2-1 kazandıkları Gana maçında ABD için “Sivasspor tadında” diye düşüncelerimi paylaşmıştım. Atak zenginliği ve oyunu ileride kurma özellikleri açısından Sivasspor'un orta saha oyuncularından desteklenen yapısına çok benzer bir düzendelerdi. Defansta ise her ne kadar talihsiz bir pozisyon verip gol yiyerek maça başlamış olsalar da Fenerbahçe disiplinindeydiler. Sonlara doğru ise skoru koruyabilme becerisi anlamında gerek oyun mantalitesi, gerek de defans olarak Süper Lig'e yeni çıkmış bir takım toyluğundalardı.
Gana'nın kanat akınlarında Jordan Ayew'in etkili oyunuyla sıkıntı çekmişlerdi ancak maçın geneli itibariyle kazanma isteği, disiplin, takım imajı sergileme adına pek çok artı izletmişlerdi.Bu sayede de Donovan eleştirileriyle Brezilya'ya gelen Klinsmann maç sonunda iddialı açıklamalar yapıyordu.

Portekiz ise Almanya maçında her ne kadar Sırp hakemin yanlış kararıyla gelen penaltı ile iyice demoralize olsa da asıl olarak, takım oyunu zihniyetinden uzak, “Ronaldo merkezine” endeksli olmak gibi dezavantajlar yanında disiplin sıkıntısı çeken sorumsuz Pepe gibi bir oyuncuya da sahipti.
Dün ise Pepe olmayınca ve de kupaya devam edebilmek adına puan lazım olunca, rakibe karşı bir sakinlik içerisindelerdi geriye düştükleri anlarda bile... Hırsları ise tamamen oyuna karşıydı. İlk 11'de sürpriz bir şekilde sahaya çıkan Ronaldo güçlüydü ve maça odaklanmıştı ancak şut ve frikik becerisi konusunda önceki maçlarını mumla arattığı aşikardı.
ABD defansının uzaklaştırmaya çalıştığı ikram topunun ters bir şekilde gitmesi sayesinde golü Nani'yle bulan Ronaldo'lu Portekiz için, normal şartlarda “farkı açabilir ve rahat kazanır” düşüncesindekiler için karşılarındaki takımın bir Alman mantalitesinde ergenleştiği ve sıkı bir oyun disiplinine sahip olduğu unutuluyordu.
Tim Howard'ın kritik kurtarışları, Zusi'nin neredeyse sahanın her yerinde olmakla birlikte özellikle sağ kanadı hem ileri hem geri kullanabilmesi, Jones'un rakipten top kazanmadaki başarısı ve mükemmel golü, Dempsey'in tercübesi birleşince ABD istedği fırsatları bulup, iyi oyun sergilemeye başladı ancak diğer yandan bireysel yeteneği fazla Portekiz için de tehlikeyi göz ardı etmiyordu.
Postiga'nın sakatlanması, kazanmak zorunda olan Portekiz için kritik bir eksik oldu. Eder ise Almanya maçındaki gibi yine sakatlanan bir oyuncu nedeniyle oyuna erken dahil olup forma şansı buldu. Tim Howard'ın ilk yarıda özellikle aynı pozisyon içindeki yerden kalkarak parmaklarının ucuyla topu çelişi maçın kırılma anıydı.
Jones'un golünün ardından maçın psikolojik üstünlüğü ABD'ye geçti ve iyi organize olup, oyun alanın her iki yönüne top çevirmeler ve iyi paslarla rakip kaleye daha fazla inmeyi başardılar. 81'de skor Dempsey'in golüyle de 2-1 öne geçtiler.

Portekiz takımının oyuncu listesine herhangi bir maç öncesinde baktığınızda her futbolseverin iştahını kabartacak 2 önemli özellik tespit edilebilir. İlki süratli ve yetenekli kanat oyuncuları, ikincisi de Ronaldo önderliğinde şut kapasitesi yüksek bir takım oluşu. İşte ABD'nin 2.yarıda her açıdan fevkalade giden oyun ve skor avantajının kırılma noktası da bu oldu. 2-1 öne geçmişsiniz ve dakikalar 81'i gösteriyorsa defansı hala ceza sahasının 5-10 metre önünde az sayıda oyuncuyla kurgularsanız, verkaç, ara pası gibi rakibi yanıltıcı paslaşmayı iyi yapıp, çizgiye hızlı inebilen Portekiz'li oyunculara fırsat vermeme şansınız doğal olarak kalmazdı. Nitekim şanslıydılar çünkü 95.dakika öncesinde de golü yiyebilecekleri 2-3 pozisyon verdiler ancak bu kez gol ayakları becerikli değildi. 

