comScore

Manchester United Manchester United

Manchester United'ın yakın tarihi! Andy Mitten anlattı

08 Mayıs 2020, Cuma 16:44
Manchester United'ın yakın tarihi! Andy Mitten anlattı

Gazeteci Alp Ulagay, United We Stand Editörü Andy Mitten ile FutbolArena için röportaj gerçekleştirdi.

FutbolArena - Manchester United, Alex Ferguson sonrası sıkıntılı bir dönem geçirdi, geçirmeye de devam ediyor. Büyük başarılara alışmış United taraftarı Ferguson'ın haleflerinin ne aldığı sonuçlardan ne de oynattığı futboldan memnun kaldı. Elbette bazı rakiplerin de son 10 yılda hızla ilerlemesi sebebiyle United bir istikrarsız bir döneme girdi. Şimdi Solskjaer'le oradan çıkmaya çalışıyorlar. Kırmızı Şeytanlar'ın yakın tarihini 30 yıldır United We Stand dergisini yayınlayan Andy Mitten ile konuştuk. Mitten kimi zaman olaylı geçen İstanbul serüvenlerini de anlattı.

Türkiye'yle ilk temasınızı hatırlıyor musunuz?
İlk seferinde korkunç birkaç gün geçirdim! 1993'te Galatasaray'a karşı oynayan Manchester United'ı izlemek için gittim. O zaman hem öğrenci hem gazeteciydim. Ama bu kez arkadaşlarımla gittim, gazeteci olarak değil. Ve her yerde “Cehenneme hoş geldiniz” durumu vardı. Sınır dışı edildik. Maçı izleyemedik. 164 kişi sınır dışı edildik. Ve ben holigan değilim. Hiçbir zaman da olmadım. İki taraftar grubu arasında kavga çıkmıştı. Yani Türkiye'ye ilk ziyaretinm çok korkunçtu. Sonra İngiliz hükümeti bize yeni pasaportlar verdi çünkü yanlış bir şey yapmamıştık. Daha sonra Galatasaray için yine geldim. Harikaydı! Eski Ali Sami Yen'deki atmosferi çok sevdim. Bir tarafta “Cim Bom Bom, Cim Bom Bom” tezahüratı başlıyor, sonra stadyumun diğer ucu devam ediyor: ''Galatasaray'' Sonra 1996 yılında Fenerbahçe maçına gittim. Maça başlarken stat ışıklarını kapattılar. Herkes gazeteleri yaktı, stadyum yanıyor gibiydi. İnanılmazdı.

Eskide kaldı bunlar. Bunları artık görmüyoruz.
Manchester United oyuncularıyla konuştuğumda şimdiye kadar oynadıkları en iyi atmosferin 2010'da Beşiktaş'a olduğunu söylemişlerdi bana. Ben her gittiğimde harika oluyor atmosfer. Daha sonra, 2012'de Galatasaray'ın dünyanın en gürültülü taraftarlarına nasıl sahip olduğu hakkında bir uzun yazı yazdım. Bunun için yine oraya. İstanbul'u seviyorum ama İstanbul'daki trafiği sevmiyorum. Korkunç! Ve daha fazlasını da görmek istediğim bir ülke. Mesela doğuya gitmek istiyorum. Trabzon gibi yerlere gitmek istiyorum. Ama henüz bu fırsatı bulamadım. Ama Antalya ve Alanya'da bulundum. Çok güzel!

Türkiye'nin tarihine de meraklsınız galiba. Nerelere gittiniz maçlar haricinde?

Çanakkale ve Gelibolu. Bu tarihle çok ilgiliyim. Anzak Günü'nde Gelibolu'ya gittim. İnanılmazdı! Mustafa Kemal ve Türk tarihi hakkında her şeyi öğrendim. Çok, çok ilginçti. Ve o yarımadada kendi şehrimden erkeklerle dolu mezarlıklar var. Her yer Manchester, Manchester, Manchester, Manchester ile dolu. İnanılmaz. Türkiye'yi seviyorum, oradaki taraftarların tutkusunu da seviyorum.

United We Stand adlı Manchester United dergisini 30 yıldır yayınlıyorsunuz. 15 yaşında tek başınıza mı giriştiniz bu işe?

