comScore

Napoli Napoli

'Hayatta kalabilmek için tek şansı futbol topuydu'

27 Kasım 2020, Cuma 12:04
'Hayatta kalabilmek için tek şansı futbol topuydu'

Maradona'yı, onun en detaylı öyküsünü yazan kişilerden biriyle, İngiliz-İspanyol gazeteci Jimmy Burns ile konuştuk.

FutbolArena - Belki de futbolun gelmiş geçmiş en büyük oyuncusunu kaybettik. Diego Maradona 60 yaşında öldü ve büyük başarılarla, renkli ve tartışmalı anlarla dolu bir yaşamı geride bıraktı. Maradona'yı, onun en detaylı öyküsünü yazan kişilerden biriyle, İngiliz-İspanyol gazeteci Jimmy Burns ile konuştuk. Burns, 1996'da Tanrının Eli: Maradona'nın Hayatı (Hand of God: The Life of Maradona) kitabını yazdığında büyük yankı uyandırmış, özellikle Arjantin'de tepkiyle karşılanmıştı. Burns, Maradona'nın neden farklı bir çağa ait olduğunu da anlattı.
 
Diego'yu ilk kez 1982'de Sovyetler Birliği'ne karşı oynadığı milli maçta izlemişsiniz. Peki Maradona'nın hikâyesini araştırmaya neden doğup büyüdüğü Villa Fiorito mahallesini ziyaret ederek başladınız?
 
- Sanırım Maradona'nın biyografisini yazmayı düşüneceğimi söylediğimde Arjantin'deki bir arkadaşım “Onu anlayabilmek için doğduğu gecekondu kasabasına gitmen lazım” dedi. Bu tavsiyeye uydum ve oraya gittim. Tamamen haklıydı! Çünkü oraya vardığımda, her şeyden önce, doğduğu çevrenin yoksulluğunu fark ettim. Kendisinin ve ailesinin yaşadığı, onun doğup büyüdüğü gecekondu kulübesi hâlâ oradaydı. Çok, çok, çok ilkel koşullar söz konusuydu. O gecekondu mahallesinin, sistemin dışında bir tür paralel bir dünyası ve kendine özgü kuralları vardı. Oradaki toplum da devletin desteklemediği bir şekilde kimi zaman suç sınırını da aşan bir şekilde kendini korumayı bilirdi. Bu ortamın içine doğmuş Maradona'nın suça karışmadıkça, rahip olmadıkça, asker olmadıkça ya da üstün bir yeteneğe sahip olmadıkça gerçekten hayatta kalması mümkün değildi. Onun doğal yeteneği de topla olağanüstü ilişkisiydi. Çünkü çok küçük bir çocukken, bir antrenör tarafından keşfedilmişti ve bu adam Maradona'nın olağanüstü bir oyuncu olacağını düşünüyordu.
 
Arjantin'den transfer olduğu Barcelona takımında çok başarılı olamamasının sebeplerinden biri de bu muydu? Barselona şehrinde kendini bir nevi yabancı gibi mi hissetmişti?
 
- Barselona'ya ilk geldiğinde Maradona'nın oldukça genç olduğunu unutmayalım. Yani 20'li yaşlarının başındaydı. İlk kez yabancı bir şehirde yaşayıp futbol oynuyordu. Arjantin dışındaydı, yabancı bir kulüpte oynuyordu, kendisi için yabancı bir ülkedeydi. Üstelik İspanyolca konuşuluyordu. Bence doğduğu çevreden, aile köklerinin bulunduğu ülkeden ve arkadaşlarından ayrılmaya karşı çok hazırlıksızdı. Sanırım o zamanlar, Barselona gibi oldukça sofistike bir ortamda, bu esmer Latin Amerikalı çocuk bir tür bilinçaltı ırkçılıkla da karşılaştı. Tabii o zamandan beri Barselona çok kültürlü ve dünyaya çok daha açık bir yer haline geldi. Ama o sırada, bence Maradona kendini oldukça yalnız hissetmişti. Bu, onun için zor bir dönemdi, çünkü Arjantin'in başarısız olduğu İspanya'daki ilk Dünya Kupası'ndan henüz dönmüştü. Barcelona onu satın aldı ve Maradona da dünyanın en iyi kulüplerinden birinde kendini son derece göz önünde ve stresli bir ortamın içinde buldu.

