comScore

Manchester City Manchester City

İlkay Gündoğan, FutbolArena'ya konuştu: 'Bir gün gelebilirim'

17 Haziran 2020, Çarşamba 18:51
İlkay Gündoğan, FutbolArena'ya konuştu: 'Bir gün gelebilirim'

FutbolArena'ya samimi açıklamalarda bulunan İlkay Gündoğan, "Türkiye'ye bir gün teknik direktör olarak gelebilirim." diye konuştu.

FutbolArena Röportaj - Almanya'da ona “kurzpassmeister” yani kısa pas ustası diyorlardı. Borussia Dortmund'daki beş sezonda kupalar kazandı, Şampiyonlar Ligi finalinde gol attı, Alman Milli Takımı'na seçildi. 2016'da ise Pep Guardiola'nın doğrudan teklifiyle Premier Lig'in en iddialı takımlarından Manchester City'nin yolunu tuttu. Dört sezondur da orada yeni unvanlar kazanmaya devam ediyor: Türk asıllı Alman oyuncu İlkay Gündoğan'dan bahsediyoruz. İlkay'ı Manchester'daki evinde bulduk ve keyifli bir konuşma yaptık: Pep, City soyunma odası, Kompany, sevdiği oyun tarzı, koronavirüs döneminde oynadığı video oyunlar ve Premier Lig'e dönüş sürecini konuştuk. İlkay Gündoğan ilerki yıllar için Türkiye kapısını ise her zaman açık tutuyor.

Futbolu özledik. Siz oyuncular olarak daha fazla özlemişsinizdir herhalde. Biraz, öncesini konuşalım. 8 Mart'ta son maçınızı oynadınız. Sonra 13 Mart'ta bütün hayat durdu futbol için. Sonra herhalde vaktin büyük bölümü evde geçmiştir. Nasıl vakit geçirdin?
Herkes gibi bizim hayatımız da durdu. Sadece futbol değil, bütün dünya durdu zaten. Eve kapandık. Evde tabii ki takımın verdiği bir spor programı, fitness programı vardı. Onu uygulamaya çalıştık. Bunun haricinde zaman nasıl geçer? Yemek yiyerek geçer, televizyon izleyerek geçer veya PlayStation oynayarak geçer. Herhalde benim yaşımdaki herkesin yaptığını, belki daha da genç kardeşlerimin yaptıklarını ben de yaptım. Sık sık aileyle, arkadaşlarla video görüşmeler yaptık. Zamanı böyle geçirmeye çalıştık. İdmanlar başladı gerçi ama İngiltere'deki hayat henüz tam başlamadı. Çünkü bütün dükkanlar ve marketler çoğunlukla kapalıydı. Halkı çok fazla dışarıda göremiyoruz. Ama önümüzdeki günlerde, belki haftalarda yavaş yavaş açılacağını düşünüyorum. Artık normal hayatın da, futbol dışı hayatın da başlamasını istiyorum tabii ki. 

Playstation'da hangi oyunları oynuyorsun?

Valla her türlü oyunu oynarım. Tabii ki öncelikle futbol oyunları, FIFA, PES. Bir ara Grand Theft Auto oynamıştım online olarak arkadaşlarla ve bazen de tek başıma. Ondan sonra bilgisayarda Football Manager oynadım. Hatta birkaç gün önce yeniden başladım. Bu sefer Almanya 3. liginden bir takım aldım. Alttan bir takım alıp 1. lige götüreyim diyorum. Ondan önce İngiltere'den takım aldım, bir ara Balıkesirspor'u aldım.

Takımdan oyun arkadaşın var mı? 

Takımdan oyun arkadaşım yok: Onlar çoğunlukla Fortnite tarzı oyunlar oynuyor. Bunlar da pek sevdiğim oyunlar değil. Burada bir arkadaşım var. O bir takım aldı, ben bir takım aldım. Biraz kapıştık. Güzel oldu.

Özel izlediğin bir dizi var mı? Mesela Michael Jordan belgeseli… Herkes The Last Dance'i izledi. Onu izleme fırsatı buldun mu?

Onu izlemedim daha. Belki de izlemeyen çok nadir kişiden biriyim. Bir türlü denk gelmedi. Ama bir gün elbette izleyeceğim. Birkaç film izledim. Hatta Netflix'te bir Türk filmi var. Aras İyinemli oynuyor: 7. Koğuş'taki Mucize. Onu izledim, çok beğendim. 

