comScore

Galatasaray Galatasaray

Vizyon nedir?

09 Aralık 2015, Çarşamba 20:54
Vizyon nedir?

Yazarımız Sinan Yılmaz, Galatasaray - Astana maçı sonrası çok tartışılan vizyon konusuyla ilgili bir yazı kaleme aldı.

FutbolArena - Galatasaray Şampiyonlar Ligi'nde son maçını oynadı. Tartışmaların odağında yine vizyon ve Mustafa Denizli'nin açıklamaları var. Yazarımız Sinan Yılmaz bu konuyla ilgili bir yazı kaleme aldı.

Vizyon nedir?
Maçla ilgili söyleyecek çok fazla sözüm yok. Geçmişte yazdıklarım maalesef ortaya çıkıyor. Hoş tükürdüğünü yalamak istemeyenler bu maçın da Hamzaoğlu yüzünden bu kadar kötü oynandığını yazacaktır. Yaz kampı kötü geçtiği için böyle olduğu iddia edilecektir Prandelli de takımı bıraktığından bundan farklı değildi ama takım ligin ikinci yarısında Beşiktaş ve Fenerbahçe fiziken düştüğünde ayakta kaldı. Prandelli zaten bunu açıklamıştı. Takımın fizik durumu 2. yarı daha iyi olacak, buna göre hazırladık demişti. Hamzaoğlu da bu sene aynısını söyledi. Onun takımını da sene sonuna doğru görebileceğiz. Fakat şunu da görelim. Çok kötü yaz kampı geçti o yüzden takım dökülüyor deniyor... Aynı yaz kampından sonra ortasahasında Bilal, santrforunda Umut olan takımla Benfica'yı 30 metrede top oynayarak yenen de bu Galatasaray'dı. Benfica'nın teknik direktörü maçtan sonra yaptığı açıklamada "Galatasaray bizi boğdu" dedi. Kaptanları da ikinci maçtan önce yaptığı açıklamada "Galatasaray ilk maçta mükemmel oynadı" dedi. İnsanlar bunları, takımın iyi bir ivme yakaladığını görmek istemedi çünkü tükürdüğünü yalamak istemedi. Haziran başında teknik direktörü ilk olarak santrfor isterken takıma santrfor takviyesi yapılmadı. 28 Ağustos'ta teknik direktörü "Ne Telles, ne de Melo'nun gitmesini istemiyorum" derken (Melo konusunda bence hatalı davrandı) bu oyuncular gönderildi ve yerine alınmak istenen Grosskreutz da evraklar yetişmediği için alınamadı. Bununla beraber elde kalan 2 forvetten biri Burak da uzun süre sakatlandı. Tüm bunlara rağmen oyuncularına sahip çıkan, santrfor eksiğimiz yok, biz yeterli bir takımız diyen hoca yerden yere vuruldu. 
 
Ne demesi bekleniyordu? Yetersiz bir takımız, Allah belasını versin, böyle takım olmaz olsun. Bunlarla bir halt olmaz demesini mi? Hangi dünyada yaşıyorsunuz? Hayatınızda kaç kişiyi yönettiniz? Jose Mourinho bugün devre arasında transfer istemediğini söylüyor. Diego Costa kendisini oyundan çıkarttığı için eşortmanını Mourihno'ya attı ve basın toplantısında "Kimse oyundan çıkmak istemez" diye ortamı yumuşatmaya çalışan oydu. Hiçbir teknik adam, oyuncularını basının ve taraftarının önüne atarak başarılı olamaz. Hiçbir müdür, elemanlarını şirket sahibine şikayet ederek başarılı olamaz! Hiçbir baba çocuklarını annelerine şikayet ederek iyi babalık yapmış olamaz. Her yönetici, sorumlu olduğu kişilerin yeterliliklerini bilir ama kalkıp bunu mahalle dedikoducusu gibi ulu orta paylaşmaz. 
 
Hamzaoğlu Umut'a sahip çıktı "Umut yürüyene kadar bu takımda olmalı" dedi diye kuduranlar şimdi Mustafa Denizli'nin ağzından da aynı cümleleri duyuyor. Yine empati yapmayıp kudurdukları sürece içi boş vizyonler olmaya devam edecekler... Teknik Direktör olarak kimi getirirseniz getirin yine de bunu söyleyecektir. Denizli de Burak için "Burak yürüyene kadar bu takımda olacak" diyor. Belki sene sonu göndermeyi düşünüyordur ama bugün, şimdi yarış içindeyken ona sahip çıkmak zorunda! 
 