NAPOLİ ONU BİR YARI TANRI GİBİ KARŞILADI
 
Doğduğu yerle kıyaslarsanız Napoli'deyken, kendine daha yakın bir ortam mı buldu?

 
- Evet, bir bakıma. İtalyan köklerini yani, İtalya kökenli göçmenler olan büyükanne ve büyükbabalarını bir yana bırakırsak, özellikle İtalya'nın güneyinde ve Napoli'de kendi dünyasını bulduğunu düşünüyorum. Ve orada insanlar onu gerçekten de bir tür yarı Tanrı gibi karşıladı. Maradona'nın sanki göklerden inmiş gibi binlerce taraftarın arasına, stadyumun ortasına bir helikopterle geldiği anı hatırlarsınız. Herkesin beklediği bu tür bir idol gibiydi. İtalya'nın güney liman kenti Napoli'ye, zengin kuzeyin takımları, Roma, Milan, Juventus, Inter hep yukarıdan bakardı. Napoli'yi hep İtalya'nın bu tür fakir bölgesiydi. Tabii ki, scudetto'yu (lig şampiyonluğunu) kazandı ve şehirde mutlak bir idol haline geldi.

 
Kokain kullanmaya orada mı başladı yoksa Napoli'den öncesi de var mıydı?
 
- Bunu ilk kez Barselona'da bir gece kulübünde denedi. Ama sanırım gece hayatının çok geç saatlere kadar sürdüğü ve uyuşturucu almaya başladığı yer Napoli'ydi. Aynı zamanda, çok güçlü bir yerel mafyanın olduğu bir şehirde Camorra çetesi gibi şaibeli arkadaşların ve eş-dostun olduğu bir ortam söz konusuydu. O dönemde Camorra'nın kesinlikle yerel işletmelerin ve hatta futbol taraftarlarının üzerinde büyük etkisi vardı. Maradona'nın Mafya'nın tanınmış isimlerinin ev sahibi olduğu partilerde ağırlandığını belgeleyen fotoğraflar var. Diego Maradona'ya bu anlamda bir iyilik yapmadıklarını düşünüyorum. Sanırım, Napoli'deki yaşam tarzı farklı olsaydı ve gerçek anlamda daha iyi danışmanları olup onu daha iyi korusaydı, tıpkı bugünün futbolcuları gibi sağlığına daha fazla dikkat etseydi, Diego Maradona'yı çok daha uzun yıllar futbol oynarken izleyebilirdik. Çünkü gerçekten performansının zirvesi olan Meksika 1986'dan sonra kademeli bir düşüş gördük kariyerinde.
 
Arjantin'de üç gün yas ilan edildi. Platini dün L'Equipe gazetesine bir röportaj verdi ve şöyle dedi: “Bir gün Zidane vefat ettiğinde veya ben vefat ettiğimde Fransa'da yas tutulacağını sanmıyorum.” Bunun Arjantin için normal olduğunu düşünüyor musunuz?

 
- İngiliz medyasıyla yaptığım röportajlardan birinde bana şu soruyu sordular, “Bir İngiliz futbolcu için üç günlük yas tuttuğunu hayal edebiliyor musunuz?” İngiltere'de yaşıyorsunuz ve buna muhtemelen benim kadar iyi bir cevabınız vardır: Cevap hayır. İngiliz futbolunun büyük ikonlarından Bobby Moore, Stanley Matthews ve diğerlerinden bahsediyorum. Hiçbiri için üç günlük ulusal yas tutulmaz. Soru, neden Arjantin'de ve neden Diego Maradona için? Bunun yanıtı şöyle: Dışarıdan bakıldığında, yani Latin Amerika'nın yanı sıra Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri ve dünyanın geri kalanı için Arjantin her zaman biraz çılgın bir ülke, biraz başarısız bir devlet, siyasi, sosyal, ekonomik olarak dünya çapında güvenilmez bir yer olarak görülmüştür. Elbette İngilizler onları, çok da eski olmayan, İngiliz topraklarını işgal etmeye giriştikleri Falkland Savaşı'yla hatırlıyorlar. Borçlarını ödeyemeyen bir ülke olarak hatırlanıyorlar. Binlerce kişiyi ortadan kaldıran korkunç askeri rejimleri ve oldukça kaotik bir siyasi, sosyal, ekonomik tarihiyle hatırlanıyor. Yani Arjantinliler için, bir tür efsane olarak gösterebilecekleri tek kişi muhtemelen kendi alanı olan futbolun en büyük efsanesi ve dehası Diego Maradona. Dünyadaki herkes Maradona'yı tanır. Milliyetçiliğin çok ön plana çıktığı bir modern göçmen ülkesi Arjantin. Diego Maradona'dan bahsetmek de birçok Arjantinli için her zaman çok önemli olmuştur. Çünkü dünyayı gezdiklerinde ve Arjantin hakkında konuşmaya başladıklarında, çoğu kişinin ilk söylediği söz Diego Maradona olur. Zaten başka ne söyleyeceklerdi ki?