Bir idman programından bahsettin. Takım galiba fitness malzemeleri de yolladı değil mi evlerinize? 

Evet, evimize fitness malzemeleri yolladılar. Tabii ki bütün fitness salonları kapalıydı. Gerçi bizim kaldığımız binada bir spor salonu var ve sadece benim için açıktı. Başka kimse yoktu, iyi oldu benim için. 

Leroy Sané ile ikiniz mi kullandınız? 

Aynen, arka arkaya kullandık. Önce ben girdim çoğunlukla. O daha çok sabahları uyumasını sevdiği için benden sonra giriyordu. Elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalıştık iki aylık süreçte. İyi geçtiğini düşünüyorum. İdmanlar başladıktan sonra tabii ki ilk günler zorlanıyorsun biraz. Bunun gayet normal olduğunu düşünüyorum. Ama yaklaşık iki hafta oldu başlayalı ve yavaş yavaş alışıyoruz. Zaten pek fazla alışma vakti de yok çünkü Arsenal ile ilk maçımıza çıkıyoruz zaten. Onun için tabii ki en iyi şekilde hazır olmaya çıkacağız. 



ÇOCUKKEN BİLE FUTBOLA BU KADAR ARA VERMEMİŞTİM

23 Mayıs'ta başlamışsınız idmanlara. Kulüp sitesindeki videolara baktım. İlk günlerde herkes birbirinden uzakmış ve temas yokmuş. İlk hafta böyle temassız mıydı idmanlar? 

Doğru, temas yoktu. Zaten küçük gruplarla idmanlara başlamıştık. İlk gün dört, maksimum beş oyuncu vardı grupta. İki mücadele yoktu. Yani daha çok pas çalışması, taktik çalışması veya düz koşu gibi şeyler yaptık. Daha çok fitness tarzında idmanlar yaptık. Bu yaklaşık iki hafta önce değişti.

İki aylık aradan sonra ilk hafta idmanda bir sıkıntı oldu mu? 

Zorlandık tabii ki. Kolay değildi. Çünkü iki aylık arayı ben futbol kariyerimde bugüne kadar hiç görmemiştim. Çocukken bile olmamıştı. Küçükken okul tatiline girdikten sonra verilen ara belki 6-7 haftaydı. Ayrıca iki ay sonra arkadaşlarını özlüyorsun tabii ki. Normalde her gün gördüğün, hatta ailenden fazla gördüğün takım arkadaşlarınla iki ay sonra yeniden bir araya gelmek güzel. 

Bazı takımlar hazırlık maçı yaptı. Siz yapmadınız galiba? 

Biz hazırlık maçı yapmadık. Geçen hafta Etihad Stadı'nda kendi aramızda bir maç yaptık 11'e 11. İki çarpı 30-35 dakika. Zaten maçlar seyircisiz olacak, alışmamız için böyle bir idman yaptık. Stada da üç ay sonra ilk kez çıktık. Bu da güzel bir duygu oldu. 

Şimdi dokuz maçlık bir periyot başlıyor. Ayrıca FA Cup çeyrek final, yarı final, final maçları, üzerine belki ağustosta da Şampiyonlar Ligi maçları var. İlginç bir yaz futbolu olacak. Pek şampiyonluk umudu yok. Hedef nedir Premier Lig'in geri kalanı için?

Bence hedef Premier Lig'i en iyi şekilde bitirmek. Tabii ki ligde ikinciliği garantilemek ve eğer ağustostaki maçlara veya FA Cup'taki bizi bekleyen önemli mücadelelere hazırlanmak. Bu Premier Lig maçlarını bir hazırlık gibi görerek en iyi şekilde kalan önemli maçlara en iyi şekilde hazır olmak istiyoruz. Tabii ki Premier Lig'de biz her zaman sahaya kazanmak için çıkarız. Zaten takımımız bunun için kuruldu, hocamız da hep kazanmamızı istiyor. Kendi kazanma hırsı da çok fazla, bizi de her maçı kazanmamız için hazırlıyor: Böyle de devam edeceğiz. Premier Lig'de şu an herkes eşit durumda. Çünkü her takım için yaklaşık 2-2.5 aylık bir ara söz konusu oldu. Hiçbir takımın avantajlı olduğunu sanmıyorum. Bu sebeple elimizden gelen en iyi bir şekilde maçlara başlamak ve Premier Lig'i en iyi şekilde kapatmak istiyoruz.



