comScore

Beşiktaş Beşiktaş

Cenk Tosun FutbolArena'ya konuştu: 'Beşiktaş ve Şenol Güneş'

16 Mayıs 2020, Cumartesi 20:22
Cenk Tosun FutbolArena'ya konuştu: 'Beşiktaş ve Şenol Güneş'

Cenk Tosun Premier Lig'de Türkiye'nin en önemli temsilcilerinden birisi. 2018'de transfer olduğu Everton'da üst üste teknik direktör değişikliklerine ragmen kalıcı olmak için uğraşıyor. Bu sezon ortasında kiralık olarak yarım sezon için Crystal Palace'a gitti ama oradaki geçirdiği sakatlık sebebiyle ameliyat oldu. Sahalara dönmek için bu yılın sonunu bekleyen Cenk Tosun ile Liverpool'daki evinden skype üzerinden bir röportaj yaptık. Everton'ı, Premier League'i, İngiliz hakemleri, taraftarları, Beşiktaş'ı ve Milli Takım'ı konuştuk.

FutbolArena Röportaj - Gazeteci Alp Ulagay, Everton forması giyen milli futbolcu Cenk Tosun ile FutbolArena için geniş bir röportaj yaptı. 

Şu an farklı şehirlerdeyiz, ben Londra'dayım, sen Liverpool'dasın. Karantina nasıl gidiyor? Mesela ev işlerine yardım ediyor musun?
-    Ben de Londra'daydım. 2-3 hafta oldu Liverpool'a döneli. Ev işlerine yardım etmeye çalışıyorum elimden geldiği kadar ama çok da bir şey gelmiyor. Yemek yaptığında, iftar hazırladığında eşime yardım etmeye çalışıyorum. Ben genelde çocuklarla ilgileniyorum. Eşim yemek, temizlik işleriyle uğraşıyor. Birbirimizi öyle tamamlıyoruz. 

Çocuklar da babalarının bu kadar uzun süre evde olmasına alışık değiller galiba?
-    Şu an büyümelerinin her anına tanık olabildiğim için mutluyum tabii. Oğlum Paşa'nın bu yaşına gelene kadar kamplara gidiyorduk, bazen beni bir hafta görmüyordu, bazen 1-2 gün görmüyordu. O da çok özlüyordu beni. Şimdi her gün onunla birlikte olduğum için o da çok mutlu. Dediğim gibi ailemizle vakit geçirebiliyoruz ve çok güzel bir şey bence.

Elbette rehabilitasyonun yanında vakit kalıyordur. Vakit geçirmek için sevdiğin bir yol var mı? 
-    Rehabilitasyonun ilk dönemi biraz sıkıntılı geçti. Çocuklarla pek oyun oynayamıyordum, bir şey yapamıyodum. Çünkü değnekler vardı ilk 6 hafta, biraz zorlanıyordum. Değneklerden kurtulunca biraz kolaylaştı hayatım. Çocuklarla vakit geçiriyorum. Ondan sonra akşam onları yatırıyoruz. İftar yemeğimizi yiyıp, biz de herkesin yaptığı gibi televizyon karşısında Netflix olur, eski filmler olur zaman geçiriyoruz. 



Eski maçları ya da spor belgeselleri izliyor musun? 
-    Şimdi TRT Spor eski maçları, eski milli maçları gösteriyor. Onları izlemeyi çok seviyorum. Türk kanallarında eski Kemal Sunal filmleri hâlâ  çok güldürüyor beni. Türkiye'deki  gelmiş geçmiş en iyi aktör olabilir. Eşimle herkes gibi ‘Survivor' izliyoruz, Netflix izliyoruz, diziler izliyoruz, filmler izliyoruz. Böyle geçiyor günlerimiz.

EKİM AYINDA SAHALARA DÖNEBİLİRİM
 
13 Mart'ta ameliyat oldun. İki aydan biraz fazla süre geçti aradan. Dönüşün ne zaman olacak? 
-    Ameliyattan sonra tam dokuz hafta geçti. Gün geçtikçe daha iyiye gidiyor. Bisiklet çeviriyorum, yürürken artık çok zorlanmıyoru, yüzüyorum. Artık sol bacağıma kuvvet anlamında bayağı yüklenebiliyorum. Tabii öyle bir sakatlık ki, bazı günler uyanınca çok iyi hissediyorsun kendini, bazen de dizin şişmiş halde uyanıyorsun, moralin bozuluyor. Zaten geçirmiş arkadaşlarımdan dolayı biliyordum böyle olacağını. O yüzden çok moralimi bozmamaya çalışıyorum ve şu anda gidişat güzel. 

