comScore

Fenerbahçe Fenerbahçe

Bir tek ondan nefret edilmiyor...

07 Kasım 2012, Çarşamba 15:00

Aziz Yıldırım.. Elbette sevenleri de çok ama kabul edilmeli ki Türkiye'de onu sevmeyenler daha büyük bir çoğunluk.. Sürekli dillerde ama olumsuz şekilde.. Ancak bu konuda asla yalnız değil..

Aziz Yıldırım gündemden düşmüyor..
Fenerbahçe başkanının her yaptığı olay olur hale gelmeye başladı. Önceki yıllardaki tavırlarının üstüne, içinde bulunduğu kriminal dava süreçte etkili oldu, sonrasında daha önce sesi çıkmayan gizli düşmanlarının odak noktası haline geldi, medyada gündemden inmedi, son olarak da Alex de Souza olayı, tercüman 'Samet'i ezmesi, sahte çürük raporu ve bedelli askerlik olayıyla tüm kamuoyu nezdinde 'hakkında olumsuz konuşulanlar listesi'nde zirveye yerleşti.

Türkiye'de, en çok küfür ve saldırılara maruz kalan Başkan Yıldırım. Onunla aynı kaderi paylaşan çok yönetici var.
Şahsına yönelik küfür, tenkit ve saldırılara en çok maruz kalan başkan da Aziz Yıldırım...
Yani kısacası Aziz Yıldırım Türkiye'de genel olarak sevilen değil nefret edilen biri...

Bu öfke neden bu kadar büyük ve neden gittikçe büyüyor?
Tabi ki sebepleri tartışılır ancak şu kabul edilmelidir ki Aziz Yıldırım'a rakip takımlar, medya ve taraftarlar tarafından olumsuz şekilde bakılmakta, Türkiye'de nefret edilen, en çok küfür yiyen üst düzey yönetici gözüyle görülmekte..

Fenerbahçe tarihinin en uzun süre görevde kalan ve en başarılı başkanı olan Aziz Yıldırım geçmiş yıllarla mukayese edersek özellikle bu sezon daha çok şahsına yönelik tenkit, küfür ve saldırılara maruz kalıyor. Rakip takım taraftarlarının gözünde, Fenerbahçe bir rakip olarak gözükse de başkan Aziz Yıldırım düşman gözüyle anımsanıyor.

TFF başkanı Yıldırım Demirören de ülke genelinde sevilmeyen biri, aslında Aziz Yıldırım'la aynı kaderi paylaşıyor. Fakat Demirören'i sevmeyen tek kitle Beşiktaş taraftarıydı ve çizdiği başarısız grafik, rakipler tarafından sempatiyle izleniyordu.
Peki dünya üzerinde bir tek Aziz Yıldırım'ın başına mı geliyor bu olaylar?
Elbette hayır, onunla aynı kaderi paylaşan, futbol kamuoyu tarafından benimsenmeyen başka kimse yok mu? Tabii ki dünya üzerinde bir tek Aziz Yıldırım'dan nefret edilmiyor.

Luciano Moggi Demir Parmaklıklar Arkasında

Luciano Moggi... Avrupa futbolunu takip edipte bu ismi duymamış olmak imkansız...

Önceleri Galatasaray'ın Juventus'la yapacak olduğu o büyük yankılar koparan, Şampiyonlar Ligi maçı hakkında yaptığı açıklamalar nedeniyle tanıdı herkes onu, hem Abdullah Öcalan İtalya'da olduğu zaman hem de ikinci maçın terör nedeniyle Almanya'ya alındığında Moggi ismi sık sık Türk spor basınında da geçmişti. Hep Uefa ve İtalya'da büyük lobisi olduğu, her istediğini yaptırdığı konuşulurdu ki söylenenler doğruydu…

Luciano Moggi Juventus Genel direktörü olduğu dönemİtalya'da şaibeli şampiyonlukiddiaları, havuz sistemindeki dengesizlik tartışmaları, hakem atamalarındaki tuhaflıklar olduğu yönünde tartışmalar tavana vurdu. Bu tartışmaların odağında hep Luciano Moggi vardı. Ve ateş olmayan yerden duman çıkmaz tabir-i caizse geçtiğimiz yaz şike yaptığı gerekçesiyle Moggi hapis cezasına çarptırıldı, Juventus'ta ikinci lige düşürüldü.
İtalya'daki "GEA" adlı Moggi'nin sahibi olduğu şirkete yapılan baskınlarda, polis ele geçirdiği belgelerde Moggi'nin birçok futbol adamını satın aldığını, baskı ve şiddetle her istediğini yaptırdığını ortaya çıkardı.