BAŞKASI SENDEN İYİYSE TEBRİK EDERSİN

Herhalde martta olması lazım. Puan farkı çok, dürüst bir şekilde “Liverpool şampiyonluğu hak etti” dedin...

Çok eleştiri geldi onun için. Futbolda, genel anlamda sporda kazanırsın, kaybedersin. Ama her zaman dürüst bir şekilde bakmayı severim. Başkası senden daha iyiyse tebrik edersin, bir dahaki sefere de daha iyisini yapmaya çalışırsın. Ben de böyle bir mantalite var. Tabii ki aşırı fanatik taraftarlar bir başkasının başarısını tebrik etmenden pek hoşlanmıyor. Ben hak edeni tebrik ederim. Sporun zaten ruhu böyledir. 

Futbolun dışındaki kişiler bazen şöyle zannediyor: Herkesin fanatik olması lazım. Halbuki işini yapıyor insanlar. Sevdikleri bir işi yapıyorlar... 

Bir yandan tabii ki fanatiğiz. Çünkü tabii ki biz de takımımızın başarılı olmasını istiyoruz. Hatta en başarılı takımı olmasını istiyoruz. Her maçta elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Ama sonuçta bu spor sonuçta: Herkes elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor. Bir sezon sen en iyisi olabilirsin, bir sezon başkası biraz daha iyi olabilir. Bu da sonraki sezon için sizi daha iyi motive edebilir. Yani bunlar sporun güzellikleri, öyle diyebiliriz.

Daha önce biraz bakmıştım ama “All or Nothing: Manchester City” belgeselini Amazon'da bir kez daha dikkatli izledim. 2017-18 sezonu boyunca sürekli bir kamera var. Sürekli her yerde, soyunma odası, maç hatta bazen tedavi odasında, evde çekim var. Bunu yadırgadınız mı başta? 

Başta tabii ki tuhaf geldi. Belirli bir alışma süreci gerekiyordu ama hayatta her şey gibi ona da bir şekilde alıştık. Aslında güzel olduğunu düşünüyorum. Sonuçta seneler sonra çocuklarına, ailene, arkadaşlarına gösterebilecek bir şeyin olduğunu düşünüyorum. Çoğu kişi de beğendi zaten belgeseli, tebrik etti. O sezon da bizim için gerçekten başarılı geçmişti, 100 puanla şampiyonluk bir ilk oldu İngiltere'de. Ben de severek izledim. Gayet güzel olduğunu düşünüyorum.

Peki 2016'ya gidelim. O yaz Manchester City'den bir teklif aldın. O teklif sonrasında Pep Guardiola'yla bire bir görüştün mü? Nasıl oldu o süreç? 

Görüştüm evet. Yani tekliften önce de görüşme şansım oldu. Bire bir konuştuk, fikirlerini anlattı. Benim için de önemliydi onun düşünceleri. Pep'in futbol stilini zaten severdim. Barcelona'da olsun, Bayern Münih'te olsun takımlarını hayranlıkla izlerdim. Zaten Bayern Münih'le çok sık karşı karşıya geldiğimiz için Pep'in takımlarına karşı oynamanın ne kadar zor olduğunu da biliyordum. Her zaman şunu hayal ederdim: Pep Guardiola bir gün benim hocam olsa ne güzel olur. O teklif geldikten ve Pep'le görüştükten sonra pek fazla düşünmek gerekmiyordu zaten. 

Hemen karar verdin öyle mi? 

Aslında ondan önce bile vermiştim. Çünkü Pep'in nasıl birisi olduğunu aşağı yukarı biliyordum. Onunla görüşmeden önce biliyordum ama bir hocayla tabii ki bire bir görüşmenin daha iyi olduğunu düşünüyorum. Ondan sonra zaten kararımı verdim. Tam o dönemde, sezonu bitirirken talihsiz bir sakatlığım da olmuştu Dortmund'da. Ama sakatlığa rağmen Manchester City yine de beni almak istedi. Bu da benim için çok güzel bir sinyaldi. Hayırlısıyla imzaları atmıştık. Güzel oldu. 

Zaten çok iyi bir ligde yani Bundesliga'da ve çok iyi bir takımda oynuyordum. Ama Premier Lig'e gelince ne farklar gördün? 

