comScore
bilyoner

Fenerbahçe Fenerbahçe

'Kadıköy mahkumları'

26 Nisan 2013, Cuma 08:50

UEFA Avrupa Ligi yarı final ilk maçında Benfica'yı, Saraçoğlu'nda 1-0'lık skor ile geçerek rövanş karşılaşması için avantaj elde eden Fenerbahçe'nin final şansını Türk spor otoriteleri değerlendirdi.

Türk spor basınında Fenerbahçe'nin Benfica'ya karşı elde ettiği büyük zafer manşetlerde. Türk futbolunun en saygın köşe yazarları da gündemlerine Fenerbahçe'nin final kapısının araladığı bu karşılaşmayı aldı. Otoritelerin hemfikir oldukları konu ise Fenerbahçe'nin artık Avrupa'da daha farklı bir futbol oynadığı oldu.

METİN TEKİN: AVRUPALI FENERBAHÇE

Maç gerçekten final seviyesindeydi. Fenerbahçe ilk yarıyı daha dengeli oynadı. Buna rağmen 3 gol pozisyonu üretti ve hiç pozisyon vermedi. Bu çok önemliydi Fenerbahçe için. İkinci devrede ise tempoyu artırıp öne doğru direkt oynayarak ve dönen bütün topları kazanıp atak sürekliliğini sağlayarak yine pozisyon üretmeye devam ettiler. Sonucunda da bir gol buldular. Fenerbahçe bugüne kadar Avrupa macerasındaki en iyi oyununu ikinci yarıda oynadı.

Evet belki 1-0'da kaldılar ancak ortaya konan performansa bakıldığında skor daha da farklı olabilirdi. Ben dünkü oyunu gördükten sonra Fenerbahçe'nin Portekiz'de de oyuna istediği şekli verebileceğine inanıyorum. Tabii ki çok farklı bir ikinci maç olacak ama Kadıköy'deki resim ilerisi için büyük umut verdi. Dün en çok Kuyt'ı beğendim. Ayrıca savunmada Yobo, Egemen ve Gökhan Gönül'ün performansları da çok iyiydi.

GÜRCAN BİLGİÇ: KADIKÖY MAHKUMLARI

Eşleşme sonrasında Portekizli meslektaşlarımız Eskişehirspor maçını izlediler Kadıköy'de. Hepsi yüzlerinde anlamlı gülüşler ile ayrıldılar stattan. "İki galibiyet garanti" diye de yazdılar. Dün de diz dizeydik tribünde. Tırnak bırakmadılar ellerinde. Hangi Fenerbahçe'yi izlediklerini soruyorlardı birbirlerine. Devre arasında sezonun en etkisiz Benfica'sı diye şikayetçiydiler.

Bu daha başlangıçtı elbette. Büyük yürüyüşün izcileri gibi... Ya da Amerikan Futbolu'nun değerli santimlerini hesaplayarak oynuyordu Fenerbahçe takımı. Rakibin değerine duydukları saygıyla defansif anlamda kol kola girmişlerdi. Gedik bırakmadan, birbirlerini kollayarak saf tuttular. Sonrasında Webo üstünden hava savaşlarını başlattılar. Oluşan karışıklığın üstüne gittiler. Birden fazla duran top aksiyonu vardı kafalarında. Hepsini denediler. Dakika 30'u geçtiğinde Benfica sahasında kalmaya başlamıştı. İkinci yarıda ise Kadıköy mahkumu oldular. Webo ve Kuyt'ın vuruşları direkten dönüyordu. Ve Cristian'ın penaltısı da...İkinci yarıdaki bu patlamanın yakıtıydı Cristian'ın göz yaşları. Stadı saran şok dalgasında ilk Kuyt koştu yanına, sonra diğer arkadaşları. Soyunma odasında maçı kazanmak için bir neden daha vardı. 46'dan itibaren baskı başladı. Sow kenardan ortaya taşıdı kendini. Bir anda Benfica savunması göbeğe toplandı, kenarlar "elverişli" alan ilan edildi. Arka direk ortaları başladı. Egemen'in kafa vuruşunda çizgiyi geçen top tabelayı değiştirdiğinde, kıyamet günü simülasyonu vardı.