Acaba eylül ortası oynayacak hale gelir misin? 
-    Bende sadece çapraz bağ ameliyatı yapılmadı. Menisküslere de müdahale edildi. Ondan sonra iç yanbağımda hafif gevşeklik vardı, orayı biraz sıkılaştırdılar. Bu sebeple normal bir çapraz ameliyatı gibi düşünmemek lazım: Çapraz bağ ameliyatından dönüş normalde yedi ay sürüyor. Bende ise tamamen iyileşme için yedi ila dokuz aylık bir süre verdiler İngiltere'de. Everton'da daha iki sene kontratım var. Allah nasip ederse Avrupa Şampiyonası gelecek yaz oynanacak. O yüzden aceleye getirmek istemiyorum çünkü bir daha yırtılma riskini en aza indirmeye çalışıyorum. 

Söylediğinden şöyle anlıyorum: Ekim ile aralık arasında seni sahada görebileceğiz. 
-    Aynen, biz de öyle planlıyoruz. Ama tabii büyük konuşmak istemiyorum. Her şey olabilir. 

Everton'ı soracağım: Geçen yıl yani, 1 Ocak 2019'da Everton-Leicester maçına gelmiştim.  Goodison Park Stadı'nın dışı bir müze gibiydi. Stadın etrafında turu attım, ne kadar büyük bir tarih ve geçmiş yattığını bizzat gördüm. İlk geldiğinde Everton'ın bu tarihini biliyor muydun? 
-    Bu kadar tarihi bir kulüp olduğunu ben de bilmiyordum. İlk yaptığım röportajlarda “bunlardan bahsedebilirsin” diye bana aktarıldı tabii. Sonra buraya gelmeden önce kaç şampiyonluğu var diye araştırdım. Tarihi ve kültürü parlak büyük bir kulüp. Bunu, buraya gelince taraftarla da anladım. Gerçekten belki İngiltere'deki en iyi taraftarlara sahibiz. Çok eski bir statta oynuyoruz, dediğim gibi tarih kokuyor. Goodison Park'ın bir ismi var, bir ruhu var. Bu sayede taraftarların önünde güzel maçlar çıkarabiliyoruz. O statta oynamayı gerçekten çok seviyorum. Taraftarlar Türkiye'den biraz farklı: Adam çoluğunu çocuğunu alıyor cumartesi, o gününü oraya ayırıyor, gidiyor müzeyi geziyor. Stadın etrafında ‘fish and chips' satan yerlere yemek yiyor. Veya burada sheppard's pie ya da cottage pie olur, onu yiyor, birasını içiyor. Sonra 90 dakika maçı izleyip evine dönüyor. Yani maçı bir etkinlik gibi görüyor. 



Halen Everton'ın başında Carlo Ancelotti var. Ancelotti çok kariyerli, çok büyük bir antrenör. Beklediği kupaları getirebilir mi Everton'a? 
-    Şampiyonluk tabii çok zor. Manchester City, Liverpool, Manchester United, Chelsea gibi kulüpleri geçip şampiyon olmak gerçekten zor. Ama FA Cup'ı veya iki kupadan birini alma şansımız olabilir. Ben de burada bir kupa kaldırmayı çok istiyorum. Çünkü Everton gerçekten çok profesyonelce yönetiliyor ve oyuncuları çok kaliteli. Neden olmasın? Bir kupa kaldırmamız bence güzel olur. 

Ancelotti'yle kısa bir süre çalışabildin, bir ay kadar değil mi? 
-    Ben üç hafta- bir ay gibi bir sürede çalışabildim hocayla. Ondan sonra Crystal Palace kararı aldık. Ama ilk izlenim güzeldi, takıma getirdiği tecrübe güzeldi. Zaten ben ayrıldıktan sonra bir galibiyet serisi yakaladılar. Sonra tabii büyük takımlara karşı performans biraz düştü ama puanı ortalaması yüksek hocalardan biridir. 

