comScore

Manchester United Manchester United

Engin Kehale özel röportajı

19 Kasım 2014, Çarşamba 16:41

Lig TV'de uzun yıllardır Premier Lig maçlarını yorumlayan, aynı zamanda hafta sonları Pınar Bekbölet ve Murat Fevzi Tanırlı ile "Maç Sabahı" programını hazırlayıp sunan Engin Kehale ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.


Mesleğe nasıl başladınız?
 
2005 yılında İspanya'da Pazarlama yüksek lisansı yaptığım sırada Nihat Kahveci Real Sociedad'ın Barcelona ile karşılaşacağı maç için şehre gelmişti. Ben de takımın kaldığı otele gittim ve bir röportaj yapmak istediğimi söyledim. Takımın medya sorumlusu izin vermedi ama Nihat takımın yürüyüşe çıkacağını ve o sırada röportajı gerçekleştirebileceğimizi belirtti. 15 dakikalık ufak bir röportaj yaptım ve Türkiye'deki spor sitelerine gönderdim. Böylece yazarlık kariyerim başladı.

Ülkeme döndükten sonra yazarlık yaptığım siteden bir arkadaşım (Cem Kurel) beni Göktuğ Sevinçli ile tanıştırdı, Göktuğ ağabey o zaman TV8'in spor müdürü konumundaydı. Bir sene İngiltere Premier League ve İtalya Serie A yorumculuğu yaptım. Benim için bir hobi olarak başladı aslında, bir yandan da profesyonel hayatımı devam ettiriyordum. Askerlik ve profesyonel hayat yüzünden bir süre ara verdikten sonra 2010 yılında Türkiye Futbol Federasyonu'nda çalışırken o zamanki Lig TV Genel Müdürü Kadir Kardaş ile tanıştım. Geçmişte Premier League yorumculuğu yaptığımı belirtince beni Program Müdürü Murat Açıkgözoğlu'na yönlendirdi ve bu şekilde Lig TV kariyerim başladı. Bu isimlerin ve Mehmet Özkan'ın kariyerimde payları büyüktür. 
 
Premier Lig'de tuttuğunuz bir takım var mı?
 
Biraz garip gelebilir ama yok. Yurt dışında takım tutma gibi bir alışkanlığım küçük yaştan beri olmadı. Sempati duyduğum tek takım 1990 Dünya Kupası'ndaki Kamerun'du sanırım. Bodrum'da bir aile tatilinde izlediğim Roger Milla, Omambıyık ve Kanabıyıklı o takıma sempati duymamak da elde değildi sanırım. O takımın kalecisi N'Kono da Buffon'un mesleğe adım atmasının nedenidir zaten..
 
Sizce Premier Lig'i diğer liglerden farklı kılan nedir? Neden dünyada bu kadar çok izleniyor? Sadece pazarlama başarısı ile açıklanabilir mi?
 
“Dünyanın en iyi ligi hangisi?” dendiğinde konunun üzerine saatlerce tartışılabilir ki tartışılıyor da. Şunu unutmamak lazım: Bir ligi değerlendirirken sadece oyuncular ve sahadaki futbol ile sınırlı kalmamak gerekiyor. Premier League bunlardaki başarısının üzerine taraftarını, rekabetini, kültürünü, geçmişini, televizyon yayıncılığını, sponsorlarını koyabilen bir platform. Maçın son dakikalarında top kornere gittiğinde taraftarın duyduğu heyecan, Anfield'de maç önü You'll Never Walk Alone ile tüylerinizin diken diken olması, metro seferlerinde rötar var diye maçın geç başlatılması, Green Street Holigans, tribünün gölgesinin vurduğu gündüz maçları, yıldız oyuncular, uluslararası büyük başarılar kazanmış kulüpler. Bunların hepsi ligin şu andaki konumuna gelmesinde etmen. Dilin İngilizce olmasını bile sayabiliriz burada, ligin büyük kitlelere rahatça erişimini sağlıyor. Premier League'i bu anlamda geçebilecek bir lig olduğunu şahsen düşünmüyorum.
 
Süper Lig'i de çok yakından takip ettiğinizi biliyoruz. Haftada toplam kaç maç izliyorsunuz?
 
Lig TV'de hafta sonları sevgili Pınar Bekbölet ve Murat Fevzi Tanırlı ile Spor Toto Süper Lig karşılaşmalarını değerlendirdiğimiz için ligimizdeki tüm karşılaşmaları izliyorum. Premier League'den yayınlanan karşılaşmaları ya canlı, ya da kaydedip sonradan izliyorum. Bunun yanında La Liga, Serie A, Ligue 1'dan en az 1 ya da 2'şer maç izlemeye çalışıyorum. Tüm haftayı saydığımda sanırım 20 maçtan az izlediğim olmuyordur. Genellikle hafta sonunda evde bir kaç farklı ekranda maç açık oluyor zaten. 
 