Meireles'in çıkışı, Salih'in sahaya girişini biz izlerken, ay tutulması yaşanıyordu. Penaltı kaçıyor, toplar direklerden dönüyor, sonrasında ay tutuluyor. Ama Türkiye'nin yıldızları Saracoğlu'ndan parlıyor. Kocaman, O'na inanan, "gitme" diyenler büyük yürüyüşün, uygun adım aktörleri. Her eşleşme sonrası yere göğe sığdırılamayan rakipleri için, "Hiç de anlatılan gibi değilmiş" yorumunu yaptırdı F.Bahçe. Dün de Benfica için "Bu muymuş?" diyenler vardı. Halbuki Aykut Hoca'nın kelepçelerinde kalmış, mahkum olmuşlardı. Tıpkı, dünkü Benfica gibi... Final kapısından başını içeri uzattı bu çocuklar. Lisbon'un "ışık" stadında parlamayı bekliyorlar. Türkiye'nin 106 yıllık ışığı Amsterdam'a çeviriyor başını. Öne eğilmeyen başını...

RIDVAN DİLMEN: GURUR DUY FENERBAHÇELİ

Finale kalır mı, kalmaz mı bilmem, kupayı alır mı, almaz mı bilmem. Bildiğim tek şey, bütün Fenerbahçeliler'in bu oyuncularla, bu teknik direktörle gurur duyması gerektiğidir. Taraftarlarla da kendileriyle gurur duymalılar. Gerçektenten de dün akşamki maçta hem sahadaki futbolcular, hem de tribündeki taraftarlar tek kelimeyle muhteşemdi.

Çok eğil, bundan 1.5-2 yıl öncesine dönün. Bu kadar kısa bir sürede UEFA Avrupa Ligi'nde yarı final oynayacaksın; bu sezon kendi liginde ve kupasında mağlubiyet almayan, sadece Şampiyonlar Ligi'nde Barcelona ve Spartak Moskova'ya mağlup olan bir takıma karşı mücadele edeceksin, bu takımı çok iyi futbolla yeneceksin, hem üç topun direkten dönecek, hem penaltı kaçıracaksın, hem de rakibine hemen hemen 1 poziyon bile vermeyeceksin. Ve bütün bunlar olurken binlerce kişi bir saniye susmadan takımına destek verecek.

Futbolculuk zor bir işmiş. Bunu Fenerbahçe'nin Benfica ile oynadığı maçı izlerken çok daha iyi anladım. Herkes birbirine yakın, herkesin arkasında bir oyuncu, nefes nefese, fizik gücü yüksek, tempo yüksek, en küçük dalgınlığa yer yok... Gökhan çok iyi oynadı dersem, diğer oyunculara haksızlık yapmış olurum. Hepsi birbirleriyle çok iyi yardımlaştı. YARDIMLAŞMAYI top hem rakipteyken, hem de kendilerindeyken harika bir şekilde gerçekleştirdiler. Kupayı alır ya da almaz, bunu bilemem. Ancak bildiğim bir şey varsa o da Fenerbahçe'nin çok büyük bir camia olduğudur...

GÜNTEKİN ONAY: MUHTEŞEMDİNİZ!

Tarihinin en önemli maçında F.Bahçe ilk 15 dakika biraz tedirgindi. Bu bölümde daha çok kendi yarı alanında kalmayı tercih etti. Ancak önce Webo'nun getirip Sow'a verdiği top ile gelen pozisyon, ardından Kuyt'ın ortasında Sow'un direkte patlayan topu temsilcimize golü getirmese de büyük bir güven ve cesaret getirdi.

Üstün mücadele gücü ve defansif yardımlaşma oyunu rakip yarı alanda oynamak isteyen Benfica'ya izin vermedi. Sahada daha istekli ve fiziksel olarak güçlü görünen F.Bahçe devrenin sonunda öne geçme şansını Cristian ile kullanamadı. Kaçan penaltı o kadar önemliydi ki devrede içeri 1-0 girebilsek 2. yarıdaki oyun lehimize gelişecek bir stratejiyi de beraberinde getirecekti. İkinci yarının başlama düdüğü ile birlikte yine agresif bir F.Bahçe vardı. Sahanın her yerinde basan rakibe üstünlüğünü hissetiren olağanüstü arzulu bir F.Bahçe... Sezonun belki de son yılların en iyi F.Bahçesi...

Dün herkes muhteşemdi. Görevini yapmayan tek bir oyuncu yoktu. Rövanşta en büyük güvencemiz F.Bahçe'nin deplasmanda şu ana kadar hiç maç kaybetmeyen organize takım savunması. Bu mücadele gücü ve arzusunu Luz Stadı'na taşıyabilirsek Amsterdam hiç de uzak değil..

ALİ ECE: HÜCUM ATEŞİ DİREĞİ YENDİ

Fenerbahçe, Gladbach deplasmanından beri UEFA'daki açık ara en iyi ofansif performansını sergiledi. 78 yılın 76'sında sadece 3 takımın şampiyon olduğu Portekiz Futbol “Kast” Ligi'nde Benfica'nın 6 aydır namağlup olması istatistikleri UEFA Ligi seviyesi için sadece bir illüzyon!Temsilcimiz rakibine her dalda üstünlük kurdu. Benfica'nın 2 katından daha fazla şut attı, maalesef 3'ü direkten döndü. İlk 45'te Fenerbahçe hem topa daha çok sahip olan, hem de rakibine göre daha fazla isabetli pas yapan taraftı.