Az önce taraftarlarla ilgili konuştuk. Burada kulüplerin taraftarlarla organize ettiği etkinlikler olur. Bunlara katılıyor musun? 
-    Katılıyorum zaten katılmak mecburi. Kulübün ‘Everton In The Community' adlı bir derneği var. Sezon içinde ayda bir iki kez buna katılıyoruz. Genelde ya seçilen dört-beş oyuncu gidiyor ya da bazen bizim tesise dışarıdan çocuklar geliyor. Zihinsel engellilerin olduğu kurumlara, okullara gidiyoruz. Burada İngiltere'nin en büyük çocuk hastanesi Alder Hey Hastanesi var. Çocukları mutlu etmek için Noel zamanı oraya gidiyoruz. Futbol okullarına katılıyoruz. Bu toplum faaliyetlerini gerçekten çok seviyorum. Çünkü oradaki insanları mutlu etmek çok güzel bir şey. 

Everton'da daha iyi anlaştığın oyuncular kimler? 
-    Everton'da en rahat anlaştığım kişi Hollandalı yedek kalecimiz Martin Stekelenburg, aynı zamanda Roma'nın, Ajax'ın eski kalecisi. Onunla çok iyi anlaşıyorum. Çok yakın arkadaşım. Aynı masada yemek yiyoruz. Hollanda'da çok Türk vatandaşı var. Ben ona “abi” diye sesleniyordum, o da bana ''kardeş'' diye sesleniyordu. Onunla iyi anlaşıyorduk. Kaptanımız Séamus Coleman'la da aram çok iyi. Onunla karantina döneminde çok çok sık konuşuyoruz. City'den gelen Fabian Delph'le aram çok iyi. Arkadaş, hatta kardeş gibiyiz.


“SEN NASIL KONUŞUYORSUN” DİYE KENDİME GÜLÜYORUM

İngiltere'ye gelen yabancı oyuncuların, özellikle Güney Avrupa'dan geliyorlarsa çektiği bir sıkıntı oluyor. İngilizce bilmeden geliyorlar ve soyunma odasında afallıyorlar. Sende böyle bir sorun olmadı herhalde?
-    İngilizcem gayet iyiydi. İlk geldiğimde herkes şaşırdı. Bütün fizyoterapistler, masörler “İngilizcen gerçekten çok iyi. Nasıl bu kadar iyi konuşuyorsun?” diyordu. Ben de hep şunu söylüyordum: “Almanya'da okulda bize doğru İngilizce öğretiliyor.” Türkiye'de eğitim almış olsaydım emin olun ki İngilizcem bu kadar iyi olmazdı. Türkiye'de ve Almanya'da İngilizce eğitimi aynı değil. Sonra Beşiktaş'ta yabancı oyuncularla her gün konuşa konuşa da ilerlettim. Buraya geldikten sonra İngilizcem daha da ilerledi. Artık cümle kurarken hata yapmıyorum. Tabii iki sene oldu, daha iyi ama hâlâ mükemmel değil diyelim. 

Liverpool aksanı sorun yaratıyor mu? 
-    Başta yaratıyordu. Bayağı hızlı konuşuyorlardu ve anlaşılmıyordu. Burada ‘Scouse' (Liverpool) şivesi var ama onlarla görüşe görüşe, onlarla konuşa konuşa ben de öyle konuşmaya başladım. Bazı röportajlarımı izliyorum ve diyorum ki ‘Cenk, sen nasıl bir İngilizce konuşuyorsun? Bu doğru İngilizce değil. Sen Scouse konuşuyorsun”. Kendimi izlediğimde gerçekten gülüyorum.

Biliyorsun İspanyol Juan Mata şimdi Manchester United'da. Yıllar önce ‘İngilizce biliyorum' diye gelmiş Chelsea'ye, soyunma odasına girmiş ve hiçbir şey anlamamış. Hemen ders almaya başlamış…
-    Düşün o bir de Londra'da, en kolay İngilizce konuşulan yerde. Bizde de Güney Avrupa'dan, Güney Amerika'dan gelen futbolcular bazen afallıyor. Mesela Richarlison, Watford'da oynadı, bizde oynadı birkaç sene. Üç dört senedir İngiltere'de. Halen İngilizcesi çok çok iyi değil. Ama ders alıyor ve onda da ilerleme var. 




