Şaşırmıştık, heyecanlanmıştık, bir o kadar da mutlu olmuştuk… Genetiğiyle oynanmıştı… Yepyeni bir mavi çıkmıştı karşımıza… Defans mantalitesi bitmişti… Sadece yememeyi düşünen değil, gol bulmayı düşünmeye fazlasıyla başlamışlardı… Hatta ve hatta 4'lü katı defansı bırakıp, 3'lü defansa geçmişlerdi… Arka arkaya heyecanın zirve yaptığı maçlar izletiyorlardı… Gol atıyorlardı… Hücum futbolunun güzel örneklerini yansıtyorlardı… Bunlar ancak ve ancak yeni bir kıyamet alameti olabilirdi… Değildi, hepsi gerçekti finale uzanan Ukrayna-Polonya ortaklığındaki 2012 Avrupa Şampiyonası'nda…
Takıma yeni oyuncular geldiği için mi genetiğiyle oynanmıştı? Yoksa İtalyan taraftarların referandumundan mı bu sonuç çıkmıştındaki 2012 Avrupa Şampiyonası'nda…

Takıma yeni oyuncular geldiği için mi genetiğiyle oynanmıştı? Yoksa İtalyan taraftarların referandumundan mı bu sonuç çıkmıştı? Yoksa neden?
Hayır tabii ki.. Bir tecrübe, bir cesaret, bir yeni mantalite, kısacası yepyeni bir vizyon ve çalışmayla takımın başına geçen CESARE PRANDELLI'nin beyninden çıkmıştı tüm bu İtalya gerçeği…
2005-2010 arasında Fiorentina teknik direktörlüğünden milli takıma geçişin hikayesiydi bu ve 2010'da başlamıştı yeni mimari dizayn… 2 senede de nefis bir şekilde meyvesini vermişti. Tek kelimeyle dünyası değişmişti İtalyanların ve İtalya futbolunun…
Brezilya'ya geldiklerinde de ilk maçta İngiltere gibi zor bir rakibe karşı kazanmışlardı. Her ne kadar oyun 2012'yi andırmasa da, İngilizler gibi zor bir takıma karşı olmasının dezavantajını yaşamış olabilirler diye düşünmüştük… KostaRica maçı ise sanki sezonun son maçını formalite icabı oynayan ligden düşmüş bir takım edasındaydı. Sanırsınız ki turnuvanın ilk maçında İngilizlerden 4 yemişler… Bir nebze de olsa “ruh” sorgulaması başlamıştı Pirlo gibi bir futbol tanrısına sahip takımda… Futbol sürprizlere açıktır deyip, KostaRica yenilgisine de mazeret bulmuştuk kabullenmek istemediğimiz İtalya görüntüsüne.

Umut çekirgemizin son durağı Uruguay oldu. Balotelli, Immobile, Cassano 3'lüsünden bir hayır göremeden bitip tükenen umutlar. Ne oynadığı anlaşılamadan Brezilya'ya veda eden bir takım oldu Gök Maviler… Tarihe geçen zihniyet 2 senede yok mu olmuştu? Kenardaki çağ atlatan dev Prandelli değil miydi? Kimdi? Yoksa devrim yapan hücreleri artık ölmüş müydü? Rüya gibi geçti, çok çabuk sona erdi… İspanya gibi “üst üste başarılar gelir” beklentisi daha ilk turnuvadan yalan oldu, hayal oldu, bitti… Prandelli kendi getirdiklerini, kendi yarattıklarını, kendi çizdiği o muhteşem vizyonu anlaşılamaz nedenlerle yine kendisi yıkıp gitti… Resultante finito…
Luis Suarez'in “ısırma” serisine Chiellini ile devam ettiği bir Uruguay izledik. İtalya 10 oyuncu kalana kadar ortalıkta görünmeyen takım, 1 fazla olmanın avantajıyla yüklenmeye başladı. Defansta Lugano gibi önemli bir eksik vardı ama zaten İtalyanların rahatsız edecek mecali yoktu. Sonlarda Suarez de atılmalıydı ancak hakem Moreno ve yardımcısının ilk etapta görmesi zordu. Belki Chiellini'nin omuz patolojisi incelendiğinde ortaya çıkabilecek manzarayı yaratan Luis Suarez, 3 kez ısırma faaliyetine giriştiği bir maçtan da kaybetmeden ayrıldı.

Ajax'ta iken ısırdığı maç 0-0 biterken, Liverpool formasıyla “ısırdığında” 90 dakikanın skoru 2-2 idi. Bugün ise hem ısırdı, hem de galibiyete ulaştı… Ne mutlu ona! Bir dönem hakemi aldatmalarıyla İngiliz ve dünya basınının gündemini kaplayan Suarez'e bakalım bu kez nasıl bir ceza gelecek? Melo ve Emre Belözoğlu'nun farklı olaylardaki örneklerindeki gibi “Ne var ki canım bunda” deyip Türk usulü kapatırlar mı dersiniz? Hiç sanmam…
Murat Fevzi Tanırlı
Twitter: @mftanirli