Doğru zamandı. Futbol taraftarlarının çok fazla seslerini duyuramadığını hisseden genç bir adamdım. İngiliz hükümeti hepimizin holigan olduğunu düşünüyordu. Halbuki ben holigan değildim, hiçbir zaman da olmadım. Gazete dağıtıcılığı yaparak kazandığım parayla Manchester United'ı izlemek istiyordum. Maaşım çok düşüktü ama Nottingham Forest gibi bir deplasmanda bilet için 4 Sterlin gibi fahiş bir ücret ödüyordum. Üstelik statta mesela görüş açımın bir pilon tarafından engellendiği bir koltukta oturuyordum. Bu sebeple, taraftarların sesi olmak için fanzine başladık ve bu kadar hızlı büyüyeceğini hiç tahmin etmedik. Ben de 18 yaşımdayken, hayatımı yazarak kazanmak için gazeteci olmaya karar verdim. Ve fanzin büyüdü, büyüdü, büyüdü. Manchester yakınlarındaki Central Lancashire Üniversitesi'nde çok iyi bir gazetecilik eğitimi aldım. Muhtemelen fanzini çıkarmam da her maça gitmeme imkân verdi.

ALEX FERGUSON'LA RÖPORTAJ GİTTİM, 'İŞİM VAR' DEYİP YARIDA KESTİM

Size Sir Alex Fergusom dönemini sorayım. O zamanlar yani 15-16 yaşında bir fanzin yayınlamaya başladınız. Sonraki yıllarda bu kadar çok kupa alacağını tahmin eder miydiniz?


Hayır hayır. O dönemde eğer takımım ömrüm boyunca lig şampiyonluğunu bir kez kazanırsa çok mutlu olacağımı düşünüyordum. 17 yaşımda Alex Ferguson'a “Sizinle röportaj yapmak istiyorum” diye mektup yazdım. Hayatımda hiç kimseyle röportaj yapmamıştım. İlk röportajım Alex Ferguson'la oldu. Röportaja bir Manchester United formasıyla gittim, yanımda da bir arkadaşımı götürdüm çünkü röportaja bir arkadaş getirmemem gerektiğini bilmiyordum. Röportajı kaydetmek için koca kırmızı bir teyp götürdüm ve kayıt düğmesine bastım. Ferguson bana çok güldü ve kaptanı Steve Bruce'a “Şu çocuğa bak!”' dedi. Bir saat sonra ona dedim ki, “Üzgünüm, gitmem lazım çünkü arkadaşımlarla McDonald's'ta buluşacağım.” Bu yüzden röportajı kısa tuttum. Sonraki yıllarda, hep şöyle dedim kendime “sen kesinlikle salaksın”. Tabii bir daha böyle şey yapmadım. Ne salaklık! Tabii ki bu başarı seviyesini hayal edemezdim. Sonra 1990'lardaki gerçekten ama gerçekten iyi United takımları hayatımı büyük çok zenginleştirdi. Manchester United sayesinde dünyayı dolaşabildim ve işimin çoğunu da takımın başarıları sayesinde yaptım. Oxford United fanzini çıkarsaydım bunun mümkün olacağını sanmıyorum, elbette aynı fırsatlar olmazdı.

Peki bu başarılı dönemde sizin için en önemli ya da en duygusal kupa hangisi? Mesela 1999'da Barcelona'daki Avrupa şampiyonluğu mu yoksa ilk lig şampiyonluğu mu?

1993'teki ilk lig şampiyonluğu büyük bir olay oldu çünkü 26 yıldır hiçbir şey kazanamamıştı takım. Ben hâlâ çok gençtim, takımı 26 yıldır izlemiyordum elbette. Bu büyük bir olaydı. Ama ondan önce, 1991'de Rotterdam'da Barcelona'ya karşı kazanılan Kupa Galipleri Kupası'na kadar Manchester United'ın ligde şampiyonluk veya Avrupa'da kupa kazanacağını düşünmemiştim. Bu yüzden Kup Galipleri Kupası da benim için çok önemliydi. Sonra 1994'teki duble, 1996'da duble, 1999'daki üçleme geldi. Takımda oynayanlara gelince, bazılarını on beş yaşımdan beri tanıyordum. Benimle aynı şehirdendi onlar da ve benimle aynı sosyal sınıftandı. Onlar da işçi sınıfından çocuklardı ve ben bazılarına karşı sahada oynamıştım. Mesela Giggs'e karşı oynadım, onu marke etmeye çalıştım.

Okul takımında mı?

