Spor dünyasının en entellektüel kalemlerinden biri olan Tanıl Bora, Old Trafford'da son kez Manchester United menajeri olarak çıkacak olan Sir Alex Ferguson'ın kariyerini oldukça güzel ve beğeni toplayan bir şekilde kaleme aldı. İşte Tanıl Bora'nın Radikal gazetesi için yazdığı o yazı;
GODFATHER
“Kariyerimin penaltı atışları aşamasındayım” demişti birkaç ay önce. Gerçi Sir Alex Ferguson'da seri penaltıların sonu hiçbir vakit gelmeyebilirdi. ‘Fergie-time' (Fergie zamanı), yani! Ferguson'ın takımına gol lazımsa, maçın biraz daha fazla, daha daha fazla uzaması için hakem üzerinde kurduğu baskıdan ilhamla üretilmiş bir tabir, Fergie-time. Bir yorumcu, onun bu işi bırakmasını, ancak günün birinde kulübede otururken devrilip ‘gittiği' bir sahne olarak hayal edebildiğini yazdı. Ama geçen hafta sürpriz gerçekleşti, Alex Ferguson sezon sonunda emekliye ayrılacağını açıkladı.
MESLEĞİ: MANCHESTER UNITED
Biz onun mesleğini ‘Manchester United' diye biliyoruz. 26 senedir buradaydı. İngiltere 'nin feri sönmüş büyüklerinden biri olarak aldığı bu kulübü, dünyanın en büyüklerinden birine dönüştürmüştü. Onun asistanlığını yapan teknik direktör Steve McLaren, Manchester United'in Godfather'i olduğunu söylemişti onun. Marlon Brando'nun oynadığı Baba'ydı tabii kastettiği. Ferguson galiba sadece Manchester'in değil, dünya futbolunun dedebabası idi.
Tıfıl bir Al Pacino olarak hikâyesi, Glasgow'un tersane işçileri mahallesi Govan'da başlıyor. O da futbol tarihinin büyük İskoç teknik direktörleri Matt Busby, Bill Shankly gibi, işçi sınıfından geliyor. Bu yoksul ve gri mahallede günleri kavga dövüş ve futbolla geçmiş. “Futbol oynamadığımızda, dövüşürdük” diyor. Bizimki dövermiş, genellikle. Bir atölyede çalışmaya başladıktan kısa süre sonra da kalfaların sözcüsü seçilmiş, sonra bir-iki grev örgütlemiş.
1957'de profesyonel futbolcu olmuş. 17 yıllık kariyerinin zirvesi, iki yıl Glasgow Rangers. İşe, teknik direktörlükle devam etmiş. İlk işi, 1974'te İskoç 2. Ligi'nde East Stirlingshire, haftalık harçlığı 40 pound. Dört ay sonra 1. Lige, St. Mirren'a terfi etmiş. Elinde megafonla şehirde dolanıp ahaliyi maça davet edermiş, o sıralar. Böyle zıpçıktılıklar yapması ve 2 bin poundluk pahalı bir transferi zorlaması kulüp başkanını kızdırmış, ‘yöneticilik niteliği yok' diyerek kovmuş Ferguson'ı.
EFSANE'DEN DESTEK ALDI
İskoç teknik direktörlüğünün 1960'lar ve 70'lerdeki büyük adamı Jock Stein, hiç öyle düşünmüyormuş ve kalfalık döneminde onu hep desteklemiş. Stein'ın Ferguson hakkında söyledikleri, hikmetli sözler: “En iyi oyuncular genellikle en iyi hocalar olmazlar çünkü futbol oynarlarken her şey onlara çok kolay gelir. Asla ortalama gibi bir oyuncu gibi düşünemez, onları idare edemezler. Alex futbolcuyken her zaman hırslıydı fakat takım arkadaşları kadar yetenekli değildi. Bu da onu futbol üzerine daha fazla düşünmeye itti. Başarabilmek, maçı kazanabilmek için nasıl edip de bir küçük avantaj yakalayabileceğine kafa yormayı öğrendi.”
1978'te başına geçtiği Aberdeen'le, Celtic-Rangers hegemonyasını kırıp üç İskoçya şampiyonluğu, dört İskoçya kupası, bir de üstüne Avrupa Kupa Galipleri kupası kazanıyor. Buradan, eski parlak günlerini arayan Manchester United'a alıyorlar onu. Sonrasını daha yakından biliyoruz. Altı sezon boyunca şampiyonluğa erişemediğini, ‘Baybay Fergie!' tezahüratıyla istifaya davet edildiğini falan... 1992'de Lig Kupasını kazanarak uzatmaları oynamaya hak kazanıyor, 1993'te nihayet şampiyonluğu kazanarak kendini kabul ettiriyor. Gerisini zaten iyi biliyoruz.
