Başkentin Cumhuriyetle yaşıt kulübü Gençlerbirliği, bu sezona sıkıntılı başladı.
İlk 8 haftada alınan kötü sonuçları, kırmızı-siyahlıların unutulmaz futbolcularından Metin Diyadin'in teknik direktörlükten ayrılması takip etti. Ardından ise Antalyaspor'da geçirdiği 5 sezon ile "istikrar"ın sembolü olan Mehmet Özdilek ile anlaşıldı. Başarılı teknik adam yeni takımının başında çıktığı ilk maçta 3 puanla tanışırken, "Kara-Kızıl"lar biraz olsun nefes alabildi. Şimdi, yeni bir heyecan ve umutlarla başbaşalar.
Gençlerbirliği, bu sezon ligi "sağlam" bir yerde bitirmek ve sonraki yıllarda artık şampiyonluğa oynar hale gelmeyi hedefliyor.
- Hocam, öncelikle yeni görevinizde başarılar diliyorum. Ayağınızın tozuyla çıktığınız ilk maçtan 3 puanla ayrıldınız. Hatta o yenilgi sonrası Elazığspor, Trond Sollied ile yollarını ayırdı.. Hem bu başlangıçtan hem de Gençlerbirliği'nin başına geçme sürecinizden biraz bahseder misiniz?
"Doğru. Antalyaspor'daki ilk maçımda da Gençlerbirliği'yle karşılaşmıştık ve o zaman da Mesut Bakkal'ı göndermişlerdi. (Gülüyor). Sadece bir maç kazandık. Her maçın hikâyesi farklı. Biz bu süreçte tüm o hikâyeleri baştan yazmak durumundayız. İlk yarının sonuna kadar 8 maçımız daha var ve 24 puandan maksimuma ulaşmaya çalışacağız. Bu gücümüz var. Kendime, ekibime, takımıma ve yönetime güveniyorum. Geride kalan 8 haftada oyuncuların potansiyellerini net bir şekilde yansıttıklarını düşünmüyorum."
- Takımı siz kurmadınız. Geldiğinizde nasıl bir takım buldunuz? Bu oyuncu grubundan umutlu musunuz?
"Oyuncu grubunun çoğuyla daha önce çalışmıştım. Hepsini tanıyorum. Yetenekli ve potansiyelli isimler. Tabii ki mevcut şartları bilerek geldim buraya. Bunları mazeret olarak gösteremem. Gelirken de söyledim, teklifi kabul etmemdeki ana sebeplerden biri kaliteli oyuncular olduğuna inanmamdı. En büyük eksikleri özgüven. Bunu yavaş yavaş kazandırıyoruz. Güçlü yanlarını kendilerine yeniden hatırlatıyoruz. Çok çalışmamız gerekiyor."
‘BEN DE ZOR BİR İNSANIM'
- Çalışılması zor bir başkanla birliktesiniz. Malum, İlhan Cavcav'ın teknik direktör sabıkası epey kabarık. Antalyaspor'da 5 sezon geçirip Süper Lig'de istikrarın temsilcisi olmuşken şimdi ligin en çok hoca değiştiren başkanıyla çalışacak olmak biraz zor olsa gerek..
"Evet ama bir o kadar da tecrübeli başkanıyla çalışıyorum… Özellikle Türkiye'de futbolun realitesi bellidir: Başarılıysan işin kolaylaşıyor. Eğer işler yolunda gitmiyorsa her başkanla ve kulüple sıkıntı yaşarsın. Sadece Gençlerbirliği değil ki, çoğu Anadolu kulübü böyledir. Geçmişte bu dediğin konu daha büyük problemdi. Yani, 2-3 maç sonra hemen bir değişim oluyordu.