İLK MAÇTA 60 DAKİKADA NEFES NEFESE KALDIM

Biraz da Türkiye Süper Ligi ile Premier League arasındaki farklara bakalım. Buraya transfer olduğunda ne fark gördün sahada ve saha dışında? 
-    2018'de Türkiye'de devre arası olmuştu. Everton'la görüşülüyordu ama transferde biten bir şey yoktu. Eşimle “hadi bu yeni yıla Londra'da girelim” dedik ve atlayıp geldik. Devre arası olduğu için Türkiye'de bir hafta idman yapmamıştım. Beşiktaş'ın Everton'la anlaştığını duydum. Beni hemen imzaya Liverpool'a çağırdılar. Londra'dan trene atladım geldim. Hatta sözleşmeyi derbi gününde imzaladım. Liverpool-Everton kupa maçının devresinde transferimi açıkladılar. Dört-beş gün sonra Tottenham ile lig maçımız vardı Londra'da. Orada teknik direktör Sam Allardyce beni ilk 11'de oynattı. Tam fit değildim. Bir de Premier Lig'in temposunu herkes biliyor. 60 dakika sonra nefes almakta zorlanıyordum. Dört yemişiz o maçta, sinirden patlayacağım, koşmak istiyorum, koşamıyorum. Bayağı yoruldum. Orada anladım hem temponun hem sertliğin Türkiye'den biraz daha yüksek olduğunu.

Çok yüksek bir oyun temposu var değil mi? 
-    Tabii hakemler de buna çok müsaade ediyor. Bazen yanımda kemik sesleri duyuyorum. Çatır çutur giriyor adam, hakem devam ettiriyor. Kasti bir faul olmadığı sürece bence güzel bir şey. Bu da oyunu hızlandırıyor. Zaten İngiltere'yi İngiltere yapan bence budur. 

Premier League'de forvet olarak oynamanın nasıl zorlukları var?
-    Burası dünyanın en iyi ligi olduğu için savunma oyuncuları da çok iyi. Hepsi ülkelerinin milli takımlarında oynayan hem çabuk hem sert savunma oyuncuları var karşımızda. Bu sebeple onlara karşı oynamak kolay değil. Biz de sonuçta seçilmiş oyuncularız. Bu sebeple Premier League'de oynuyoruz. Bizim işimiz gol atmak, onlar da bizi durdurmak için ellerinden geleni yapıyor. Tabii ki golcüler golleriyle ölçülür. Ama burada sahada efor sarf ettiğini görürlerse seni yine alkışlarlar. Çok koşmak, pres yapmak, top tutup dağıtmak da önemli kabul ediliyor.

Hakemlere geleceğim ama idmanları sormak istiyorum. Premier Lig'deki idmanlar farklı mı? 
-    İngiliz hocalarda izin günleri daha fazla burada. Mesela Sam Allardyce ve Crystal Palace'ta Roy Hogdson öyle yapıyordu. Bize iki gün izin veriyorlardı. Mesela pazartesi ve salı yüklenip çarşamba izin, perşembe gene yüklenip cuma hafif tempo idman dan sonra cumartesi maça çıkıyorduk. İzin günleri ikiydi ama idmanda iki saat çalışıyordun ve dolu dolu geçiyordu. Baya yoruluyordun. Türkiye'de sistem farklıydı: Cumartesi maça çıkıyorduk. Genelde pazar günü izin olurdu. Pazartesiden cumaya kadar idman yapıyorduk.

İḋmandaki yoğunlu ve tempo daha mı farklı?
-    Daha dolu dolu geçiyor. Burada daha fazla yoruluyorum diyebilirim. Beşiktaş'ta ve Gaziantepspor'da daha az idman yapıyorduk. Ama daha az idman kötü idman demek değil. Türkiye'de taktik anlamda idmanlar güzel geçiyordu ama burada daha fazla yoruluyorum. 

Premier Lig'e yeni gelen bazı oyuncuların fizik kondisyon seviyesine bir intibak süresi geçirdiğini biliyoruz. Senin bireysel antrenörün var mı? 
-    Burada bireysel antrenörüm yok açıkçası. Zaten idmanlar dediğim gibi sert geçiyor. İdmandan sonra bizi salona sokuyorlar. Haftada iki kez mecburi fitness idmanı yapıyorduk. Kağıda bakıyorlar, kim gelmiş, kim gelmemiş görüyorlar. Gelmeyince de ceza kesiyorlar. Sahadaki idmandan sonra salı günleri genelde alt vücut idmanı yapıyoruz. Perşembe idmandan sonra üst vücuda giriyoruz.