Maç yorumlarında detaylı bilgiler haricinde çok güzel taktik yorumlarınız da dikkat çekiyor. Sizce Premier Lig'in en iyi taktisyeni kim?
 
Premier League taktiksel anlamda gelişen bir lig. Pochettino gibi bir teknik direktörün bundan 10 sene önce gelip başarılı olması kolay değildi. Şu andaki oyun daha stratejik. Taktiksel anlamda şu anda en başarılı isim Jose Mourinho. En önemli özelliği farklı maçlarda farklı stratejiler ile takımını sahaya sürüp başarılı olabilmesi. Brendan Rodgers ve Arsene Wenger belirli bir felsefeyi taktiksel olarak iyi uygulayan menajerler. Benim ayrıca hayranı olduğum Roberto Martinez var. Önümüzdeki sezonlarda Barcelona'nın başında görürsek hiç şaşırmayacağım. Louis Van Gaal'in dokunuşunu daha tam anlamı ile göremedik, iki sene sonra bu soruya farklı bir cevap verebilmek mümkün olabilir. Tabii eğer o kadar uzun süre takımın başında kalabilirse..
 
Nasıl oldu da Southampton bu denli bir başarı sergiledi? Sizce bu sürdürülebilir mi?
 
Bence net bir değerlendirme için 10 Ocak tarihini beklemek lazım. Bugünden itibaren o tarihe kadar 2 Manchester United, 2 Arsenal, 1 Chelsea, 1 Manchester City ve 1 Everton karşılaşmaları var. Fakat bu maçların sonuçları ne olursa olsun geçen sezonki değişimin ardından dimdik ayakta kaldıklarını söylemek gerek. AZ Alkmaar ve Feyenoord'da bu değişimi daha çok finansal zorluklar nedeniyle yaşamış bir teknik adam olan Ronald Koeman'ı takımın başına getirmek gerçekten akılcı bir hamleydi. 

y
Bir de çok üzerinde durulmayan fakat bence önemli Ralph Krueger görevlendirmesi var. Nicola Cortese sonrasında kulübünün başına geçen Krueger, Kanada Buz Hokeyi Milli Takımı'ndaki başarılarının ardından gelmesinin katkısıyla ve sakinliği ile sürecin önetilmesini sağladı. Buz hokeyi geçmişi yüzünden önyargılı olmamak gerek, spor ve sporcu yönetimi aslında çoğu branşta birbirinden çok farklı değil. Guardiola'nın da en güvendiği isimlerin başında uzun süreden beri yanında olan Manuel Estiarte gelir ki kendisi eski bir Olimpiyat madalyalı sutopu oyuncusudur (Krueger de Kanada ile Olimpiyat şampiyonluğu yaşadı). Southampton konusunda son olarak şunu ekleyeyim. Her maça ilk 11'de başlayan oyuncu sayıları bu kadar değişime rağmen 7. Türkiye'de de bu konu sıklıkla tartışılıyor ancak Koeman'ın ligin 1. haftasından kafasındaki 11'i oturtmuş olmasının payının azımsanmayacak derecede olduğunu düşünüyorum.
 
Liverpool'un toparlanma şansı var mı?
 
Kesinlikle var. 11 maçta 14 puanın takımın potansiyeli ile örtüştüğünü söylemek imkansız. Suarez'in yanında Sturridge'i kaybetmeleri bence takımı ağır yaraladı. Hücumda zaten geçen sezonki performansı sergilemek kolay değildi fakat açıkçası ben savunmada bu sezon daha sağlam duran bir Brendan Rodgers takımı bekliyordum. Hala çok fazla bireysel hata yapıyorlar ve bunun üzerine hücum verimsizliği eklenince tablo ortada.  Yeni yıl ile beraber istikrarı yakalayacaklarını düşünüyorum.
 
Sturridge dönünce Liverpool düzelir mi?
 
Ben önemli bir değişim olacağını düşünüyorum fakat bugün gelen bir habere göre tekrar sakatlandı. O yüzden ne zaman döneceğini de görmek lazım. Geçen sezon en fazla gol atan oyuncu Suarez'di ama golleri ile takımına en fazla puan (20) kazandıran oyuncu Sturridge olmuştu. Bir başka deyişle Sturridge'in maçta takımını öne geçiren ya da beraberliği getiren gol sayısı Suarez'inkinden fazlaydı. Brendan Rodgers'ın istediği gibi bir çift forvet düzeni ile sahada olma fırsatı hiç olmadı. Ne zaman olacak onu da öngörmek zor..
 