Şimdi en azından yöneticiler ve başkanların bu konudaki zihniyeti geçmişe nazaran biraz daha gelişti. 10-11 maç kötü gidişe tahammül edilebiliyor artık! Başkan çok değerli bir insan. 35 yıllık emeği var ortada. Kulübüyle yaşayan biri. Her insanın zorlukları var. Ben de kolay bir insan değilim. Buraya da bir şeyleri değiştirebileceğime inandığım için geldim. Antalya'ya gittiğimde de kulübün geçmişi ortadaydı. Bir şeyleri değiştirmeye çalışırken de bunu aldığınız sonuçlarla desteklemeniz gerekir. Kısa, orta ve uzun vadede pek çok hedef koyarsın ama bunların hayata geçebilmesi için sahadan iyi sonuçlarla ayrılman icap eder. Benim olmazsa olmazım, saha içindeki başarı, puanlar. Bunun için mücadele edeceğim."
- Daha düşük bütçeli bir kulüpten, Anadolu'nun belki de en zengin kulübüne geldiniz.
"Oyunculara verdiği sözü yerine getiren, getirebilen bir kulübe geldim. Antalya'yı da futbolculara düzenli ödeme yapabilen bir kulüp haline getirmiştik. Tabi orada genellikle bonservissiz oyuncularla kadro kurmaya çalışmıştık. Ekonomik gücümüz nedeniyle alamadığımız çok oyuncu olmuştu. Burada o gücümüz daha fazla evet ama parayı saçma şansımız da yok."
"YUKARILARIN TAKIMI OLABİLMEK"
- Bu ekonomik güç, hem Mehmet Özdilek'in hem de Gençlerbirliği'nin hedeflerini yükseltecek mi? Yoksa önümüzdeki yıllarda da mı böyle potansiyelli bir kulübün adı şampiyonluklarla anılmayacak?
"Yukarılarda kalmak, o rüzgârlara dayanmak kolay değil. Oraları tecrübe etmek çok önemli. Geçen sezon yaşadık, gördük. O yüzden rahatlıkla söyleyebilirim bunu.. Şimdi, Gençlerbirliği'ne baktığımızda köklü kulüp mü? Evet. Genellikle ligi ilk 10'da bitiren bir yapısı var mı? Var. Herkesin hemfikir olduğu ekonomik anlamda yukarıları forse edecek bir yapıya sahip mi? Sahip. Özellikle son 2 senedir taraftarıyla bütünleşen, onların sayısını arttıran bir Gençlerbirliği var mı? Var.
Ankara'nın böyle bir potansiyeli var mı? O da var. Burada püf nokta şu; ilk 4'te istikrarlı bir şekilde yer alabilmek, oraları devamlı teneffüs edebilmek, oralarda nefes almayı öğrenebilmek, oraları özümsemeyi öğrenmek seni o arzuladığın hedeflere taşır. Onun için ilk önce buradan başlamak lazım. ‘Bu sezon şampiyon olacağız' diyerek yola çıkmak gerçekçi bir hedef değil. Oraların takımı olmak istemek gerçekçi bir hedeftir. Bunu başarmak için geldik. Avrupa kupalarında bile 10 maç yapmamış takımlarımız için şampiyonluk bir hedef olamaz ki zaten."
- Gençlerbirliği altyapısıyla da nam salmış bir kulüp. Son dönemde pek üst düzey oyuncu da çıkmadı açıkçası. O volkan yeniden faaliyete geçer mi? Buradan çıkıp milli takıma kadar yükselecek oyuncular görecek miyiz?
"Ekibimizin bununla ilgili de ciddi çalışmaları ve projeleri var ama şu dönemde saha içine daha çok odaklanmış durumdayız. Realite şu; A takım yaşamalı. Önce bunu yani merkezdeki hedefini başarmalısın ki çevreyi de daha rahat çekip çeviresin. Güçlü bir altyapımız var ve elbette bunu aktif hale, daha üretken hale getirmek için çabalayacağız. Çünkü biliyorsun önümüzdeki seneden itibaren yabancı oyuncu sınırlaması daha da daralacak. Daha çok yerli oyuncuya ihtiyacımız olacak. Burası da bir fabrika ve üretmek de bizim işimiz olmalı."
