsur yaşında. Şu anda Régis yüzde 50 bizim için ve yüzde 50 Kongo için çalışıyor. Oyuncular çok genç yaşta akademiye alınıyor ve 16 yaşına kadar ayakkabısız oynuyorlar. 16 yaşında ilk defa ayakkabı veriliyor. Hafta sonu antrenman maçlarında rakip takım ayakkabıyla oynuyor. Dolayısıyla topla çok çabuk oynamazsanız o zaman rakip ayağınıza hamle yapabilir. Demin bahsettiğim Beveren'deki oyuncular işte o tekniğe sahipti. Felsefesi de şuydu: “Basketbol eldivenle oynanmıyor, futbolu niye ayakkabıyla oynayalım?” Oradan çıkan bazı oyuncular şu ana kulüplerimize dağıtılıyor. Hepsi teknik ve taktik açısından çok üst düzey oyuncular. Dolayısıyla böyle ciddi bir işbirliğimiz var Kongo'da. 

SEZONU TAMAMLAMAK İÇİN HER ŞEY HAZIRLANMIŞTI

Mevcut krize gelelim. Fransa 2. Ligi'nde son maçınızı 6 Mart'ta oynadınız Sochaux'yla, ve 2-0 kazandınız. Ligde beşinci durumda yani play-off klasmanındaydınız. Şimdi durum nedir Fransa'da? 
Bakın bugüne kadar hâlâ resmi bir şekilde ne bir yazı ne bir belge geçti elimize. Geçen hafta Fransa başbakanının konuşmasını seyrettik. Başbakan da birtakım başka konuları izah ettikten sonra konuşmasının en sonunda bir cümlede de futbol sezonu durduruluyor demişti. 



Mart ve nisanda henüz böyle bir şey söz konusu değil miydi? 
Hayır hayır, hiç böyle bir şey söz konusu değildi. Hatta sezonu tamamlayabilmek her şey hazırlanmıştı için. Spor Bakanı'yla da ve aynı şekilde LFP'yle (Fransa Ligi), Federasyon Başkanı'yla temastaydık. Çok net bir şekilde 11 Mayıs'ta Fransa'da her şey açılacaktı. 11 Mayıs'tan itibaren küçük gruplar da Almanya'daki gibi antrenmana başlayacaktı. 16 Haziran'da lig başlayacaktı ve 5-6 hafta sonra da yani temmuzun sonuna kadar da bitirilecekti. Başbakan konuşmadan önce bize verilen bilgi böyleydi. Ondan sonra hepimiz birden şoke olduk. Ve bugüne kadar ne olduğunu da tam bilmiyoruz açıkçası. 

Mart ayında maçlar durdu ve sezona ara verildi. Kulübün bütçesiyle ilgili, giderlerle ilgili bir önlem aldınız mı? Mesela mart ayı ödemelerini yaptınız galiba oyunculara?
Evet, mart ayı maaşlarını eksiksiz ödedik. Nisandan itibaren hiç maç yapmadığımız için Fransa'da kısmi işsizlik (chomage partiel) denen programa başvurduk. Yani devlet bize yardım ediyor. Şu an oyuncularımız devlet desteğiyle maaşlarının yüzde 84'ünü alıyor. Ama eğer antrenmanlar 11 Mayıs'ta başlasaydı, o zaman buna göre bir oran hesaplanacaktı. Yani yüzde 100 değil ama antrenman saatine göre maaşları artacaktı. Takım halinde tam zamanlı antrenman yapılsa, maçlar oynansa o zaman maaşların yüzde 100'ü ödenir. Kısacası devletten böyle bir destek gördük. Bu hafta LPF'nin yönetim kurulu toplantısında TV yayın hakları konuşulacak. Çünkü Başbakan'ın konuşmasının ertesi günü, yayıncılardan Canal+ “Bu sezon için mukavelemizi feshediyoruz” dedi. Bu yüzden tüm kulüpler için 250 milyon euro'luk bir gelir kaybı ortaya çıktı. Çünkü nisan ödemesi yapılmadı. Aynı şekilde haziran ödemesi de yapılmayacak. Bunun üzerine LFP yönetimi kendi bankası Société Générale ile temasa geçti. Onlar da bize beş yıl vadeli ve sıfır faizli toplam 250 milyon euro kredi verecekler. 