Pazar ligi ve okul takımlarında. Ama her seferinde beni mahvetti. Ciddiyim. Kesinlikle mahvetti. Ve bu adamlar daha sonra İngiltere, Avrupa şampiyonu oldular ve sonra da dünya! Harikaydı!

O dönem farklıydı. 1995'ten önce Bosman kuralı yoktu. Takımda Manchesterlı oyuncuları görmek ya da United'ın yetiştirdiği oyuncuları görmek sizi mutlu eder miydi?

Evet, çok ederdi. Ben bir Manchester'lıyım ve sanırım bir oyuncunun kendi şehrinizden gelmesi özel keyif veriyor. Eminim Türkiye'de Bursaspor için oynayan bir Bursalı için de durum aynıdır. Şimdi Manchester United'ın artık dünyada çok popüler olması gerçeğini de seviyorum. Mesela Tayland'a gidip binlerce kişinin önünde oynadıklarını görüyorum ve bu çocuklar Manchester'lı. Manchester'dan gelen tüm bu adamlara Manchester'dan olmayanlar da destek verdi. Mesela David Beckham Londralıydı. Çok parlak bir dönemdi. Ayrıca kulüp giderek büyüyen Premier Lig'den de çok iyi yararlandı. Ticari açıdan da çok akıllı davrandılar. Stadyumu büyüttüler. Liverpool bunu hiç yapamadı mesela. Kulübün gelirleri arttıkça arttı, bu da onlara daha fazla güç verdi.

Mesela 1993'te Galatasaray'la ilk kez oynadıklarında kapasite ne kadardı?

44 bindi o zaman. Şimdi 76 bin. Yıllar içinde büyütmeye devam ettiler stadı. İnsanlar da kulüp ürünü satın alıyordu. Bu kadar basitti ama çok akıllı bir yöntemdi. Aynı zamanda sahadaki başarı da standart norm haline geldi. Öyle ki bunun sonsuza dek süreceğini düşünüyorsun.

KULÜP SATILIRKEN ENDİŞELERİM VARDI HÂLÂ DA VAR

Glazer ailesi 2003'te kulübü satın almaya çalışırken endişeleriniz var mıydı?


Büyük endişelerim vardı ve hâlâ da endişelerim var. Bu satin almaya izin verilmemesi gerektiğini düşünüyordum. Bence yasaldı ama etik değildi bu devir teslim. Yüksek kaldıraçlı bir satın alma işlemiydi. Bir büyük sosyal kurumu satın almak için başkasının parasını kullanan kapitalizmin en kötü örneğiydi. Ve okurlarım da çok ama çok kızgındı. Zaten protesto ettiler. Ben de satış olduktan sonra İngiliz hükümetini ziyaret eden küçük bir taraftar grubuyla birlikteydim. Bize temelde dediler ki, ''Nasıl hissettiğinizi anlıyoruz. Bu yapılan yanlış ve onlara bir mektup yazacağız. Ama şu anda yapabileceğimiz hiçbir şey yok.” Bu yüzden insanlar çok endişeliydi, bilet fiyatlarının yükseleceğinden endişe ediyorlardı. Borçlardan dolayı endişe ediyorlardı ve hâlâ da ediyorlar. Glazer ailesi, sponsorluk, ticari işler açısından çok başarılı oldular ve gelirleri artırmak için bazı şeyler yaptılar. Bunu inkâr edemezsin. Ama bugün söylediğimiz gibi Manchester United puan tablosunda gerilerde. İşte bu yüzden taraftarlar endişeli.

Çok garip. Hele geçen son 30 yıl ile karşılaştırırsanız…

Evet, yeterince iyi değil. Tabii hiçbir takımın da her zaman kazanmak için ilahi bir hakkı yok.

Önümüzdeki yıllarda herhangi bir kulübün satılmasıyla ilgili bir değişikliği öngörüyor musunuz?

Ben kulübü satmak istediklerine dair herhangi bir emare görmedim. Yani hayır, söylentilere itibar edemem. Bu konuda bana içi dolu bilgiler verildiğini söyleyemem. Kulübün en üst yöneticisi CEO Ed Woodward'a da sordum ve “Kesinlikle satma niyeti yok” dedi. İyi bir iş çıkardıklarını ve geleceğe iyi hazırlandıklarını düşünüyorlar ve onlara göre United tekrar başarılı olabilir. Taraftarların görüşü belki biraz farklı olabilir.