Fark oluyor tabii. Oyuncular farklı, hoca farklı oluyor. Zaten hocanın stili başka, düşünceleri başka, oynadığı futbol başka oluyor. Almanya'da, Bundesliga'da çok güzel 6-7 sezon geçirdim. Orada şampiyon oldum, kupayı kazandım. Böyle bir teklif geldikten sonra da yeni bir tecrübe yaşamak istedim. Bunun da beni sadece futbolcu olarak değil karakter olarak da geliştirdiğini düşünüyorum. Burada da çok güzel şeyler yaşadım. Çok iyi tecrübe edindim. Bu sebeple de doğru kararı verdiğimi düşünüyorum. 



PEP'İN KAPISI OYUNCULARA HER ZAMAN AÇIKTIR

Belgeselde de izledik maç konuşmalarını, toplantıları. Pep oyuncularla bire bir konuşur mu? Ayrıca kapısını vurup, girip konuşabilir misin?

Tabii ki her zaman kapısı açıktır oyunculara. Oyuncunun bir sorunu varsa, bu sadece futbolla alakalı da olmayabilir, futbol dışında da bir sorun varsa her zaman kapısı açıktır. Bize de her zaman bunu söyler. Gerçekten de öyledir. Ayrıca taktikle de ilgili bire bir konuşur. Mesela sistem değişikliği yapmak istiyorsa veya idmanda bir şeyleri fark ederse oyuncuları odasına çağırıp konuşur. 

Pep idmanlarının bir klasiği var: Rondolar. Her idmanda var mı? 

Normal sezonda aslında her idmanda var. Ancak bu iki-iki buçuk ay aradan sonra çok eksik adam olduğundan ilk başta rondo yapmamıştık. Ama normalde her gün yaparız. Beş dakika da olsa çok keyifli geçtiği için her zaman yaparız. 

Futbol tabii çok değişti son 30-40 yılda. Eskiden takım kaptanı deyince böyle sözünün ağırlığı olan birisi akla gelirdi. Şimdi böyle bir takım kaptanı kalmadı artık diye düşünüyorduk. Ama Vincent Kompany herhalde bu bakımdan farklı birisi değil mi? 

Evet, ben de öyle düşünüyorum. Öyle klasik bir kaptan düşünmek gerekiyorsa Kompany hemen aklıma gelir. Gerçekten iyi bir kaptan olduğunu düşünüyorum. Bize katkısı çoktu. Maalesef yollarımız ayrıldı. Çok değerli bir insan kaybettiğimizi düşünüyorum. Futbolu da çok yararlıydı bizim için. Hele geçen sezon! Ama her zaman Vincent Kompany ile aynı takımda oynamak isterim. O kadar güzel bir kişi, iyi bir futbolcu. Kaptanlığı da zaten mükemmeldi. Sonuçta herkes kendi kararını veriyor. Buna saygı göstermek gerekiyor. Tabii ki her zaman başarılı olmasını isterim.

Geçen iki sezon Premier Lig şampiyonuydunuz. Sen de 2017-18 sezonunda takımın düzenli oyuncusu oldun. O sezon 4-1 biten bir Tottenham maçı var, sen de gol atmıştın. O maça dönüm noktası diyebilir miyiz? 

Hatırlıyorum tabii ki! Ben dönüm noktası olarak görmedim o maçı: Orada bir kafa golüm vardı. Çok nadir kafa golü atarım. Gollerim çok nadirdir, bu boyla da hiç kafa golü atmam. Tabii ki bazı talihsizlikler oldu sakatlıklarla. Ama her zaman iyi adapte olduğumu düşünüyorum. Zaten sakatlıktan kurtulunca da her zaman takımda yerimin olduğunu gördüm. Tabii ki bizim takımda yalnız 11 oyuncu yok. Her hafta ilk 11'e girmek isteyen 15, 16, 17, 18 oyuncu var. Bu sebeple hocamızın işi de çok kolay değil. Her maçta neredeyse yeni bir 11 çıkıyor sahaya. Tabii ki o da her oyuncuya süre vermek istiyor. Bunu da her oyuncunun bilmesi gerek. Her oyuncu her maçta 90 dakika oynayamaz bizim takımda. Bunun net olduğunu düşünüyorum ama kendini de hep oynayacakmış gibi hazır tutman lazım. 