Brendan Rodgers, sizce Balotelli'den neden bu kadar ısrar ediyor?
 
Son 22 Premier League maçında 1 golü olan oyuncuyu savunmak kolay değil fakat bir yandan da şunu belirtmek lazım: Balotelli Avrupa'nın 5 büyük liginde gol atamadan en fazla şut (35) çeken isim.  “The Numbers Game” kitabını okuyanlar bilirler, bir takım için ortalamada 7-8 şut 1 gol demektir. Bu noktada Balotelli şanssız, oynadıkça ortalamalara yaklaşma ihtimali artacaktır. En azından matematiksel olarak baktığınızda durum bu. 



 
Ben Lambert'ın takıma saha içinde çözüm üretilemediği anlarda kenardan farklı bir stratejiyi uygulayabilmek adına transfer edildiğini düşünüyorum. Bu yüzden Sturridge olmadığı zaman doğal olarak Balotelli tercihi ön plana çıkıyor. Sturridge ile oynadığı zaman performansı da artacaktır. Mario'nun şu an oyununda yapması gereken en önemli değişiklik, top ayağında olmadığı anlarda takımına hücumda ve savunmada vereceği katkıyı yükseltmek. Chelsea maçı bu anlamda en iyi karşılaşmasıydı. Fazla mı iyimser bakıyorum bilmiyorum ama hafta sonu Balotelli golle buluşursa şaşırmam.
 
Evet daha çok hafta var ama Chelsea'den başka bir takım şampiyonluk yarışına ortak olabilir mi?
 
2011-2012 sezonunu gördükten sonra ben hala temkinli konuşmanın daha doğru olacağını düşünüyorum. Manchester City o sezon ilk 11 maçta 31 puan almıştı, Chelsea'nin ise şu anda 29 puanı var. Mancini ve City 8 puan geriden gelip son saniye golü ile ipi göğüslemişti. Premier League'de noel dönemi çok önemli. Ciddi bir maç temposuna giriyorsunuz ve o süreci iyi atlatmanız gerekiyor. Chelsea'de sezon başından beri aynı Southampton gibi 7 oyuncu tüm karşılaşmalarda ilk 11 başladı. İskeletin ister istemez sekteye uğrayacağı karşılaşmaları görmeden bir şey söylemek bizi yanıltabilir. Bir yandan da Mourinho'nun takımının kurşun geçirmez zırhının kolay kolay delinmeyecek gibi gözüktüğünü de söylemek lazım. Hele hele diğer tüm sezon başı şampiyonluk adayları bu kadar kırılgan bir görüntüdeyken. Chelsea bu sezon Manchester City deplasmanı dışında hiç bir karşılaşmada rakibine boyun eğen taraf olmadı ve sezon planlamasını iyi yapan bir menajerleri var. Takımı sırtlayan sadece Fabregas ve Diego Costa'nın performansı değil; Hazard, Oscar, Schurrle gibi oyuncuların da geçen sezonun üstüne koyarak takıma ciddi katkı sağladıklarını görüyoruz.
 
Van Gaal, Manchester United için doğru isim midir?
 
Evet ve hayır. Neresinden baktığınıza bağlı. Eğer takımların bir ruhu olduğuna ve bazı felsefelerden ödün vermemesi gerektiğine inanıyorsanız hayır. Takımınızın başında Van Gaal varsa takımın tek bir felsefesi vardır, o da Van Gaal felsefesi. Alex Ferguson kulübe ilk geldiği günlerde tüm personel ile görüşüp Manchester United'ın değerlerini ve kültürünü anlamaya çalışmıştı. Van Gaal bunu yapmaz. Kendisinden üçüncü şahıs olarak bahseden, kızlarının hala “siz” diye hitap ettiği bir adamdan bahsediyoruz. 
 
Alex Ferguson gibi oyuncuları ve kulüp üzerinde mutlak hakimiyet kurmuş bir adam görevi bıraktığında kulüpte aynı otoriteyi sağlamak hiç kolay olmaz. David Moyes takımın başındayken bunu başarmaya yakın bile gözükmedi. Van Gaal için disiplin ve otorite birinci sırada gelir. Bu yüzden de United için doğru isimdir. Ayrıca sabredilirse takıma bir felsefe kazandıracaktır. Bayern Munih Guardiola'ya gittiğinde Heynckes'in görevi bırakacağını bir yıl önceden biliyordu belki ama bir yandan da takıma yıllar boyu devam edecek bir felsefe kazandırma isteği (Marti Perarnau'nun yeni çıkan kitabında Paul Breitner bunu kulübün değişimindeki 3. faz olarak açıklar) taşıyordu. Van Gaal de böyle bir seçim. Hem de Guardiola, Bielsa, Mourinho gibi isimlerin felsefelerinin yapı taşı olan bir adam. 