Bugün futboldaki finansal seviye 1990'lardan çok farklı. Bir vakıf ya da taraftar sahipliği hâlâ bu büyüklükteki bir kulüp için bir olasılık dahilinde mi?

Bu bir boş hayal. Gerçekçi değil. Fikri seviyorum. Ben Manchester'lıyım, ama son 20 yıldır zamanınım bir kısmını da Barcelona'da geçirdim. Barcelona modelini de gördüm. Hiç de mükemmel değil. Bir çeşit taraftar sahipliğini çok isterim. Çünkü taraftarı olmayan kulüp bir hiçtir. Ama bugünkü durumda bakınca çok az bir ihtimal. Bir futbol kulübüne sahip olmanın mükemmel bir yolu olduğundan emin değilim, çünkü sahiplik modellerinin kulülerin çoğundan ikna olmadım. Mesela Alman modelini beğendim. Onun da bazı kısıtlamaları var. Birçok Alman taraftarla konuşuyorum ve onlar da çok mutlu değil. Ama bence Manchester United'daki ultra kapitalist modelden daha iyi. Taraftarların ticarileşmeyle ilgili bir sorunu yok. Tüm bu ticari anlaşmaları yapma konusunda hiçbir problemleri yok. Ancak sahadaki başarı bunu takip etmek zorunda. Şu anda takım o seviyeye yakın bile değil.

FERGUSON SONRASI KUSURSUZ FIRTINA

Sir Alex'ten sonra ne oldu? Biz Türkiye'de 2013'ten sonraki bu duruma şaşırdık. Bu tutarsızlığın ana nedeni neydi?


Size Türkiye hakkında bir hikâye anlatacağım. Manchester United Aralık 2012'de Galatasaray'la oynadığında bir Türk gazeteci şöyle sormuştu: “Sir Alex, buraya ilk gelişinizde kazanamadınız. Şimdi tekrar geldiniz ve yine kazanamadınız.” Ferguson şöyle yanıt verdi: “Ama aradaki dönemde hiç de fena iş çıkarmadım.” Güzel bir yanıttı doğrusu. Kulübün içindekiler Ferguson sonrasına iyi hazırlandıklarını düşünüyordu. Geçmiş tecrübeler ise Ferguson'un yerinin doldurulmasının neredeyse imkansız olduğunu göstermişti. Kadro hâlâ çok iyiydi. Belki de 1971'de Matt Busby'den sonra olduğu gibiydi. Ferguson bunun olmasını istemiyordu. Mesela Busby ayrıldıktan sonra Old Trafford'daki ofisini muhafaza etmişti. Yani hâlâ işin içindeydi. Sonraki teknik direktörler kendilerini baltaladığını bile söyleyebilirdi. Ferguson bunların hiçbirini yapmadı. Haleflerinin işlerini düzgün yapmalarına izin verdi. Fakat sahip oldukları parayla büyük bir atılım yapan Manchester City'nin yaklaşan kusursuz firtınası vardı. Ya da Ferguson zamanının çoğunda olmayan Chelsea'nin parası. Ve daha sonra da Liverpool'un yükselişi. United için neredeyse bir kusursuz bir fırtına gibiydi çünkü City'nin çok zengin sahipleri istedikleri parayı yatıracak güce sahipti. Buna karşılık United Ferguson'un yerini doldurmakta zorlandı. David Moyes geldi ve eski yardımcı antrenörleri yolladı ve bu muhtemelen bir hataydı. Moyes iyi bir adam, iyi bir çalıştırıcı.

Acaba onun yerine başka birini mi göreve getirmeliydi United?

Geriye dönüp bakınca, evet. Ama o zamanlar hiçbir protesto olduğunu hatırlamıyorum. Herkes tamam, hadi onunla devam edelim demişti. Sonra Van Gaal geldi. Harika. Ama bir süre sonra o kadar da harika değildi. Ve sonra Mourinho geldi. İşte başarıyı garanti edecek adam. Biraz başarı getirdi. Ancak futbol, taraftarların umduğu kadar iyi değildi. Ve sonunda, Mourinho da bu mutsuz tabloyu yarattı.

Manchester United taraftarları daha fazla hücuma yönelik bir oyun tarzı ister mi gerçekten?