Bu kredi hem 1. lig hem de 2. lig takımları için geçerli mi? 
Evet. Biz de dedik ki: “Tamam ama her halükarda bu borcun günün birinde geri ödenmesi lazım.” Biz şu kanaatteyiz: Neticede biz bu kararın, tekrar ediyorum resmi bir şekilde onaylanmamış kararın kurbanı olduk. Şu anda gelir eksik, televizyon hakları eksik. Bankalardan borç alınıyor. Maçları oynasak belki daha çok paraya ihtiyacımız olacak. Neden? Çünkü seyirci yok. Belki sponsorluk gelirleri de düşecek. Biz Clermont olarak bu konuda çok avantajlı bir pozisyondayız. Çünkü bizim ödediğimiz maaşlar 1. ligle mukayese edilemeyecek kadar düşük. Dolayısıyla devletin yardımlarından daha çok faydalanıyoruz. Maçlarımıza normal zamanda da az seyirci geliyor. Bu sayede henüz bilet geliri açısından da fazla etkilenmiyoruz. 2. ligde televizyon gelirlerimizin de hemen hemen hepsini aldık. Tabii sezonu beşinci bitirdiğimiz 200 bin Euro daha alabilirdik. Dolayısıyla az etkileniyoruz bu krizden. Ama biz sadece kendimiz için değil, bütün kulüpler için konuşuyoruz. Çünkü burada elimizde bir fırsat vardı. 1. lige yükselebilirdik: İlk iki takım 1. lige doğrudan yükseliyor. Biz lider Lorient'dan dört puan, ikinci Lens'tan iki puan gerideydik. Daha oynanacak 10 maçımız vardı. Üstelik gelecek haftalarda Lens, Lorient, Troyes, Ajaccio hep aralarında oynuyordu. Bizim rakiplerimizse Le Havre ve Ajaccio hariç hep ligin alt sıralarındaki takımlardı. 



Eğer 1. lige çıkabilseydiniz, gelirleriniz ne oranda artacaktı?
Evet, rakamları da konuşalım. Şu an TV haklarından bir sezonluk gelirimiz, 6-6.2 milyon Euro. Eğer 1. lige yükselmiş olsaydık o direkt oluverirdi 40 milyon euro. Yani tam çuvallamazsanız, ligde kalırsanız, on altıncı bile olsanız 40 milyon euro alabilirsiniz. Bu da çok ciddi bir rakam.

Clermont Foot'un bu sezonki bütçesiyle ilgili birkaç rakam gördüm. Bütçeniz ne kadar? 
Bu sezon gelirimiz 13 milyon euro, bütçemiz ise yaklaşık 10 milyon euro. Buna maç organizasyonu, konaklama gibi tüm masraflar dahil.

Eğer sezon devam etmezse bu 13 milyon euro gelirden bu sezon için ne kadar kayıp bekliyorsunuz? 
Lig devam etmezse duruma bir bakalım: TV haklarını bir yana koyalım. Çünkü hemen hemen hepsini aldık. Sponsorlardan, biletlerden ve ağırlamadan kaybettiğimiz miktar ne kadar olabilir? Dediğim gibi ortalama seyirci sayımız 3500. Gerçekten hâlâ çok mütevazı bir ortalama bu. Maç yapmadığımız takdirde bilet gelirimiz yok ama bir yandan da bütün güvenlik ve catering masrafları da sıfıra iniyor. Bu sebeple, miktar henüz gözümün önünde değil, ama oldukça düşük olduğunu zannediyorum. 

Geçen hafta Fransa Başbakanı Edouard Philippe'in duyurusundan sonra Federasyon Başkanı Le Graet'in de bir açıklaması oldu lig bitti diye. Bunun üzerine Fransa Ligi toplantılar yaptı ve sezonun durdurulduğunu açıkladı. O toplantılara katıldınız mı?
Tabii toplantılara hep katılıyoruz. LFP, bu toplantıları hep telefonla yapıyor, Zoom'la değil. Tabii ki de başkan olarak ben, Jerome Champagne ve Yannick Flavien olmak üzere üç kişiyle katılıyoruz. Orada söz istedik, konuştuk. Niye? Çünkü playoff oynayabilecek diğer kulüplerle biraraya geldik ve bir öneride bulunduk. “Bu playoff'ları izole bir yerde dört takım halinde oynayalım.” Bu planı izah ettik. Tabii önce reddedildi, şimdi tekrardan bakıyorlar. Ancak her kafadan farklı bir ses çıkıyor: Mesela federasyon başkanı Le Graet “Fransa Kupası finalini ağustosta oynamak istiyoruz” açıklamasını yaptı. Biz de dedik ki “Hani başbakanın sözüne göre 1 Eylül'e kadar futbol yasaktı?” Bunlar çok ölçüsüz hareketler. 20 Mayıs'ta LFP'nin genel kuruluna da katılacağız. Tekrar ediyorum: Bunlar onaylanmamış kararlar. Hangi takım üst lige çıkıyor, hangi takım düşüyor kararlaştırmamız lazım. Bunun için iki ligdeki 40 kulübün de oy vermesi lazım. Kararların resmileşmesi lazım. 