Fakat bu gelişmelerden önce her deplasmana gittiğinde, hem Juve'ye hem de Moggi'ye inanılmaz hakaret ve küfürler koro halinde edilirdi. Milan, İnter, Roma, Lazio, Fiorentina hepsinin ortak tek sevmediği takım İtalya'da Juventus'tu, bu sebeple interaktif alanda Anti-Juve hareketleri başlatılır, sitelerden Juve aleyhine propagandalar yapılırdı. Moggi'nin ve Juventus'un sevilmemesindeki en büyük nedenlerdenbaşında, Moggi'nin Seria A çapında kurduğu transfer çemberiydi.

Seria A bazında tüm yetenekli futbolcular Juventus'a gidiyordu, çünkü Moggiparlayan bir yetenek ortaya çıktığı zaman o kulüpten futbolcuyu şu veya bu sebeple istediği zaman alabiliyordu. Takımları sömürdüğü iddia edilen Juventus'un istemediği bir futbolcuyu ancak diğer takımlar transfer edebiliyordu. Özellikle İnter ve Milan bu duruma karşın çok büyük kin beslediler. İki dev ve zengin kulüp olmalarına rağmen Juventus istemediği taktirde bir futbolcuyu transfer etmeyi başarıyorlardı. Bu nedenle kadrolarında yabancı futbolcuları daha çok bulundurmaya başladılar. Yani Juventus'un ekmeğine yağ sürmek istemediler.

Ülke futbolu çapında Juventus düşman olarak görülüyordu ve statlarda küfürler, hakaretler çoğaldı. Tüm bu yapılanlara, bu sevgisizliğe ve antipatiye karşı Moggi'nin verdiği cevaplar sabitti, "Biz tek büyüğüz, bizi çekemiyorlar, kıskanıyorlar, havuz tartışmalarında biz en büyüğüz en yüksek payı almalıyız, ligler birliğinden çıkacağız" gibi ifadelerdi. Ülke bazında Luciano Moggi'ye "Lucky Luciano" lakabı takılmıştı. Luciano Moggi'ye İtalya'da Juventus haricindeki takımların taraftarları böyle hitap eder Moggi'ye, bu lakap aslında bir zamanların ünlü İtalyan mafya babası Salvatore Luciano'ya ait, Luciano Moggi'de mafyasal işler çevirdiği için rakip taraftarlar kendisini kötülemek adına bu lakabı takmışlar...

Lyon'u Lyonlu'dan Başka Seven Yok

Jean-Michel Aulas kimdir bilir misiniz? Bilenler Lyon Başkanı der, ben ise Fransa futbolunda sevilmeyen 1 numaralı isim derim. Jean-Michel Aulas Fransa'nın en ünlü işadamlarından biridir, aynı zamanda 1987 yılından beri Lyon'un başkanlığını yapmaktadır. Kısacası Lyon'u 2. Lig den alıp bugünlere getiren efsane başkanıdır.

Aulas kulübün başına geçtiğinde, Fransız futbolu Bordeaux ve Marseille egemenliği altında bulunmaktaydı. Aulas ise kendine örnek olarak büyük bir Alman kulübünü, Bayern Münih'i seçti. Bayern, Uli Hoenness ve Karl-Heinz Rummenigge gibi eski oyuncularını kulüp içine alan bir strateji uyguluyordu. Aulas'da Lyon'un eksi savunma oyuncularından Domenech'i teknik direktör, eski forvet oyuncusu Lacombe'yi yardımcı antrenör olarak görevlendirdi.
Başarılı ve modern bir iş adamı olan Aulas, pazarlama alanında da Bayern Münih'in izinden gitti ve Lyon adı OL kuaförleri, OL taksileri, OL şarapları ve OL peynirlerinin ortaya çıkması için kullanıldı. Aulas her şeyi ticari olarak değerlendirmeyi biliyor ve sportif kararları kısa zamanda yardımcı antrenörlükten sportif direktörlüğe yükselen Bernard Lacombe'a bıraktığını söylüyor. Lacombe'un onayı olmadan kulüpte sportif karar alınmıyor. Bunun temelinde yatan basit neden ise işlerin sahada yürümemesi durumunda ticari açıdan da yürüyemeyecek olmasıdır. Lacombe'da özellikle doğru zamanda, doğru oyuncuları transfer ederek kadronun elde ettiği sonuçların ticari gelir kapılarını açık tutmasını sağladı.