Cardozo gibi bir “hava topları generali”ne rağmen hava toplarında da Mehmet Topal farkıyla üstünlük kuran taraf oldu. Cardozo ilk yarıda hava topu mücadelelerinin sadece yarısında başarılı olabilirken onu neredeyse her pozisyonda havadan “gölge kademesi”ne giren Mehmet Topal hava toplarının % 83'ünde başarılı oldu.

Sadece ligimizin değil Avrupa'nın en iyi 10 golcüsünden birisi olan Sow, kısa sürede bu kadar yıpratıcı bir sakatlıktan kurtulmasıyla bile fazlasıyla takdiri hak ediyor. Gökhan Gönül, Ola John'un defansif eksiklerinden olabilecek en efektif şekilde faydalandı. Penaltı da Gökhan'ın taktiksel-pozisyonel açıdan yarattığı fark sayesinde geldi. Ancak Benfica'nın en iyi oyuncuları kaleci Artur kadar koruduğu kalenin direkleriydi. Evet, penaltı kaçar ama saha içinde Sow ve Kuyt gibi Baroni'den penaltı kaçırma şansı daha düşük isimler varken bu kadar tarihi öneme sahip maçta kaçan penaltı ekstradan can sıkıcıydı!

Ama kaçan penaltının yarası, moral bozmadı aksine Fenerbahçe'nin hücum ateşini gürbüzleştirdi. İkinci yarıda Benfica o kadar bunaldı ki sağ forvetleri Salvio kolektif stres sonucu topu gelişigüzel kornere attı. Tabii ki Salih'in oyuna girişinden sonra Socrates'i anımsatan cinsten rakibin üstüne üstüne driplingleri ve Kuyt'un Melgarejo karşısında kurduğu mutlak üstünlük baskıyı katmerleyen, Benfica'nın stresini büyüten cinstendi. Gol de Fenerbahçe'nin rakibine hissettirdiği o çaresizlikle karışık stresin eseri olarak geldi. Sonunda direk bile o hücum ateşine yenik düştü! Gerisini Volkan, Egemen ve Yobo liderliğinde İtalya Ligi'nde mücadele etmeyen en sağlam İtalyan takım savunması halletti!

UĞUR MELEKE: BÜYÜME TRENDİ

Kadıköy'deki rakip, kaybetmeyi unutmuş bir ekip. 6 aydır, 38 müsabakadır yenilgi yüzü görmemişler, üç cephede zafere koştukları için feci moralliler. Ligde ilk haftadan sonra her kazandıklarında liderler, her berabere kaldıklarında ikinci sıraya düşmüşler. Arkadan Porto öyle bir itiyor ki, bırakın yenilgiyi beraberliğe bile lüksleri olmaması takımı daha da dirençli yapmış. Savunmada Luisao'nun eksikliğinin önemli olduğunu düşünmeyin, Jardel bu sene toplamda Luisao'dan çok oynamış. Yani neredeyse hiç eksiği olmayan, son 6 ayda Barcelona, Porto, Bordeaux, Leverkusen, Newcastle dahil hiç kimseye geçit vermemiş, bu yüzden de morali tavan yapmış harika bir rakip. Ama Kadıköy'de dün gece öyle sıradan gözüktüler ki gözümüze. Tamam belki BATE sıradandı, Plzen sıradandı. Ama Lazio da, Benfica da bu sene Avrupa Ligi şampiyonu olsa şaşırmayacağınız türden kaliteli rakipler... Kadıköy'de Lazio'yu da Benfica'yı da sıradan gösterecek harika bir futbol oynadı Fenerbahçe. Ve olağanüstü gururlandırdı bizi.