Projenizi sormak isterim. Normalde 1. lige çıkacak son takımı belirlemek için 1. ligin sondan üçüncü takımıyla, 2. ligin üç, dört ve beşinci takımı playoff oynuyor. Siz bu playoffların bir şekilde oynanması fikrini savunuyorsunuz değil mi? 
Dediğiniz doğru. Tabii aradaki tek fark, normal şartlar altında lig bitseydi, biz beşinci olarak dördüncü Troyes'a giderdik. O maçı kazanan üçüncü Ajaccio'ya gidecekti. Onu kazanan da sonra 1. lig onsekizincisine karşı evde ve dışarıda iki maç oynayacaktı. Bu şartlar altında dört takımı tarafsız bir yere götürüp maçları bir hafta on günde oynayıp programı tamamlamaktı plan. Hatta Lyon yakınında bir yere bakmıştık.
 
20 Mayıs'ta LFP'nin genel kurulu var. Orada tutumunuz nasıl olacak? 
Evet, bugünden o zamana kadar ne olacak görmek lazım: Önümüzdeki günlerde Almanya, İngiltere, İtalya, İspanya'da, İsviçre'de neler oluyor göreceğiz. Eğer bütün bu ülkelerde maçlar oynanmaya başlanırsa ve net bir şekilde bir tarih de sunulursa, o zaman bizim elimizdeki kozlar da değişebilir. Eğer onlar da iptal ederse bu kez Fransızların kararı tasdiklenmiş olacak. 

ELİMİZDE RESMİ BELGE YOK, BU TAM BİR SKANDAL

Fransız basınından gördüğüm kadarıyla geçen haftaki kararlardan memnun olmayan başka kulüpler de var. 1. ligde Lyon, Lille, Amiens, Toulouse, 2. ligde sizin gibi Troyes, Ajaccio. Bu kulüplerin bir hukuki yola başvurabileceği söyleniyor. Eğer ligin genel kurulunda da playoff olmayacak, sezon böyle bitti kararı alınırsa itiraz edecek misiniz?

Şu an bütün bahsettiğiniz kulüplerle hep temastayız. Onların kendi fikirleri var. Bizim kendi fikirlerimiz var ve durumu inceliyoruz avukatlarla beraber. Eğer gerekirse biz de sonunda avukatları tutup hakkımızı bir şekilde savunmaya çalışacağız. Yine öyle bir şeyin olacağını ummuyorum. Ancak bir lider olsa durum farklı olabilirdi. Mesela Türkiye'de olmazdı bu durum veyahut da başka bir ülkede, İsviçre'de de olmazdı. Ama Fransa Ligi tarafında zayıf bir liderlik olduğu için maalesef bir pozisyon alınamadı. Dediğim gibi elimizde başbakanlık veya spor bakanlığı tarafından yazılmış bir belge yok. Bu benim için bir skandal. Bunu ligde beşinciyiz diye söylemiyorum. 13'üncü de olabilirdik. Ben Fransa'ya yatırım yaptım. Belki çok küçük bir yatırım ama verilere bakarsanız, İsviçre'nin Fransa'ya her yıl yaptığı yatırım Katar'ın yaptığı yatırımın 10 mislidir. Ama bunu kimse bilmez. Çünkü İsviçreliler mütevazı oldukları için bunu anlatmaz. Dediğim gibi belki global futbol bağlamında küçük bir yatırım olabilir ama bizim de orada bir sözümüz var. 