Bence geçmişte bu hücum futbolunu izlediler. Ama en önemli şey galibiyettir. Taraftarlar böyle söylemeyebilir. Ama bir maçtan çıktığınızda kazanmışsanız ve ligin zirvesindeyseniz ya da kupaları kazanıyorsanız diğer her şey bundan sonra gelir. Ama elbette hücum futbolu ve genç takımlardan bir sürü oyuncu çıkarmak da önemli. Aynı zamanda bu çok da zor. Şimdi Premier League dünyanın en büyük ligi haline geldiğinden bazı rakip takımlar dünyanın en iyi teknik direktörlerini istihdam edebiliyor. Mesela Josep Guardiola ve Jurgen Klopp harika teknik direktörler. Bu da Manchester United'ın durumunu zorlaştırıyor. Ama yine de puan cetvelinde rakiplerinizden 30 puan geride olmamalısınız. Bu hiç de yeterli değil. İşte bu yüzden taraftarlar arasında bir hayal kırıklığı var.

Bir futbol direktörünün bulunmamasının bu düşüşte bir faktör olabileceğini düşünüyor musunuz?

Bunlar hep varsayım. Son yılların en başarılı kulüplerinde spor director vardı. Ed Woodward'a doğrudan birini getirip getirmeyeceğini sordum. Temelde “Kulüpte zaten çok fazla spor uzmanlığımız var” dedi. Manchester United'da parlak CV'ler var.

Jose Mourinho bu göreve birinin gelmesini istemedi galiba?

Jose bunu istemiyordu. Solskjaer'in de bir spor direktörü istediğini sanmıyorum. Teknik direktörler genelde yetkilerini paylaşma eğiliminde değildir. Bu yüzden kazanmıyorsa ve buna çözümlerden biri de “Eğer bir spor direktörümüz varsa, o zaman ilerleme kaydederiz” olur. Ed Woodward oyunculara sözleşme yapamamlı çünkü o bir bankacı deniyor. Kendisi ise hiçbir bir oyuncuya kesinlikle imza attırmadığını iddia ediyor. Sadece işe scout ve diğer departmandaki kişiler ona gelip “Bu oyuncuyu istiyoruz” dediğinde anlaşmayı bitiriyor. 

Taraftar profilinin değiştiğini gözlüyor musunuz?

Yeni bir taraftar kitlesi gelişti. Dünyadaki diğer süper kulüplerdeki gibi asla bir maça gitmeyecek ama abone olup Manchester United'ın sürekli kupa kazanmasını bekleyen bir kitle var. Bu başarılar gelmediğinde büyük hayal kırıklığına neden oluyor. Ben izlemeye başladığım yıllarda takım çok iyi değildi ve bu normaldi. Ama sadece 10 yıldır izliyorsanız. “Vayyy. Bu nedir? Manchester United, nasıl yedinci olur. Yedinci olmamalı” diye yakınırsınız. Takım kazansa bunların hiçbiri önemli olmayacak. Miami'deki tatildeki Jesse Lingard gibi bir genç oyuncunuzun zıplayarak, “fasulye, fasulye, fasulye” diye bağırması takım şampiyon olsa hiç önem taşımayacak. Bu sadece zamanlamayla ilgili. Zamanlama kötü olunca taraftarlar da öfkeleniyor. Fakat Manchester United 1970'lerin başında küme bile düştü. Busby'nin döneminde ortalama lig sıarlaması 9.'luktu. Avrupa Kupası'nı kazandığı dönemde çok sayıda karanlık an vardı. Başarıyla şımarmış bazı taraftarlar bunu anlamakta zorlanıyor. Bunu görebilirsiniz. Belki de kulübün büyüme sancısıdır bu. Her maça giden ve futbol kötü olduğu için mutsuz olan bir dolu taraftar var. İyi olduğu için paylaşılan anlar da oldu. Ama bu klasik bir United takımı değil ve açıkçası Manchester United için harika bir dönem değil.

Ole Gunnar Solskajer hâlâ güveniyor musunuz? United We Stand ocak sayısında ona güvendiğinizi yazdınız…

Evet güveniyorum. Şimdi bu yüzde 100 güven mi? İnsan ilişkilerinde hiç kimsenin yüzde 0 ya da yüzde 100 güven duyduğunu sanmam. Ama genel bakarsan ona güvenim var. Bence zor bir işi var ve desteğe ihtiyacı var. Ben ona bu desteği vereceğim. Ancak asgari bazı şartlar var. Bu sezonu onuncu veya onbeşinci bitiremezler. Çünkü o zaman ona olan güvenim buharlaşacak. Sabır tamam, çünkü çok zor bir işi yapıyor, takımı baştan inşa ediyor. Yaptığı transferle şimdiye kadar iyi. Muhtemelen bu da üç veya dört transfer dönemi gibi bir zaman alacak.