 
1996'da Maradona'nın en kapsamlı biyografisini yazdınız. Avrupa bir yana Arjantin'de nasıl tepkilerle karşılaştınız?
 
- Arjantinlilerin her zaman kendilerini biraz kandırdıklarını düşünüyorum. Pek özeleştiri yapmazlar. Diego Maradona biyografisi Arjantin'de çıktığında çok fazla baskı geldi. Ülke ikiye bölünmüştü: Kitaba hemen tepki gösterenler, saldırgan, tehditkar bir şekilde tepki gösterenler vardı. Açıkça tehdit edildim. Ama meslektaşlarım ve aynı zamanda saygın yazarlar, diğer tanınmış isimler, “Hayır, bu doğru bir biyografi, efsanenin arkasına bakmaya çalışan, dehaya saygılı, ama aynı zamanda onun karanlık tarafını da yazıyor” dediler. Financial Times gazetesi için 30 yıl çalıştım. Yani ben bir tabloid gazetecisi değilim. Dünyanın en iyi gazetesinde eğitildim ve kariyerimi orada gazeteci olarak yaptım. Hikâyelerimizi nasıl araştırdığımıza ve kaynaklarımızı nasıl kullandığımıza dair çok katı kurallar vardı. Maradona biyografimin araştırması ve soruşturması için çok uğraştım. Yazdığım her satırın da arkasındayım.
 
Son sorum: Maradona biyografisini neredeyse çeyrek asır önce yazmıştınız ve o sırada Messi, Cristiano Ronaldo gibi yıldızla henüz ilkokuldaydı. Maradona'yı 2020'de futbol tarihinde nereye koyardınız?
 
- 2020'de bu sürekli tartıştığımız bir konu değil mi? Hadi bunun hakkında konuşalım. Bence futbol tanrılarının anıtında Diego Maradona var, Pele var, Johann Cruyff var, Leo Messi var. Ayrıca Cristiano Ronaldo ve Alfred Di Stefano'yu da sayarım. Hepsi doğdukları bağlama, oynadıkları dönemlere ve oyuncu olarak oynadıkları yıllara göre değerlendirilmesi gereken oyuncular. Futbol yıllar içinde gelişti: Bir örnek vermek gerekirse, Pele ve Maradona oynadığında, oyun kuralları şu anki kadar disipline önem vermezdi değildi. Özellikle Maradona gibi en iyi oyuncular neredeyse öldürene kadar doğranırdı. Öldürülmezlerdi ama her maçta acımasızca doğranırlardı. Maradona çok fazla sakatlık geçirdi mesela. Sahada çok dirençli olması gerekiyordu. Modern dönemde hemen kırmızı kartla cezalandırılacak birçok darbe aldı. Ancak o dönemde, rakipleri neredeyse hep paçayı sıyırıyordu. Ayrıca, günümüzde en iyi futbolcularla özdeşleştirdiğimiz her şey, danışmanlık, antrenörlük ve diyet gibi konular henüz çok yeniydi. Şimdi oyuncular diyetlerine uyuyor, uyuşturucu kullanmıyor, alkol almıyor. Bugün çok çok iyi antrenörleri var. Vergi danışmanları var. İyi avukatları var. Medyadan kaçmayı da başarıyorlar. Diego Maradona farklı bir çağa ait. Bence onu değerlendirirken, sadece dehasını değil, aynı zamanda bu dehasının çok zorlu şartları nasıl alt ettiğini de hesaba katmalısınız.

Röportaj: Alp ULAGAY

Son dakika Dünyadan Futbol Haberleri FutbolArena'da!

Mert Nobre: "Atatürk sadece Türkiye değil dünya lideri"