Bir de Premier Lig'in, daha doğrusu İngiliz futbolunun bir geleneği var: Bayram dönemi dedikleri dönemde yani Noel ve yılbaşında lige ara verilmiyor hatta normalden daha fazla maç var. Bu takvim dışarıdan gelen oyuncuyu zorluyor mu?
-    İşte ben tam o dönemde geldim İngiltere'ye. O sezon alışkın olmadığı için zorlanıyordum ama şu an zorlanmıyorum. Zaten o dönemde, Çağlar'lara karşı yılın ilk günü saat 12.30'da maça çıktık. Dünyanın başka hiçbir ülkesinde böyle bir şey yoktur büyük ihtimalle. Neredeyse her üç günde bir maça çıkıyorsun. Tabii hoca da ona göre rotasyon yapıyor. Hep aynı 11'le oynamıyor.



TÜRKİYE'DE HAKEMLERİN ÜZERİNE ÇOK GİDİLİYOR

İngiltere'de hakemlere saygı bir başka. Hakemlerin oyuncularla iletişimi de farklı. Özellikle iletişim kısmını nasıl değerlendirirsin? 
-    Burada da hata yapıyor hakemler. Ama tepkiler Türkiye'deki kadar fazla olmuyor. Türkiye'de hakemlerin üstüne çok gidiliyor. Mesela bir faul veriyor hakem, sekiz-on futbolcu üstüne çullanıyor. İngiltere'de böyle bir şey imkânsız. Burada da eğer itiraz ediyorsan bazen sert konuştuğu oluyor hakemin. Ama Türkiye Ligi'nden daha yumuşak davranırlar genelde.

Burada bir hakem sana iṡminle mi hitap eder? 

   Bana soyismimle sesleniyorlar, ‘Tosun' diyorlar genelde. “Çekil yanımdan” diyor eğer itiraz edersem. Çünkü Türkiye'den getirmişim bu alışkanlığı, halen aklımda. “Nasıl faulü vermezsin?” diye itiraz edersem. “Tosun, ayrıl yanımdan!” der mesela. 

Bir de şu oluyor: Hakem kart gösterecek, oyun durmuş. Oyuncuyu çağırıp açıklıyor, bir şey anlatıyor. Bu, başına geldi mi? 
-    Bana da oluyor tabii, olmaz mı? Neden sana sarı kart verdiğini anlatıyor. “Arkadan girdin” diyor veya “çok sert girdin” diyor, “dengesiz geldin” diyor. Sana bunu açıklıyor. Bir dahaki pozisyonda dikkat etmeni söylüyor. 


YENİLDİĞİMİZ MAÇTAN SONRA DA BİZİ ALKIŞLAYABİLİYORLAR

İngiltere'de taraftar kültürü de farklı. Takımlarına bağlılar her maça gidiyorlar. Türk taraftarları ile İngiliz taraftarlar arasında ne fark görüyorsun? 
-    Beşiktaş taraftarını hiçbir şeye değişmem. Bunu her tarafta söylüyorum. Dünyanın en iyi taraftarı Beşiktaş taraftarıdır. Türkiye'de bazen futbolun sadece bir spor olduğu unutuluyor. Çok iyi bulmuyorum bunu. Adam maça küfür etmeye geliyor, kendini deşarj etmeye geliyor. İyi geçen maçtan sonra herkes mutlu. Kötü maçtan sonra tam tersi. Böyle olmaması lazım. Futbolun sadece spor olduğunu unutmamak lazım. İngiltere'de ise biraz daha farklı bir kültür var. 2-0 yenildiğimiz maçtan sonra da taraftar bizi alkışlıyor. 

Hele Türkiye'de bir büyük takımda oynuyorsan hep bir başarı baskısı var. Yenildiğin maçtan sonra pek sokağa çıkamazsın. İngiltere'de sonuç kötüyse hayat normal mi devam ediyor? 
-    Ben öyle bir şey yaşamadım. Yenildiğimiz maçlardan sonra da dışarı çıkıyorduk. Hatta Tuncay (Şanlı) Abi bana şunu anlatmıştı: “Cenk, bir maçta 4 yedik. Hatta arkadaşlarım gelmişti Türkiye'den, onları bir restorana götürdüm. Yan masamda bira içen adamlar gelip ‘Aferin Tuncay, bir şey olmaz. Haftaya gene yeneriz, kafanıza takmayın' dedi bana''. Bu olay benim çok hoşuma gitti. Bir hafta kötü oynamak her şeyi anlatmıyor. Çünkü gelecek hafta yine bir maç var. Futbolcu olmak bu yüzden çok güzel bir şey. Yenilgiyi bir hafta sonra telafi edebiliyorsun. Burada yenildiğin maçlardan sonra bile laf etmezler. Hani ruhsuz oynarsın, o zaman taraftar tabii seni gördüğünde belki bir laf söyler. Ama sahada her şeyini vermişsin fakat yetmemiş, yenilmişsiniz. O zaman taraftar hiçbir şey demez. Hatta gelip seninle fotoğraf bile çektirirler.