City'de çok iyi futbolcular var. Düşününce kaleye daha yakın oyuncular her zaman daha fazla konuşuluyor. Aguero, Sterling, De Bruyne, Mago, hepsi daha fazla konuşuluyor. Şimdi City'yi takip eden bazı gazetecilerle konuştum. Bana dediler ki “İlkay yeterince övgü almıyor, değeri az bilinen bir oyuncu.” Katılır mısın buna? 

Valla onu bilmiyorum. Sonuçta benim de her zaman kendimle ilgili beklentilerim var. Ne yapabileceğimi çok iyi bildiğim için maçtan sonra iyi özeleştiri yaparım: İyi mi oynadım, kötü mü oynadım, bunu her zaman bunu bilirim. 90 dakika bittiği an bilirim bunu. Onun için dışarıda konuşulanlara pek önem vermem. Tabii ki arkadaşlardan veya aileden gelen belli eleştiriler olur. Dediğiniz gibi ofansif oyuncular, yani golcüler veya asist veren oyuncular daha çok ekrana geldiği için belki biraz daha fazla ilgi çekiyor. Ama ben fazla ön plana çıkmak istemiyorum. Sahada ne yapabileceğimi, ne yapamayacağımı iyi biliyorum. Önemli olan hocanın benim hakkımdaki düşünceleri. O düşünceler gayet iyi olduğundan ben de memnunum. Elimden gelen en iyi şekilde takıma yardımcı olmaya çalışırım. Bu da bana yetiyor.



GEÇEN SEZON İKİ TAKIM DA ŞAMPİYONLUĞU HAK ETMİŞTİ 

Az gol atıyorum dedin ama geçen sezon bir unutulmaz golün var. Manchester United maçında 44 pas ve 1 dakika 55 saniye süren bir akın yaptınız. En sonunda da sen attın golü altıpasın içinde. Hatta o akışta 4 ya da 5 kez topa değiyorsun: Sağ kanatta iki kez top geliyor. Herhalde bu kadar topu dolaştırdıktan sonra altıpasın içinden atılan bir gol Pep'in arzuladığı bir şeydir. O golden ve maçtan sonra bir şey söyledi mi? 

Onu hatırlamıyorum ama onun çok sevdiği bir gol olduğunu düşünüyorum. Bu kadar pastan sonra atılan golü onun da çok sevdiğini düşünüyorum. Tam da onun stili. Tam da benim sevdiğim tarz oyun ve gol diyebiliriz. Ben de pas oyununu aşırı derecede seviyorum. Onun için benim de çok beğendiğim bir gol. Orada golü atmam tabii ki benim için iyi oldu. Ama başka bir oyuncu da atsaydı aynı şekilde sevinirdim. Tabii ki gol ve asist futbolda çok önemli. Asist yapıp gol atarsam ben de çok sevinirim. Ama isabetli pas atmayı, takım arkadaşımı en iyi pozisyona sokmayı daha çok seviyorum. Daha çok golün yapılışında olmayı tercih ederim. 

Geçen sezona gelelim: İnanılmaz bir çekişme oldu Premier Lig'de. Aslında siz 29 Ocak'ta, Newcastle'a 2-1 yenildiniz deplasmanda. Sanki işler kötüye gidiyordu. Ama sonra 14 maç aralıksız kazandınız. Sen de bu maçların 13'ünde 90 dakika oynadın. Bir tek Cardiff City maçında oynamamıştın. İnanılmaz bir motivasyonla, inanılmaz bir seri yakaladınız. Nasıldı o dönemki motivasyonunuz? 