- 6+0+4 kuralı seneye 5+0+3 olacak. Peki siz yabancı oyuncu sınırlamasını bu şekliyle destekliyor musunuz? Yoksa buna karşı mısınız? Bu uygulama söylendiği gibi milli takımın kalitesini arttırır mı?
"Bunun kararını TFF veriyor. İtiraz eden de, bana uyar diyen de kendi penceresinden bakıldığında haklı. Büyük takımlar diyor ki ‘Ben Avrupa arenasında eşit şartlarda mücadele etmiyorum.' Ben kendi penceremden baktığımda, yukarıdakilerle aynı standartlarda rekabet edemiyorum. Hal böyleyken tartışmalar, zıtlaşmalar devamlı olacaktır. Galiba en iyisi TFF'nin kararına saygı duymak ve işine konsantre olmak.
Milli takım meselesine gelirsek… Üst üste 2 turnuvada olamayan bir takımız. Bir varız, bir yokuz. Biz kendi ekolümüzü yaratamadık. Bunun için belli bir sürece ihtiyaç var ama sektör ayırt etmeden söylüyorum; planlamayı, disiplini seven bir millet değiliz. Sisteme dayalı bir yapımız olmadığından ve günlük başarılar peşinde koştuğumuz için çoğunlukla kaybeden taraf olduk."
‘MİLLİ TAKIM SIRASI BANA DA GELECEK'
- Milli takımın başına o dönem Abdullah Avcı getirilmişti. Siz daha başarılı olmanıza ve milli takımda antrenörlük yapmış olmanıza rağmen neden tercih edilmediniz? Ya da şöyle sorayım; hükümete yakın olsaydınız tercih edilir miydiniz?
"Tercih eden ve tercih edilenlere hep saygı duydum. Bilemiyorum, siyaset benim işim değil. Ben spor adamıyım ve sporun içinde kalmaktan yanayım. Oyunculuk dönemimizde de hep böyle tuzak sorular sorarlardı (Gülüyor); ‘Sen daha iyisin neden o oyunuyor,' diye.. Onun için bu konularda konuşmaktan çok tercihlere saygı duymayı tercih ediyorum. Birgün bana da sıra gelecek, ben de o geniş milli takım havuzundan yararlanıp takım kuracağım."
- Antalyaspor'un başındayken Galatasaray ve Fenerbahçe'nin epey canını yaktınız ama Beşiktaş'a karşı hiç lig galibiyetiniz yok...
"Kupada var ama... Beşiktaş'ı kupadan elemiştik. Antalyaspor'un tarihinde Beşiktaş galibiyeti yok ki."
‘BEŞİKTAŞ İŞİ DOĞRU ZAMANDA OLMALI'
- Sizi bir gün Beşiktaş'ın başında görmek isteyen pek çok siyah-beyazlı taraftar tanıyorum. Rasim Kara, Ertuğrul Sağlam, Rıza Çalımbay ve Samet Aybaba gibi kulüp ikonlarını o noktada gördük. Sizi de görecek miyiz? Daha önce böyle bir teklif veya ihtimal oldu mu?
"Zaman neyi gösterecek bilemiyorum tabii ki. Beni ben yapan değerlerden biri Beşiktaş'tır, bunu her zaman söylerim. Bu ülke beni "Şifo Mehmet" olarak tanıdıysa bunu Beşiktaş'a borçluyum. Türkiye'deki her teknik adam "Üç Büyükler"in ve milli takımın başında olmak ister. Bir gün gerçekleşir mi, neden olmasın?
Ama doğru zaman olması önemli. Ben iş ahlakını Süleyman Abi'den (Süleyman Seba) öğrendim. Hangi kulüpte olursanız olun işinize sonuna kadar sahip çıkın felsefesini aşılamıştır bize. Antalya'da 5 yıl boyunca başarılı bir dönem geçirdim ve hiçbir zaman ayrılmayı düşünmedim. Bahsettiğin ihtimaller elbette vardı ama orada tamamlanması gereken bir işimiz vardı, bunu yarım bırakmadık. Başkanla kader birliği yaptık ve birlikte ayrıldık."