 Manchester United bu kadar hücum oyuncusu transferi yaparken savunmaya adam almayı unuttu mu? Ya da Van Gaal eldeki mevcutlara güveniyor mu?
 
Elindeki isimler kadar kendine de güveniyor olması muhtemel. Hollanda'da bir gazeteye Dünya Kupası öncesi şöyle bir açıklama yapmıştı: “Eredivisie'den herhangi bir oyuncuyu üç günde Balotelli geçirmez yapabilirim.” (Şu an Balotelli geçirmez algısı da biraz değişmiş olabilir). Bir yandan Dünya Kupası'nda deneyimsiz bir Hollanda takımından iyi bir savunma hattı oluşturması sanırım kendisini yanılttı fakat unutmamak lazım ki o Hollanda takımı ile Van Gaal belirli bir süre çalışmıştı.
 
Dünya Kupası yüzünden takıma katılışı oldukça geç gerçekleşti ve bu bazı prensipleri ligin başında oturtamamasına yol açtı. Bunun yanına bir de sakatlıkları eklediğimizde savunmadaki kötü performansın nedenleri ortaya çıkıyor. Van Gaal bir tane savunma lideri takıma kazandırsaydı –ya da geçen sezonki kadrosundan kaybetmeseydi- United'ın şu ankinden en az 5 puan ileride olacağını düşünüyorum.
 
Manchester United geçen sene kötü görüntüsüne rağmen deplasmanda vasatın üstünde bir performans sergiliyordu, bu sene hala kazanamadı. Bunun sebebi ne olabilir sizce?
 
Hücum futbolu oynamaya çalıştığınızda sisteminizi tam oturtamadığınız zaman deplasman maçları daha zorlu geçer. Rakipleriniz hücum yapmaya daha istekli, taraftarın desteği ile daha özgüvenli ve sizin hatalarınızı değerlendirmeye daha yatkın bir psikoloji ile maça çıkıyorlar. United geçen sezon topa bu kadar sahip olmayı isteyen, savunmasını orta çizgi yakınına kadar çıkartan ve pas yapmaya çabalayan bir takım değildi. Aslında bu anlamda biraz geçen sezonun başında Pellegrinili Manchester City'nin sorunlarını yaşıyorlar diyebiliriz. Ben sezon sonunda kötü bir deplasman karnesi ile ligi bitireceklerini düşünmüyorum.
 
Premier Lig'de bu sene biraz gereğinden fazla transfere para harcandığı fikrine katılıyor musunuz?
 
Açıkçası pek katılmıyorum. Premier League'de kulüplerin sahipleri var. Bu yüzden gereğinden az/fazla kriterleri bana pek mantıklı gelmiyor. Kime göre, neye göre fazla? “Bir oyuncuya bu kadar bonservisi bedeli verilir mi?” deniyor ama bu noktada alan kulübün imkanları, hangi pozisyonda bir oyuncuya ihtiyaçlarının olduğu, pazarlama faaliyetleri ile bu paranın geri dönüşünü ne kadar, nasıl ve ne kadar zamanda aldığı gibi farklı dinamikler ortaya çıkıyor. Eğer harcanan paranın hesabının verilebileceği bir ortam sağlanırsa, bana göre bir sıkıntı bulunmuyor. Kim bilir, belki de kulübün sahibi kendi pr'ını yapmak istiyordur?
 
Sam Allardyce'ı oyun anlayışını değiştirmeye iten faktör nedir?
 
Taraftar ve istediği oyuncuları takıma kazandırabilmesi. Big Sam West Ham kariyerinde ne kadar başarılı olursa olsun –ki çok başarılı- sıkıcı bir futbol oynattığı için taraftarın gönlünü kısa vadeli dönemler haricinde kazanamamıştı. Uzun top oynaması çok eleştirildi. İşin ilginci aslında o kadar uzun top oynayan bir takım da değillerdi. 
 
Şu anda ligin en çok kafa golü atan ekibi (8) konumundalar, çift forvet oynuyorlar belki ama iki forvetleri de çok iyi kafa vuruşu yapabilen oyuncular. Sakho gerçekten müthiş katkı verdi, Valencia da aynı şekilde. Sam Allerdyce bu tabloda ikisini beraber oynatıp takımını öne itmeyi seçti ki bunun geri dönüşünü şu ana kadar fazlasıyla aldı.
 
Röportaj Çağdaş Sevinç

ARKADAŞINI GETİR 50 TL BİLYONPUAN AL!