Aslında o Newcastle maçı bir kırılma noktasıydı bizim için. O maçı kaybettikten sonrasını bugün de hatırlıyorum: Soyunma odasında oturuyorduk, herkesin morali bozuktu tabii. Aslında yarış bitti zannetmiştik. Ertesi gün Liverpool'un da maçı vardı. Onlar maçı alsaydı galiba 10 puan fark oluyordu aramızda. Onlar da berabere kaldı. Ertesi gün idmanda tabii üzüntü vardı. Ama aynı zamanda yeni bir enerji de bulduk sanki. Ondan sonra tüm maçları aldık. Zaten tüm maçları kazanmamız gerekiyordu. Sonuçta sadece bir puan farkla şampiyon olduk. Bir maçta puan kaybetseymişiz şampiyon olamayacakmışız. O maçlar nasıl geçti bilmiyorum. Çünkü çok da güçlü rakiplere karşı oynadık. Mesela evimizde Chelsea maçı vardı. Hatta 6-0'lık bir skorla kazanmıştık. Deplasmanda Old Trafford'da maçı 2-0 aldık. Çok önemli ve zor maçlarımız olmasına rağmen özgüvenimiz çok arttığı için galiba hiç düşünmeden maçlara çıkıyorduk ve kazanıyorduk. Hatta o tam o sürecin ortasında Şampiyonlar Ligi'nden elenmiştik. Orada bir moral bozukluğu oldu diyelim. Ama Premier Lig'deki eforumuza yansımadı o Şampiyonlar Ligi mağlubiyeti. Ve sonuçta şampiyon olduk. Gerçekten çok güzel bir şampiyonluk olduğunu düşünüyorum. Deplasmandaki son Brighton maçı da gerçekten güzel geçti. Aslında hem bizim hak ettiğimizi hem de Liverpool'un hak ettiğini düşünüyorum. Çünkü bir takımın 97 puan, diğer takımın da 98 puan toplaması Premier Lig'de bir ilk oldu. Gerçekten iki olağanüstü takım vardı geçen sezon. Tabii ki şampiyon olunca çok mutlu olduk.

Sen 6-0'lık Chelsea maçından bahsettin. O maçta gerçekten büyük bir üstünlük kurmuştunuz. O arada mesela Şampiyonlar Ligi'nde Şahtar Donetsk'e de yedi gol attınız. En son kupa finalinde Watford'a altı gol attınız. Siz bir gol atınca rakipte bir çözülme mi oluyor? Sen bunu nasıl gözlüyorsun saha içinde?

İlk golü atmak tabii ki bizim avantajımıza oluyor. Şöyle diyeyim: Top daha çok bizde olduğundan ve ofansif anlamda kaliteli oyuncularımız olduğundan her pozisyonda gol atabiliriz. Tam bilemiyorum ilk golü attıktan sonra bir rahatlama mı geliyor yoksa özgüvenimiz mi artıyor. Sanki ikinci golü ilk golden daha fazla istiyoruz. Öyle bir his oluşuyor. Hele geçen sezon genelde ikinciyi, üçüncüyü de hemen atıyorduk. Öyle bir hava vardı ki: Devre arasına en az 2-3 farkla önde girmezsek sanki takımda böyle bir düşüş varmış gibi oluyordu. Devreye 1-0 ya da 2-1'la gitsek sanki önde değilmişiz gibi, maç berabereymiş veya maçı kaybediyormuşuz gibi bir hava vardı. Ama çok üst düzey futbolcu olmamıza rağmen bu havanın iyi bir şey olduğunu düşünüyorum. 



BU SEZON GEREKİZ PUANLAR KAYBETTİK

Premier Lig'de bu sezon geçen iki sezondan farklı olarak biraz sıkıntılı geçiyor. İlginç maçlar oldu: Mesela Norwich maçında top genelde sizdeydi ama onlar için 3-2 kazandı. Wolves maçı öyle ilginç geçti evinizde: Kontra ataktan iki gol attılar. Sezon başı nasıl bir sıkıntı oldu?

Aslında çok gereksiz yerlerde puan kaybettik. Hele garanti kazanmamız gereken maçlarda puan kaybetmek bizim için hiç iyi olmadı. Tabii ki Liverpool deplasmanı olsun, United deplasmanı olsun bazı maçları kaybedebilirsiniz. Hiç kimse bir şey diyemez. Ama bazı rakiplere karşı puan kaybetmek bizi üzdü. Bunu çoğunlukla pozitif enerjiye çeviremedik. Ve işler aleyhimize gitmeye başladı. Açıkçası çok gereksiz yerlerde puan kaybettiğimizi düşünüyorum.

Bir inceleme yaptım. Pas oyunu senin özelliklerinden biri. Kısa pasları çok kullanıyorsun. Buna karşılık son geçen sezon ve bu sezon kullandığın uzun pas oranı artmış. Bir de ara top oranı artmış, hatta iki katına çıkmış. Burada nasıl bir değişiklik oldu?