Benfica, Kadıköy'de de son deplasmanlarda hep yaptığı gibi 4-3-3'ü tercih ederek çıktı sahaya. Ama dünün kahramanı Egemen, şu anda Avrupa'nın en formda santrforlarından Cardozo'yu öyle zor durumlara düşürdü ki, Portekizliler 4-3-2 gibi kaldılar sahada. Benfica'nın 90 dakika boyunca beni endişeye düşürdüğü tek eşleşme Salvio ile Ziegler arasındaydı. Bu hissi Nisan 2008'de Chelsea'yle Fenerbahçe oynarken de yaşamıştım: Sahada bir adam, kalan 21 adamın bir kademe gerisinde duruyordu, sırıtıyordu. O gün, o adamın adı Vederson'du. 5 yıl sonra dün gece o hissi hatırlamama neden olan adam, yine Fenerbahçe'nin sol beki, Reto Ziegler oldu. Ama dün sol stoper oynayan Egemen yalnızca golü atmak ve Cardozo'yu etkisiz hale getirmekle kalmadı, Ziegler'in de arkasını süpürdü. Bravo Egemen. Bu kadar iyi profesyonel olduğun için, bu kadar ciddi olduğun için, maç büyüdüğünde sen de büyüyebildiğin için...
Egemen büyüdü, Yobo büyüdü, Gökhan büyüdü, Meireles büyüdü, Kuyt büyüdü. Fenerbahçe her tur geçişinde bir kademe daha büyüdü bu sene. Ve bu büyüme trendi bize 15 Mayıs Amsterdam finali için hazırlık yaptırıyor artık. Sanırım yalnızca 19 gün sonra ufukta Chelsea'den alınacak bir rövanş var.

ŞANSAL BÜYÜKA: İSYANIM VAR

Fenerbahçe tam kırk maçtır yenilmeyen Benfica'yı yendi. 41 kere maşallah... Ama bu galibiyete, bu sonuca rağmen benim isyanım var... Maçın 1-0 bitmesine isyanım var... Direklere isyanım var... Futbolun adaletine isyanım var... İsyanım var arkadaş, isyanım var...

Bu muhteşem Fenerbahçe karşısında ezilen, biten, çaresiz kalan Benfica'nın 1-0'lık bir yenilgi ile Lizbon'a dönüşüne isyanım var... Nasıl olmasın...Son yılların en muhteşem Fenerbahçe'sini izledim... Tempo, mücadele, yaratıcılık... Futbol adına ne varsa hepsini yaptı Fenerbahçe... Bununla da kalmadı, rakibe göz açtırmadı...

İddia ediyorum: Avrupa önce Bayern Münih'in, sonra Dortmund'un dörder gollü destanlarından sonra bir dört gollü destanı da Fenerbahçe'den görebilirdi... Lig maçları için eleştirdiğim Aykut Hoca için, Lazio maçından sonra "söz konusu Avrupa maçlarıysa Aykut Hoca'yı tek geçerim" diye yazmıştım... Aykut Hoca, sahaya sürdüğü kusursuz onbiri, takımına verdiği olağanüstü motivasyon ile tarihin altın sayfalarına doğru dev bir adım daha attı... Dilerim Lizbon'da "Işık Stadı"ndan ışıklar içinde çıkar Fenerbahçe...

OKAY KARACAN: SANA FİNAL YAKIŞIR

Avrupa'nın iki büyük kupasında enfes yarı final serisinin İstanbul ayağından tıpkı Münih'te, Dortmund'da olduğu gibi 4 gol çıkmadıysa futbolun adaletini sorgularım. En fazla futbol çok şakacı bir kimseymiş derim, başka bir şey çıkmaz kalemimden. Bu maçın derin teknik analizi yapılmaz, yapılsa da gerek yok! Olay İstanbul'a bizim egosunu şişire şişire getirdiğimiz aaa acayip takım dediğimiz Benfica'nın pozisyona bile girememesi, Fenerbahçe'nin onları pozisyona sokmamasıdır. Ya da üçbuçuk direk tek gol talihsizliğidir.

Benfica'yı çok bilmiyordum! Fenerbahçe'nin bu kadar talihsiz olacağını ise tahmin etmemiştim! Öyle ya Türkiye, İngiltere, Almanya tamam da Portekiz ligini izlemeye pek vakit kalmıyor. Bizim arkadaşlar Benfica'yı öyle bir anlattılar ki İstanbul'u yıkıp gidecekler sanmıştım. Avrupa ligi istatistiklerine, Portekiz ligi liderliklerine bakarak güzel şeyler söylenebilir ama fazlası abartıymış. Benfica ne Marsilya'dan ne Lazio'dan daha iyiydi ama Fenerbahçe, Avrupa sezonunun en iyi Fenerbahçe'siydi.

Son yıllarda bu kadar iyi yardımlaşan, işine bu kadar motive, bu kadar başarılı savunan bir Fenerbahçe izlediğimi hatırlamıyorum. Gökhan Gönül kusursuz, Yobo hatasız, Ziegler akıllıydı ama Egemen enfes savunması, büyü bozan golüyle gecenin adamı oldu. Her Avrupa Kupası maçında takımı daha ileri taşıyan Aykut Kocaman'ın müthiş rakip analiz başarısını, bu analizi dinlemekten öte iyi anlayıp, iyi uygulayan tüm oyuncularını tebrik ederiz.

Final yakışır...


Bilyoner'den 2.000 TL BilyonPuan HEDİYE!