Jean-Michel Aulas, Lyon'u nereden aldı nerelere getirdi, korkunç bir başarı onun ki…
Son birkaç sezondur Lyon eskisi gibi şampiyonluklara ambargo koyamıyor ancak yine de zirveye oynuyor, yine de Avrupa kupalarında var. Ancak bu başarısı sadece onu Lyon'lulara sevdirdi. Bazıları onun karanlık bir adam olduğunu düşünüyor. Fransa'da rakip takım taraftarları ele alındığında çok büyük bir kitle Lyon ve başkanından nefret ediyor. Niçin nefret ettiklerine gelince taraftarlar şu noktalarda hemfikirler;

- Hakemler Lyon'un lehine verilen kararlarda etkili ve hoşgörülü,bir nevi Lyon'u hakemler kayırıyor, Lyon'un maçlarında hakemlerin de kolaylık sağladığı iddia ediliyor. Lyon'un kolay penaltı, frikik ve korner kazanması…

- Fransa'daki gelecek vaad eden yetenekleri ve iyi çıkış yapmış oyuncuları, diğer kulüplere fırsat vermeden kapmaları, bununla beraber rakip takımın etkili oyuncularının kafalarını, özellikle önemli maçlar öncesi transfer teklifleri ile meşgul edip karıştırmaları…

- Lyon camiasının, Lyon'un Fransa'ya büyük geldiğini iddia etmesi ve şampiyonluk yarışının gizemini bitirdikleri, artık ligin tat vermediğini iddia etmeleri…

- Lyon başkanının Godfather misali biri olduğu ve gizli işler çevirdiğini, futbol dünyasın da olmaması gerektiği görüşünü savunuyorlar.

- Tüm bu görüşler bir Lyon taraftarına saçma ve aptalca gelse de, Fransa'da rakip takım taraftarlarının çoğunluğunda bu görüşler hakim, Lyon ve Lyon'un başkanına bu görüşler yüzünden Lyon klübüne karşı olan nefret her geçen gün büyüyor…

Bernard Tapie ve Marsilya'nın Çöküşü

Fransa'da şike ile ilgili rezaletler en son, Avrupa Parlamentosu eski milletvekili, Çevre Bakanı, Marsilya futbol takımının Başkanı, Adidas'ın eski sahibi, Bernard Tapie'nin yüzünden patlak vermiştir. Fransa'nın en güçlü kulüplerinden Marsilya, oynadıkları bir maç öncesi Valenciennes takımı oyuncularına rüşvet verdikleri ispat edilince ikinci lige düşürüldü. Başkan Bernard Tapie'de demir parmaklıklar arkasına gönderildi. O dönemler politikaya da atılmış olan Tapie'nin bu skandal yüzünden hem politika ile ilgili hayalleri suya düştü, hem de 1 yıl hapis cezası aldı. İlk kez Avrupa milletvekilliği dolayısıyla siyasal dokunulmazlığı devam eden bir politikacının hapise düşmesi, üstelik gerekçenin şike olması Tapie ismini hafızalara kazımıştır.

Şike skandalı yüzünden şampiyonluklara ambargo koyan, Avrupa kupalarında Fransa'ya başarılar kazandıran Marsilya kulübü bir anda çöktü. Fransa Futboluna şike skandalı yüzünden kara leke süren Bernard Tapie ve Marsilya klübü bir anda ülke çapında uzun yıllar nefret edilen bir kulüp oldu…

Roman Abramovich -Yevgeny Giner - Pini Zahavi

Forbes Dergisi'nin dünyanın en zengini sıralamasında her yıl zirveye doğru tırmanan Rus işadamı Roman Abramovich, Rus sermayesinin İngiltere'ye akınını başlatan adamdır. Yaptığı yatırımlar ile İngiltere başkenti Londra'nın Londragrad, Chelsea'nin de Chelski diye anılmasına sebep oldu. Servetinin kaynağı 1990'lardaki özelleştirme furyasında satın aldığı Sibneft petrol şirketi. İsrailli menajer ve dostu Pini Zahavi'nin önerisiyle 2003'te Londra Chelsea'yi satın aldı. Önce kulübün 80 milyon sterlinlik borçlarını ödedi. Üzerine de 300 milyon sterlinlik transfer harcaması yaptı. Bu yüzden takımın ismi Chelski diye anılıyor. Ancak, Abramoviç'in futbola tek ilgisi İngiltere'yle sınırlı değil. Sibneft şirketi üç sezon boyunca Rus futbol takımı CSKA'nın da sponsorluğunu üstlenmişti. Ta ki Abramoviç, bu şirketteki hisselerini 5 milyar dolara Gazprom'a satıncaya kadar. Ayrıca, yine ona ait olduğu iddia edilen Londra merkezli Media Sport Investment şirketi de iki yıl önce Brezilya takımı Corinthians'ın yarısını satın aldı. 40 milyon dolarlık transfer bütçesiyle harekete geçen kulübün işlerini İran asıllı Kia Joorabchian yürütüyor. Ancak FIFA bile şirketin kara para akladığından şüpheleniyor ve Abramoviç hakkında soruşturma açılmak isteniyor.