Onu bilmiyorum valla. Tabii ki bazı maçlara daha çok ofansif pozisyonda başlamıştım. Bizde her zaman klasik bir 6 numara olur ve iki 10 numara veya iki 8 numara. Zaten 6 numara olarak çıkarsam daha çok pasa yönelik futbol oynarım. 8 ve 10 numara olduğumda tabii rakip kaleye daha yakın oynadığımdan daha çok asist veya gol pozisyonu oluşuyor. Bu maçtan maça, pozisyondan pozisyona deği̇şi̇yor. Her pozisyon zaten farklı özellikler gerektirir. Belki de ondan olabilir, emin değilim. 

Soyunma odasına geleceğim. Soyunma odasındaki yerin Raheem'le Kevin'in arasında. Hâlâ öyle mi? 

Evet hâlâ öyle. Deplasmanda çoğunlukla numaraya göre belirleniyor. Ben 8 numara olduğum için Raheem (Sterling) çoğunlukla yanımda olur. Diğer tarafımda normalde 9 numara Gabriel Jesus oturur.

Almanca konuşan tek bir Leroy var. Çünkü takımda İspanyolca, Portekizce konuşanlar ağırlıkta. Yanılıyor muyum? 

Leroy (Sané) var. İspanyolca biliyorsan bizim takımda gayet rahat edersin. İngilizceye pek gerek yok. 

Daha iyi anlaştığın oyuncular kimler?

En fazla gördüğüm Leroy. Ama Zinchenko'yu görüyorum arada sırada. Diğer oyuncular daha çok şehrin dışındaki yaşadıkları ve aileleri olduğundan onları futbol dışında pek fazla görmüyorum aslında. Ama çok iyi anlaştığım arkadaşlarım var. Mesela Raheem (Sterling) olsun, Gabriel Jesus olsun, belki hemen yanımda oturdukları için iyi anlaştığım arkadaşlar. David Silva da bizimle aynı binada oturuyor.

Sen onlara bir de Almanya'dan berber mi getiriyorsun? Güven Dere değil mi berberin?

Evet, Almanya'dan berberim geliyor. Tabii ki bu sokağa çıkma yasaklarından sonra gelemedi. Ama normalde geliyor ve kim isterse oyuncuların saçlarını da kesiyor. Daha çok Zinchenko ve Leroy'un saçlarını kesiyor. Ama sadece benim için de gelir. 



BURADAN CÜNEYT ÇAKIR'A SELAM GÖNDERİYORUM

Geçen ağustosta sözleşmeni uzattın. 2023'e kadar sözleşmen var. Bundan ben Manchester'da, Premier Lig'de ve City'de mutlu olduğunu anlıyorum. Herhalde öyle, yanılmıyorum?

Olduğum yerde çok mutluyum. Burada çok çekişmeli bіr lig ve iddialı bir takımımız var. Her idmanda, her maçta en iyimi ortaya koymam gerekiyor ki ilk 11'e girebileyim. Bu beni de zorluyor ama aslında pozitif bir durum. Ben sahaya çıkınca kendimden her zaman en iyi performansı beklerim. Takım arkadaşlarım da bu kadar hırslı, güçlü ve kaliteli olduğu için de böyle yapmam gerekiyor. Hocadan çok memnun olduğum için, takımı çok sevdiğim için, kulübü çok sevdiğim için kafamda asla öyle büyük bir soru işareti yoktu bu yeni kontratı imzalamakta. Geçen sene imzaladık ve gayet memnunum. Şimdi üç senelik kontratım var. Bu da bulunduğum yerden ne kadar mutlu olduğumu gösteriyor.

City'de her şeyi kazandınız. Bir tek Şampiyonlar Ligi olmadı. Tabii çok ilginç maçlar da oynadınız. Monaco maçları, Liverpool maçları... Geçen sezonki Tottenham maçını saymıyorum bile. Olağanüstü bir rövanş maçı olmuştu… 

Bu arada buradan Cüneyt Çakır'a selam gönderiyorum. Bizim hakemimizdi o maçta. Tabii ki sonuçta doğru kararı verdiler. Bizim için talihsizlik oldu, üzücü oldu. Orada bir Llorente'nin el golü vardı. Bugün bile hiç kimse emin değil, el mi, el değil mi diye. Biraz şanssızlık oldu diyelim geçen senelerde Şampiyonlar Ligi maceramız. Ama belirli bir kalitemiz var takımda. Bu takım böyle kalırsa her sezon finale çıkmak ve Şampiyonlar Ligi'ni kazanmak için mücadele edeceğimizi düşünüyorum. 