- Geçen sezon ligin ilk yarısını neredeyse lider bitiriyordunuz ama 2. yarı işler değişti? Neler yaşandı o dönem?
"Hem ligde hem kupada bizim gibi oyuncu kadrosu dar olan takımlar için ciddi sıkıntı. 14 oyuncuyla işler yürüyor ve haftada 3 maç yapıyorsunuz. Aynı oyuncu grubuyla oynayınca fiziksel ve zihisel olarak çok yıprandık. Devre arası transfer yapma şansımız olmadı. Ama sonuca bakmak gerekir, 34 hafta sonra 7. sıradaydık. Tarih bunu yazar, ilk yarıyı değil."
"ELİT BİR TARAFTARIMIZ VAR"
- Biraz da taraftardan bahsedelim istiyorum. Ne yazık ki Antalya şehrinde olduğu gibi Ankara'da da "3 Büyükler" daha çok destekleniyor. Türkiye'deki bu taraftar profili hakkında ne düşünüyorsunuz?
"Newcastle'a gidip 55 bin Newcastle taraftarı görürsünüz stadyumda. Sunderland'de her yerde öyledir. Avrupa'da çoğunlukla herkes kendi şehrinin takımını tutar. Bizdeki bu zihniyet değişir mi, zor gibi görünüyor. Ama kulüpler kendi taraftarını yaratma politikası güderse ve doğru adımlar atarsa tribünleri de o oranda doldurur. Biz de Gençlerbirliği olarak seyirci sayımızı arttırmayı birincil hedef olarak görüyoruz."
- Mevcut Gençlerbirliği taraftarı da çok özel bir yerdedir bu "alemde"...
"Kesinlikle katılıyorum. Okumuş, yazmış, üniversiteli bir kitle var. Geleli bir hafta oldu ama müthiş bir enerji aldım onlardan."
- Gezi sürecinden sonra tribünler 34. dakikada "Her yer Taksim, her yer direniş" sloganı atıyor. Gençlerbirliği tribünleri de bunun öncülerinden. Mesela sizle, Beşiktaş taraftarının Slaven Bilic ile yakaladığı uyumu onlar da elde edebilecekler mi?
"Bilemiyorum tabii, genç ve çok üretken arkadaşımız var Gençlerbirliği tribününde. Futbolu bilen, okuyan, düşünen, çok elit bir taraftar grubumuz var. Takımlarını yürekten seviyor ve destekliyorlar. Biz de işimizi bu şekilde seviyoruz. Bu anlamıyla bir uyum neden yakalamayalım onlarla? Bu sezon 6 bin kombine bilet satılmış. Bir Anadolu takımında bunu yakalamak kolay değil. Onlar büyüdükçe takım da büyüyecek ve belki de unutulmaz sezonlar geçireceğiz hep birlikte."
"DÜĞÜNLERDE BİLE 4-4-2 OYNANIYOR"
- Peki hocam son olarak. Teknik direktörlük eğitiminizi İngiltere'de aldınız. Bobby Robson gibi bir efsaneyle çalıştınız. Neler öğrendiniz Robson'dan. Bir de şunu merak ediyorum; “İngiltere'de düğünlerde bile 4-4-2 oynanır” dediğiniz doğru mu?
"Evet, doğru, dedim öyle bir şey. Gordon Milne o dönem Newcastle United sportif direktörüydü. Onun desteğiyle böyle bir imkân yakaladım. Allah rahmet eylesin, o dönemki Newcatle menajeri Bobby Robson ile daha önceden de tanışıyordum.
Kulüp işleyişinden, pazarlamaya, oyuncu transferinden antrenman metotlarına kadar her süreçte yakından izledim onları. Gerçekçi bir şekilde kulübün içinde oldum. Kişilere değil sisteme bağlı bir yapı var orada. İşin sportif yönünü bir kenara bırakın, insan olarak ve hayat tecrübesi olarak Robson'dan çok şey öğrendiğime inanıyorum. En büyük kazanımım da insana, kendine ve rakibine saygı göstermeyi öğrenmek oldu diyebilirim."