Gelecek sezonu da sorayım. Eğer normal şartlar olsaydı Ağustos'un 20'si gibi 2. ligde yeni sezon başlayacaktı. Şimdi sezonun başlangıcı belli olmadığı gibi seyirci olup olmayacağını da bilmiyoruz. Yeni sezonda seyircili maç oynanır mı?
Bana kalırsa hayır. Çok kötümser olursak bu virüse karşı bir aşı çıkana kadar seyircileri maçlara almayayacaklar. Benim düşüncem eylül ayında başlasak bile yine de maçların seyircisiz oynanacağı yönünde. Tüm kulüplere verdikleri 250 milyon euro iyi hoş da sonra ne olacak? Bizim futbol oynamamız lazım. Ne kadar uzun süre oynamazsak oyuncularımız için o kadar kötü. Düşünün oyuncularımız iki aydır evlerinde oturuyor. Tabii dışarı çıkıp biraz hareket edebiliyorlar, yalnız başlarına biraz idman yapabiliyorlar. Ama stat ve antrenman tesisleri kapatıldı. Yani 11 Mayıs'ta herkes işe gidecek: Fırıncı ekmeğini satacak, peynirci peyniri satacak, kasap etini satacak. Bizimkiler işe gidemeyecek. Çünkü antrenman yapmaları yasak, küçük gruplar halinde bile yasak. Bu doğru mu bilmiyorum. Sonra herkes diyor ki futbolcular milyoner, burunları havada. İşte şimdi çalışmaya gitmek istiyorlar, kendi işyerlerine dönmek istiyorlar ama yasak var. Bana kalırsa burada büyük bir dengesizlik var. 

Biliyorum ki futbolcularla da temastasınız. Onların sağlık yönünden bir endişesi var mı? 
Hepsiyle konuştuk. Dediler “Biz bir an evvel geri dönmek istiyoruz, bir an evvel başlamak istiyoruz. Bizim işimiz daha bitmedi''. Ondan sonra Fransa'daki furbolcular birliğinin bir anketi yayınlandı: Güya futbolcuların yüzde 52'si biraz tedirginmiş, yüzde 48'i oynamak istiyormuş. Sorular öyle bir şekilde yazılmış ki: “Eğer her yerde virüs olup da size yüzde 100 garanti verilmezse belki oynamamaya karar verir misiniz?” Tabii oyuncular da o şıkkı işaretliyor, yanıtlar ‘oynamayalım' seçeneğine gidiyor. Ertesi gün o UNFP'nin eş başkanlarından biri dedi ki: ''Bakın, oyuncular oynamak istemiyor. Biz ligi durduralım en iyisi.'' Sonra öbür eşbaşkan dedi ki “Durun bekleyelim, hükûmet ne diyecek?” Yani öyle bir dengesizlik var ki! Ama oyuncularımız oynamak istiyor. Antrenörlerimiz tekrardan başlamak istiyor. Tabii ki de seyircisiz, tabii ki de en iyi koşullar altında, Bununla yüzde 100 hemfikiriz. Herhangi bir oyuncumuzun sağlığını niye tehlikeye atalım? Ama bizim sunduğumuz o kadar doğru ve ölçülü bir plandı ki, hakemler, tüm tıp ekibi ve oyuncular aynı otelde kalacak. Sadece maçlar için dışarı çıkacaklar. Biz bile stada girmeyecektik yöneticiler olarak. Niye mümkün olmasın ki? 3-4 maçı böyle organize edin, en azından playoff'lar oynansın. Gerçekten büyük bir soru işareti var burada.

Şu risk olabilir: Kapalı devre kamp düzeninde bile bir ya da iki oyuncuda koronavirüs testi sonucu pozitif çıksa yeniden bir tecrit durumu olacak. Böyle bir risk var değil mi?
Haklısınız öyle bir risk var. Ama biz de bütün oyuncuları ve onlara refakat eden kişileri test edebilirdik. Aynı zamanda ateşlerini düzenli olarak ölçebilirdik. Orada eğer iki hafta evvel oyuncuları bir izolasyona alıp sonra 10 gün boyunca playoff'ları oynatsak birinin virüsü kapma ihtimali bana kalırsa çok düşük olurdu. Maalesef bu virüsten çok kişi öldü Fransa'da. Bu yüzden de fazla baskı yapmak istemiyoruz. 

Son olarak şunu sorayım: İşleriniz sebebiyle yıllardır Dubai'de yaşıyorsunuz. Bu süreci oradan yeni teknolojik yollarla yürütüyorsunuz değil mi?
Evet, daha da etkiliyiz. Sanki böyle herkes üç saat daha uzun çalışıyor. Benim işim futbol. Oyuncularla, antrenörlerle ve kulüplerle gündelik yakınlık bizim için çok mühim. Her iki kulüpte genel müdürlerimiz var. Onlar daha çok gündelik işlere bakar ama biz yani Jerome, Yannick, Ingo ve ben, dört kişi daha çok detaylara bakıyoruz, uzak olmamıza rağmen her şeye biz karar veriyoruz. O yüzden Zoom ve Team tabii bize büyük avantaj sağlıyor bu dönemde. Herkesle istediğimiz zaman konuşabiliyoruz.

Röportaj: ALP ULAGAY

FutbolArena Haber Turu (26 Mart 2020)