KULÜP HAYATINI KOLAYLAŞTIRIYOR

Everton kulübünün oyuncu ilişkileriyle  meşgul bir elemanı var mı? 
-    Charlotte Renshaw adlı bir bayan var bizim kulüpte. Yapamayacağı iş yok. Futbolcu ilk geldiğinde, direksşyon da ters tarafta, ona özel bir şoför veriyorlar dört-beş hafta, yani yolları öğrenene kadar. Sana ev bulmakta yardımcı oluyorlar. Gerekli resmi yerlere kaydını yapıyorlar, sana hayatı kolaylaştırıyorlar.

Artık Liverpool şehrine alıştın ama herhangi bir aksilik çıksa yine onunla mı konuşuyorsun? 
-    Şöyle bir şey de var: Burada birkaç hafta geçtikten sonra annem babam gelmişti. En iyi Türk restoranı nerede, gidelim bir kebap yiyelim diye araştırdım. Türk berberine gitmiştim, orada sordum. ''En iyisi Anar Restaurant'' dediler. O akşam gittik ve sahibi Kemal Aslan ile tanıştık. Aslan ailesi bana burada çok yardımcı oldu. Geliyorsun yurtdışından, tamam dili konuşabiliyorsun ama yasaları bilmiyorsun! Yanlış bir şey de yapmak istemiyorsun. Mesela burada bir ev satin aldım. Kemal Abi onunla ilgili de yardımcı oldu bana. O günden beri canciğeriz Kemal Abi'yle. Tabii bu koronavirüsten dolayı uzun süredir görüşemiyoruz. Ama onun desteğini çok hissettim. Sonuçta 30 senedir burada yaşıyor ve her şey biliyor. İngilizceyi zaten anadili gibi konuşuyor. Burada dört beş Türk restoranı, bir Türk süpermarketi var. Tanımadığı kişi yok. 

Ailenin maçlara geldiğinden bahsettin. Baban sık sık seni izlemeye geliyor mu?
-    Babam iç sahadaki maçların çoğuna geliyor Almanya'dan. Eğer bize 45 dakika mesafedeki Burnley, Stoke, Manchester gibi bir deplasmanda oynuyorsak oraya da geliyor. Maçı izliyor, 3-4 gün kalıp dönüyor. 

Otomobil kullanmaya çabuk alışabildin mi? 
-    Şöyle bir iki günümü aldı. Ama sonunda çabuk alışıyorsun. Eşim de burada çok rahatlıkla araba sürebiliyor. Bence çok zor değil. Yani iki gün bir adaptasyon sorunu yaşıyorsun, sonra alışıyorsun. Zaten burası Almanya gibi. Herkes kurallara uyuyor. Yaya geçidinde dikkat ediyor. Adam önce yayalar geçsin, sonra ben geçerim diyor. Sarıda kimse geçmiyor. Türkiye'den biraz farklı tabii ki. 

ÇOCUKKEN İKİ İDOLÜM
BATİSTUTA VE SERGEN YALÇIN'DI


Biraz geriye gidelim: Almanya'da 6 yaşında başladın futbola değil mi?
-    Daha erken. Ben 6 yaşında hatta 5 yaşında Eintracht Frankfurt'a, yani profesyonel takımı olan bir kulübe gittim. Ondan önce bizim kasabada, Raunheim'de oynuyordum. Üç buçuk yaşında başladım. Herkese anlatıyorum, inanmıyorlar. Üç buçuk yaşında futbola mı başlanır diyorlar. Bildiğin şortum kramponlarıma deyiyordu. İki yaş büyüklerle oynuyordum “ama aranızda yetenek açısından hiç fark yoktu” diye anlatıyor babam. Artık Allah vergisi mi ya da çok çalışmak mı bilemem ama “o zamandan bile belliydi” diyor babam. 