Rus futbolunda yıllardır var olan şike söylentileri, Abramovich'in Cska Moskova'yı kontrol ettiği günden beri en üst seviyeye ulaştı. Birçok bahisçi bazı maçlarda sonucun önceden belirlendiğini ileri sürerek bahis oynamayı reddederken, CSKA Moskova'nın rakipleri Spartak Moskova ve Fatih Tekke'nin de bir zamanlar forma giydiği Zenit St. Petersburg, CSKA Moskova'yıtaraflı hakem yönetimleri sayesinde maç kazanmakla medya önünde alenen suçladılar.

CSKA Moskovalı futbolcuların aldığı kart cezalarının, Rus ligi disiplin kurulu tarafından gerekçe gösterilerek kaldırılması diğer takımları ve taraftarlarını çok öfkelendiriyordu.
Diğer yandan CSKA Moskova maçlarında hakemlerin CSKA lehine yanlış kararlara da imza atması rakiplerin isyan bayrağını çekmesine sebep oluyordu. Tartışmalar basında da yoğun ilgi gördü. Birçok siyasetçi, soruşturma başlatılması istemiyle Rusya başsavcısına açık mektup gönderdi. St.Petersburglu bir politikacı daha da ileri giderek suçlu bulunması halinde CSKA'nın, İtalya ligindeki şike skandalının ardından Serie B'ye düşürülen Juventus örneğindeki gibi ikinci lige düşürülmesi gerektiğini savundu.

CSKA Moskova'nın başkanı Yevgeny Giner, kulubün sahibi Roman Abravmovich'in çok yakın dostu, zaten biraz da bu sayede başkanlık koltuğuna oturuyor. Rus kamuoyunda bu iki yakın dostun pek de sevildiği söylenemez.

Bunlara ilaveten İsrailli menajer Pini Zahavi'nin de sürekli Rusya'ya yolculuk yapması ve pahalı transferlerde aracı olması medyanın dikkatinden kaçmıyor. Abramovich-Giner-Zahavi'nin yakın dostluğunun mercek altına alındı ve çıkan iddialara göre bu 3'lü para aklıyor. 2000 yılında Rusya'da devlet başkanlığına Putin göreve geldiğinde, işadamlarını kanunlara uyma ve vergilerini ödemeleri konusunda uyardı, 2002'de bu tutumunu sertleştirdi. 'Sermaye etkisini iktidara dayatanlar bir sınıf gibi davranmaktan vazgeçsinler' diyerek siyasete bulaşan işadamlarına gözdağı verdi. İlk olarak otomotiv ve medya patronu Berezovski ile zimmetine para geçirmekle suçlanan Gusinski'yi sınırdışı ederek cezalandırdı. Daha sonra ise Putin, Oligarklar'ı 'evcilleştirme' harekatını, Khodorkovsky'nin tutuklanması ve Sibneft'in patronu Abramovich hakkında soruşturma açılması ile devam ettirdi. Tüm bu yaşananlar da Abramovich'in ülke genelinde sevilmemesine yol açtı. Abramovich ve Abramovich'e yakın olan her faktörden nefret edilmeye başlandı. CSKA Moskova ve Yevgeny Giner'in sevilmemesindeki esas faktör de Roman Abramovich ve Cska Moskova'nın şike yaptığı iddialarıdır.

Futbol sektörüne geçiş yapan Rus işadamları bu işin riski gereği insanlar tarafından sevilmiyorlar. Şimdi aynı kaderi Arap kökenli işadamları yaşıyor. Paris St. Germain'i satın alan Katarlı genç işadamı Nasser Al-Khelaifi ve Manchester City'nin sahibi olan Suudi Arabistanlı Khaldoon Al Mubarak'in pek sempati topladığı söylenemez. İnsanlar bu işadamlarının parayla gösteriş yaptığını düşünüyorlar. Tüm bu üst düzey patron, yönetici ve işadamları, futbolun içinde sevilmeyen kişiler. Yani her ülkede sevilmeyen, nefret edilen spor adamları var. Bu isimler yüzünden bağlı bulundukları kulüpler de zarar görüyor.

Aziz Yıldırım'la aynı kaderi paylaşan dünya üzerindeki bu insanlar, hep birtakım illegal gerekçelerle suçlanıp, itham edildiği için nefret ediliyorlar. Yukarıda bahsi geçen yöneticiler boy gösterdikleri yerlerde sevilmiyorlar, hatta nefret ediliyorlar..
Belki de ne yapsalar, ne etseler de böyle kalacaklar…


ARKADAŞINI GETİR 50 TL BİLYONPUAN AL!