KAVGA DÖVÜŞÜN ORTASINDAN GELİYOR
Manchester United'da bürosunda masasının arkasındaki duvara ‘Ahcumfigovin' yazılı bir levha çaktırmış, ilk iş. İskoçça, ‘Govan'lıyık' gibi bir şey. Sert adamların diyarından, kavga dövüşün ortasından geliyorum, ona göre, anlamında... Alex Ferguson'ın alamet-i farikası, sert adam olması. Beckham'a krampon fırlatıp kaşını yarması, meşhur. Ferguson'la 1988-1995 arasında çalışan Galli santrfor Mark Hughes, ‘saç kurutma makinesi' adını takmış hocasına. Devre arasında soyunma odasında oyuncunun burnunun dibinde dikilip ciyak ciyak öyle bir bağırırmış ki, o rüzgârla saçı kururmuş yani insanın. Roy Keane ve Eric Cantona'ya özel muhabbetinde, onların da kendi üsluplarınca sert adamlar olmalarının payı var. 10 yıla yakın yardımcılığını yapan Archie Knox aktarıyor, bir mülakatta Ferguson'a soruyorlar; “Teknik direktörle antrenör, biri iyi polis biri kötü polisi oynayıp işbölümü yaparlar, sizde hanginiz iyi polissiniz?” diye. “Biz ikimiz de kötü polisiz” cevabını veriyor.
Sertliğinden önemlisi, sanırım kontrol manyaklığı. İlk zamanlarında, oyuncularının hiç değilse daha az içmelerini sağlamak için, cezalı idrar kontrolünden, ani pub baskınlarına kadar, her şeyi yapmış. 26 sene boyunca her sabah yediyi geçirmeden kulüpte hazır bulunduğu, genç takım oyuncularına ve idman sahası görevlilerine isimleriyle hitap ettiği anlatılıyor. Sorumluluk devretmeyi, iş delege etmeyi biliyor ama. Aberdeen'deyken, antrenörlere, asistanlara iş ve sorumlulukları paylaştırmayı iyi idman etmiş. Asla karar hakkını devretmediği iş: Oyuncu transferi. Bir de tabii her şey kontrol altında olacak. 2010 Ocak'ında Dublin'de felsefe öğrencilerine yaptığı bir konuşmada açık açık söylüyor: “Anladım iki işin esası iki şeye dayanıyor: Güç ve kontrol. Kontrol çok önemli, çok ama çok önemli. Benim için en önemli şey, işlerin kontrolüm altında olmasıdır. Manchester United soyunma odasındaki multimilyonerler üzerindeki kontrolümü yitirdiğim anda, ben ölmüşüm. O halde, kontrolü kaybetmemeliyim. Biri benim kontrolüm dışına çıkmaya kalkarsa, o da ölmüş demektir.” Üstadı İskoç psikiyatristlerine emanet ediyoruz.
"EMEK, FEDAKARLIK, DAYANIŞMA"
‘Ahcumfigovin'. ‘Govan'lıyık'. Bu aynı zamanda sınıf köklerine sadakatin levhası. Şöyle diyor Ferguson: “Oyunculara hep köklerini hatırlatırım. Ailelerinin hikayesini unutmamalarını, sınıflarının değerlerini korumalarını isterim.” Sınıfın değerleri dediği: ‘Emek, fedakârlık, dayanışma.' İşçi sınıfından gelen oğlanlar, en büyük lükse de erişseler, bu ahlaki değerlere bağlılıklarını korumalıdırlar, Dedebaba'ya göre. Ferguson, İşçi Partilidir tabii. İşçi Partisini neoliberal ‘çağla' uyumlu hale getiren Tony Blair'le iyi ahbaptır.
Alex Ferguson, 26 yıl boyunca hakemle tacizlerinden ötürü 100 bin eurodan fazla ceza ödemiş. 2004'ten 2011 sonuna kadar BBC'yi boykot ederek maç sonrası mülakatlara çıkmadığı için de az ceza çıkmadı cebinden. BBC'nin günahı, oğlunun oyuncu menajerliğindeki usulsüz işlerini ortaya dökmekti. Kendi biyografisini yazan Daniel Taylor dahil, bir dizi gazeteci, bir dizi gazete onun basın toplantılarından yasaklıydı. Hoşuna gitmeyen eleştiriye hiç tahammülü yoktu. Taraftarların gıcık olduğu ABD 'li Glazer'ların kulübü satın almasına pek memnun olmuştu, zira önceki sahiplerle at yarışı işlerinde ihtilafa düşmüştü. Ferguson'ın yarış atlarından iyi para kazandığı biliniyor.
2002'de emekli olmayı düşündüğünde, karısı ve üç oğlu bir sabah karşına dikilip “Devam etmelisin” demişler. Karısı Cathy, “Bütün gün evde dolanıp durursa bir noktada benim sinirimi oynatır bu” diyesiymiş. Yengeye sabır diliyoruz. Godfather'a da. Ağzında hırsla çevirip durduğu sakızıyla, en ufak bir müdahalede bulunamayacağı maçlar seyretmek, onun için kolay olmayacak.
Taraftarın önünde son kez
‘Sir', bugün Old Trafford'daki son resmi maçına çıkacak. Ferguson yönetimindeki Manchester United, Swansea'yi konuk edecek.