Takımın yazın yeni transferlere ihtiyacı olacağını düşünüyor musunuz?

Bence ekibin her zaman yeni transfere ihtiyacı vardır. Manchester United'a baktığımda hiç transfere ihtiyaç duymadıkları bir sezon olduğunu sanmıyorum. Buna ihtiyaç olduğu açıkça belli. Taraftarlar sezonun başında buna emindi ve Pogba, McTominay, Rashford sakatlanınca takım gerçekten zorlandı ve onların bu endişeleri doğrulandı.

Ama orta sahada ve ileride muhtemelen Manchester United'ın yeni yüzlere ihtiyacı var…

Elbette var ama bir yandan da çok yetenekli Mason Greenwood gibi gençleri de yukarı çıkarıyorlar. Ama o henüz ergen. Dünyanın en büyük kulüplerinden biri her hafta ergenlere bağlı olamaz. Onlar için de adil değil. ‘92 Sınıfı' A takıma çıktığında zaten dünya standartlarında bir takıma girdiler. Şimdiki gençler için durum böyle değil. Taraftarlar da maçlarda genelde çok destek verdi, çok sabırlıydılar. Sadece bazı maçlarda biraz protesto oldu teknik direktöre karşı. Hatta daha çok takım sahibine ve Ed Woodward'a karşıydı bu protestolar. Her şeyı hesaba katarsak taraftarlar çok sabırlıydı. Yeni transferlere ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum ve bunu yapacaklarını düşünüyorum. Ticari açıdan başarılı oldukları için paraları olduğunu düşünüyorum. Ama sponsorluğu ve ticari anlaşmaları sürdürebilmek için başarılı olmaları gerekir. Sadece para kazanmaktan mutlu oldukları iddiasına itibar etmiyorum. Şampiyonlar Ligi'nde olmalılar çünkü bu takım Manchester United.

UEFA'nın Manchester City'ye verdiği ceza neyi etkiler? Yani beşinci sıradaki takım gelecek sezon Şampiyonlar Ligi'ne gidebilir…

Bu beşinci sıradaki takımın United olması mümkün. Tabii Manchester City'nin itirazı başarılı olursa bu olmayabilir. Sanırım, United taraftarlarının çoğu da burada bir hişle varsa City'nin cezalandırılması gerektiğini düşünüyor. Ve birçok Man United taraftarı da dürüst olmak gerekirse bunun çok komik olduğunu düşünüyor. Eminim Galatasaray olsaydı Fenerbahçe taraftarları da aynı şekilde düşünürdü. Kesinlikle futbol taraftarlığı da böyle bir şey.

Old Trafford Stadyumu'nun da genişletilmesi gerektiğini yazdınız geçenlerde…

1990'larda ve 2000'lerde başarının önemli bir parçası da Old Trafford'u genişletmekti. Sürekli yatırım yapıldı ve bunu yaparken asla borç almak zorunda kalınmadı. Gerçekten başarılı bir şekilde yaptılar bunu. Sonra Glazers ailesi geldi ve yatırım durdu. Çok iyi bir stadyum var ama artık rakipler farkı kapattı. Kapasite açısından değil, ancak Tottenham'ın yeni stadyumu daha iyi. Tottenham'ın antrenman tesisleri de daha iyi. Bunu çok yazdım: Old Trafford iki yıl boyanmadı bile. Bu mazur görülebilir bir şey değil. Stadın büyütülmesi için talep var. Aslında karmaşık bir durum ama yapılabilir. Kapasite 80-85 bine çıkabilir. Planları gördüm. Maliyet yüksek olacak. Ve eğer Glazer ailesi buna para harcayarak uzun vadeli bağlılıklarını gösterirse bu, taraftarları da bir şekilde yatıştırır. Old Trafford'un hâlâ harika bir stadyum olduğunu düşünüyorum, ancak yıpranmayı durdurmak için para harcanması gerekiyor, Bilet fiyatları 10 yıldır hemen hemen hiç artmadı, bu iyi. Atmosfer de iyiye gidiyor.

Röportaj: ALP ULAGAY

FutbolArena Haber Turu (26 Mart 2020)