Bu sezon ne olur? Real ile ilk maçı kazandınız tabii. Sonra devamı oynanamadı…

Biz de bunu bekliyoruz dört gözle. Tabii ki oynarsak çok seviniriz. Ortada net bir karar olmadığı için henüz bilmiyoruz tabii ki. Ama ağustosta oynanma ihtimali var diyorlar. Tabii ki oynamak isteriz. İlk maçı kazanmak deplasmanda bize iyi bir avantaj sağladı. İnşallah Şampiyonlar Ligi'ne devam ederiz. Bu sezon kazanırsak çok sevinirim tabii ki. 



EURO 2021'DE ALMANYA DA, TÜRKİYE'DE SÜRPRİZ YAPABİLİR

Bir de şöyle bir şanssızlığın var. Sen milli takım dönemlerinde, mesela 2014'te sakattın, oynayamadın. Şimdi Euro 2021'de büyük ihtimalle oynarsın. 2018'de de takım çok iyi değildi. Şimdi takım yenileniyor. O eski kuşaktan, Kroos ve Neuer dışında pek kimse kalmadı gibi. Nasıl bir beklentin var Euro 2021'den? 

Yeni bir döneme girdik Alman Milli Takımı olarak. Biz de tam bilmiyoruz nerede olduğumuzu. Ama bu turnuvada açık ve net görebileceğimizi düşünüyorum. Bir sene daha hazırlık zamanımız var. İyi bir şekilde hazırlanıp Euro 2020'ye çıkmak istiyoruz. Ben aslında takımların belirli bir seviyeden sonra eşit olduğunu düşünüyorum. Onun için sürprizler de olabilir. Biz de sürpriz yapabiliriz. Aynı şeyi Türkiye için de düşünüyorum. O zamana kadar biraz daha vaktimiz var. Ama tabii ki turnuvayı dört gözle bekliyoruz. Zaten biz futbolu bu turnuvalar için oynuyoruz. En iyi rakiplerle karşılaşmayı sabırsızlıkla bekliyoruz. 

TÜRKİYE'YE TEKNİK DİREKTÖR OLARAK DA GELEBİLİRİM

Son olarak Türkiye Süper Ligi'ni hiç izler misin? 

İzlerim ara sıra. Her maça bakmam ama izlerim. 

Mesela küçüklükten, eskiden sempati duyduğun bir takım var mı Türkiye'de? 

Var. 

Gizli midir? 

Gizli değil ama şu an söylemek de istemem. Severek izlediğim bir takım var. 

Şu an kariyerinin en güzel yılları. 4-5 sezon sonra Türkiye Süper Ligi'nde oynamak, forma giymek ister misin. Böyle bir planın var mı?

O da olabilir. Yani hiçbir zaman hayır demem. Hatta seve seve oynarım aslında. Onun dışında hoca olarak da olabilir. İlla futbolcu olarak gelmem gerekmiyor. Teknik direktör olarak da gelebilirim. Hayırlısı neyse o olsun. Öyle diyelim. Şu an buradayım, mutluyum. Ama tabii ki işler çok çabuk değişebilir. Ama Türkiye her zaman tabii ki… 

Mehmet Ekici bu arada eski arkadaşın değil mi? 

Evet, eski arkadaşım Memo. Hatta geçen sene İstanbul'da gittiğimde de görüştük. O ara Kagawa da Beşiktaş'ta oynuyordu, üçümüz beraber kahve içmeye gitmiştik. Çok sevdiğim, çok iyi anlaştığım birisi. Yani severek izlerim Memo'yu. 

Süper Lig'de dikkatini çeken, izlediğin, “iyiymiş” dediğin oyuncu var mı? 

O kadar uzun bir ara oldu ki hatırlamıyorum. Çok fazla süre geçtiği için bir isim söylemek biraz zor. Aklıma şimdi gelen bir isim var mı bilmiyorum ama. Şu anda yok valla. Ama genel anlamda severim. Derbiler tabii ki... Derbileri izlemek çok güzel bir duygu, başka bir duygu. Stattaki o atmosferi severim. Severek izlerim.

Son dakika Manchester City Haberleri FutbolArena'da.

Selen Yakıcı İle Top 5 (16 Kasım 2020)