1990'larda bir idolün var mıydı Almanya'da ya da Türkiye'de?
-    Benim her zaman idolüm Gabriel Batistuta'ydı. Türkiye'den de Sergen Yalçın'ın golleriyle büyüdüm. Beşiktaş'ın maçlarını kaçırmazdım küçükken. 

Çok küçük yaşta futbolla içli dışlı olmuşsun. Diyelim ki işler yolunda gitmedi. Başka bir iş yapabi̇li̇r miydin? 
-    Büyük ihtimalle futbolun içinde bir iş yapardım. Ya hocalık yapardım ya başka bir şey yapardım. Çünkü futbolu çok seviyordum. Tamamen futbolun dışında bir şey diyorsan. Matematiğim çok iyiydi okulda, bir ihtimal bankada çalışırdım. 

Futboldan kazandığın ilk paranla ne yaptın? 
-    İlk paramla annemi, babamı ve ablamı yemeğe götürdüm, bereketli olsun diye. Çok az bir miktar olduğunu hatırlıyorum. Ben profesyonel olmadan da para kazanıyordum. Eintracht Frankfurt'un altyapısında bana maaş bağladılar. Küçük bir maaştı ama Allah'a şükürler olsun yetiyordu bana 16-17 yaşındayken. 

Beşiktaş'taki en iyi maçların hangileriydi? 
-    Beşiktaş'ta gruptan namağlup çıktığımız Şampiyonlar Ligi sezonu çok güzeldi. Öyle bir özgüvenle gidiyorduk ki, her rakibi yeneceğiz gibi çıkıyorduk maçlara. Öyle de oldu zaten. En özel hatırladığım maç olarak Benfica maçını sayabilirim. Şampiyonlar Ligi'nde ondan önceki sezonun maçtı. Galatasaray'ı evde 3-0 yendiğimiz bir lig maçı var. O maçta çok zevk aldım. O maç belki 6-0 ya da 7-0 bitebilirdi. Çok gol kaçırdık. Benim üç ya da dört asistimi yedi arkadaşlarım çok iyi hatırlıyorum. Boş kaleye pozisyonları atamadılar.

Benfica'ya attığın gol için ‘en güzel golüm' der misin? 
-    Büyük ihtimalle hayatımdaki en güzel goldü. Porto'ya uzaktan attığım golü de sayabilirim.

Şenol Güneş'in bugün geldiğin noktaya nasıl bir katkısı var? 
-    Katkısı yüksektir! Birkaç röportajda bunu söylemiştim. Hayatımda iki Şenol'un çok büyük önem, var: Biri babam Şenol Tosun, diğeri Şenol Güneş. Zaten İngiltere'de oynamama en çok yardımcı olan, beni buraya gönderen iki kişi Şenol Güneş ve Şenol Tosun'dur. 

Son olarak Euro 2020, Euro 2021'e dönüştü. Tabii senin için iyi bir haber çünkü oynayabileceksin. Türkiye ne gruplardan çıkıp daha ileri gidebilir mi? 
-    Çok güzel bir oyuncu grubu yakaladığımızı düşünüyorum. Çok yetenekli genç oyuncularımız var. Türkiye liginden gelen, yurtdışından gelen çok yetenekli futbolcularımız var. Çok güzel bir sinerji yakaladık. Genelde genç oyuncular, aralarında da abilik yapacak oyuncularımız var. Hatta ben bile abilerden sayılırım. Çünkü takımda dördüncü ve beşinci en yaşlı oyuncuyum. Elemelerde oynadığımız futbolu oynarsak, üstüne koyabilirsek gruplardan çıkıp güzel yerlere gelebileceğimizi düşünüyorum.

PREMIER LEAGUE'DE EN BEĞENDİĞİM OYUNCULAR
•    En beğendiğim kaleci Alisson Becker
•    En beğendiğim defans oyuncusu Van Dijk
•    En beğendiğim orta saha oyuncusu Kevin de Bruyne
•    En beğendiğim forvet Agüero

OĞLUNA ‘PAŞA' DİYOR
Cenk Tosun'un oğlu Cenk Arden 2.5 yaşında. Ama aile arasında ona Paşa diyorlar. Kızı Alin ise henüz beş aylık.

CENK TOSUN İLE TEK KELİME, TEK CEVAP

Eintracht Frankfurt - Başlangıç
Beşiktaş - Çocukluk hayali
Şenol Güneş - Öğretmen
Gaziantepspor - Buluşma noktası
Premier Lig - En iyi lig

FutbolArena Haber Turu (26 Mart 2020)