Klinsmann ile gelişen, takım oyunu oynama becerisini çok artıran ve kazanma arzusunu yükselten ABD takımının tek önemli eksiği stresli ve kritik dakikalarda sakinlik ve maç kontrolü konusunda acemice davranmış olmaları idi. 5 dakika uzatma verilmişse, topu kalenden uzakta tutman veya kapanman ilk şart olsa gerek. 2 kez savunmadan çıkarken top kaybedip, atak yediler. Neyse ki gol vuruşları başarısız oldu. Daha beteri, artık uzatmanın da son dakikasına girilmiş ve orta alanda anlamsız bir paslaşma lüzumsuzluğu yerine tek kelimeyle “dan dun” oynayıp topu Portekiz kalecisi Beto'ya gelişigüzel vurmuş olsalardı, Beto'nun degajında maçın bitiş düdüğü çoktan çalmış olacaktı. Ancak bunu düşünemeyecek kadar telaşlı, sağlıklı karar veremeyecek kadar oksijensiz kalmış durumdaydılar ve ne yazık ki Portekiz'in 2.gol sevincinin ardından 96.dakikada çalan bitiş düdüğü, Klinsmann'ın şaşkın bakışları ve ABD'li oyuncuların iki ellerinin arasına aldıkları “ah ben ne yaptım!” üzüntüsünü içeriyordu.
Arjantin'li hakem Nestor Pitana, çok net 2-3 sarı kartlık pozisyonda uyarı ile geçiştirmesi dışında iyi maç yönetti denilebilir ancak ben hala neden 5 dakika uzattığını anlamış değilim.
Son 2 maç da birbirinden heyecanlı geçmeye aday, ancak Portekiz-Gana nefis bir maç olur düşüncesindeyim.
FELIX BRYCH PENALTISIZLIĞI
80 dakika boyunca sıkıntılı bir izleme süreci yaşadık belki ama sabrın ve kondisyonun semeresini alan güzel bir Belçika örneği gördük. Lille'de oynayan ve 4.kez milli formayı giyen 19'lık genç Origi, Hazard'dan gelen mükemmel servisi şık bir vuruşla tamamlayıp maçın son 10 dakikasına keyif katıyordu.

Ancak tabii ki daha önemlisi, sürekli olarak Brezilya'daki takımlar içinde aldığı rekor ücretle gündeme gelen Capello'nun tercihleri de tartışıldı. Kore maçında takımını kurtaran golcü Kerzhakov'un bu kez yedikleri golün son anlarda gelmesinden dolayı biçare kalması da kaçınılmazdı. Bölüm bölüm Rusya'dan iyi oyun gördük ancak genel İtalyan mantalitesinden biraz uzaklaşıp, mantalite değişimine gitmekte fayda olduğu aşikar. Yoksa bu zihniyetle iyi takımlara karşı kazanmak zor.

Tabii maçın gidişatını etkileyen faktörlerden biri de Alman hakem Felix Brych'in göremediği ve değerlendiremediği net Rusya penaltısı oldu. Yukarıdaki pozisyonda bu penaltıyı doğru bir kararla değerlendirebilmiş olsaydı, yüksek ihtimalle gol olması durumunda maçın sıkıcı seyri farklı yönlere gidebilirdi.
Belçika emin adımlarla ilerliyor. Her geçen maçta da güven kademesi bir basamak daha yükseliyor. Bakalım yol ne kadar uzunlukta olacak göreceğiz ancak Euro-2016'da çok daha oturmuş ve daha da iyi bir takım izleyeceğimiz aşikar.
BELÇİKA'YA KAFA TUTARSAN, KORE'YE DE 4 ATARSIN!
Cezayir, gruptaki ilk maçında Belçika'ya karşı da iyi mücadele etmişti. Penaltı ile öne geçip, ardından iyi defans yapmışlardı ancak rakibin kaliteli ayaklarına son anda 2-1 ile teslim olmuşlardı. Feghouli'nin yaratıcılığı ve etkili oyununa, ilk maçta 11'de olmayan Slimani, Brahimi gibi yetenekli oyuncuların katılması, takıma önemli bir ofansif güç de getirdi.

G.Kore'nin de genel olarak zayıf yapısı karşısında, gerek defansın yerleşim ve adam paylaşma hataları, gerek kaleci Jung'un boşa çıkış gibi bireysel hataların da eklenmesiyle skoru ilk yarıda bulup rahatladılar. İkinci yarıda G.Kore'nin erken gelen golü umutlandırsa da böyle bir defansa sahip oldukça yapacakları çok fazla bir şey yoktu. Rusya ile son maç ilgi çekecek. Capello'nun Putin'e verecek mutlaka bir cevabı olmalı.
Murat Fevzi Tanırlı
Twitter: @mftanirli