Galatasaray yönetimi 4. yıldızdan sonra hedeflerini doğru koymalıydı. Beklentileri doğru oluşturmalıydı. "Biz bu sene Şampiyonlar Ligi'nde yapabileceğimiz kadarını hedefliyoruz. İlk 2 başarıdır ama bizim için bu sene 3.'lük de başarısızlık değil! Biz oyunculara verdiğimiz maaşı düşürmek zorundayız, bonservisten kar etmek zorundayız. Bu sene hiç olmadığı kadar desteğe ihtiyacı var kulübümüzün. Ligde şampiyonluğu yine zorlayacağız ve Avrupa'da da mücadele edip, beklentilerimizi mütevazı tutacağız" demeliydiler. 2006'da bu sinerji başarıldı. Taraftarlar 'yokluk' durumunun bilincindeydi ve Galatasaray kendisinden çok çok daha iyi bir kadroya sahip olan Fenerbahçe'nin önünde şampiyon oldu. Şimdi belki 'yok' değil ama UEFA tarafından sıkı denetim altındasın ve kar etmek zorundasın... Bunu da anlayışla karşılayan bir teknik adamın vardı. Kendisine inanan bir oyuncu grubu oluşturmuştu. İlla ki yedek kalmaktan hoşnut olmayan veya sistem kendisini dışarı çıkardığı için durumdan hoşnut kalmayan isimler vardır (Burak olabilir, Semih olabilir) ama totalde Galatasaray gelişen bir sistemin temelini atmaktaydı. Bugün modern futbolun yapı taşı olan topa hakimiyet ve pas konusunda ligin en iyisi olan, Şampiyonlar Ligi'nin 12. olan ve her geçen gün gelişen bir takım vardı. Aynı zamanda her geçen gün daha dar oynamayı bilen bir takımdı bu. Kadro kalitesi yetersizdi ama zamanla gençleşecek ve güçlenecekti. Bunun emarelerini Carole, Denayer gibi isimlerden görüyorduk. Buna destek çıkıp sabretmek yerine sudan sebeplerle bozanlar, tecrübeli bir teknik direktör getirdiler. Birçok oyuncunun tabi morali bozuldu. Hamzaoğlu ile özel iletişim kurmuş ve bu ayrılıktan psikolojik olarak etkilenen isimleri 1-2 hafta dinlendirdi kurt hoca. Şimdi başka bir düzen kurmaya çalışıyor ki bu 'başka' düzeni dereyi geçerken kurmanın zorluğunu da yaşıyor. Her geçen maç daha dar oynayan takımın saha boyu çok uzadı mesela. Bazı oyuncuların birlikte savunma konusunda gösterdiği özveri de son buldu. Hamzaoğlu ile takım, CL'de 3. olup Avrupa'da da yoluna bir iki tur daha devam edebilir, ligde de şampiyonluğu zorlar, eğer sabredilirse seneye de üstüne koyardı ama şimdi yeniden yap-boz'a başladık. Son 2 senede 5. hocayla... 
 
Dalları budamak...
 
Mustafa Denizli çok net bir mesaj verdi. "Şampiyonluğu kovalarım, olmazsa dalları budarım. Başarılar bazı değişimleri engeller" dedi. Bu zaten çok doğal ve olması gereken. Fakat mesele bunu yaparken hedeflerini terk etmemek. Feldkamp miadını doldurmuş Gerets'in yaşlı takımını aldığında hem maaş bütçesini düşürdü, hem takımı gençleştirdi hem de 07-08 sezonunu şampiyon bitiren bir takım yarattı. Bu sezon da değişim dramatik kırılmalar yaşanmadan Aydın, Yekta ile başlayıp sene sonu Hamit, Burak ile sürüp devam edebilir takım Carole, Jose gibi isimlerle gençleşebilirdi. Buna olanak sağlanmayıp dere geçerken at değiştirildi. Şimdi Denizli'nin işi çok daha zor. Başarısız olunursa zaten dallar budanır. Onu herkes yapar... Önemli olan takımı düşürmeden revize edebilmekti. O da 10-15 oyuncunun aynı anda değişimiyle olmazdı. Sevilla bugün düşüş yaşadıysa çok dramatik bir değişim yaşadığı için. Juventus sezona hayal kırıklığı ile başladıysa o da çok dramatik bir değişim yaşadığı için. Bu kulüpler başarılı kadrolarından çok sayıda oyuncu göndermek zorunda kaldılar. Geçişi daha az dalgalı denizde yapmalıydılar. 2'şer, 3'er değiştirerek devam edilse belki bu sezon gelişimleri sekteye uğramazdı. Fatih Terim 2011'de yeni bir ağaç dikerken şanslı ve başarılıydı. Çok iyi transferler yapılması başarısıydı ama oyuncuların bağlayıcı sözleşmesinin olmaması ve kolay oyuncu gönderebilmek de şansıydı. Gönderilmek istenen isimlere kulüp bulunabildi. Şimdi ise Aysal döneminde yapılan sözleşmelerle elden çıkarılması çok zorlaşan bir sürü oyuncu var kadroda. Üstelik yaşlılar. Yani hem yaşlı oldukları için talip bulmak zor, hem de maaşları yüksek olduğu için talip bulmak zor. Bugün 1.850 alan Umut, 2.8 alan Burak, 1.7 alan Olcan, 2.1 alacak olan Dzemaili'yi elden çıkarmak çok zor. Bunlara Hamzaoğlu'nun hatasıyla 1.8'lik Sabri de eklenmişti ama neyse ki Sabri bu opsiyonu iptal etti. Burak'ı 4 büyük ligden ikna etmeleri için 4.5 - 5 milyon Euro maaşı gözden çıkarmaları lazım ki Burak'ın burada aldığı 2.8 vergisiz maaşa denk gelsin! Eh Burak bu dönem 2. kez sakatlandı ve şuan geçmiş yıllara göre fiziksel olarak ciddi düşüşte. Aptallık etmek istemeyen bir Avrupa takımı kendisine 4-5 milyon Euro maaş verip transfer etmek istemez bence bundan sonra. Ancak Çin'e falan satılırsa olabilir ama Burak gider mi o da şüpheli. Esas en büyük hata tabi Ağustos'ta Biliç 10 milyon Euro verdiğinde satmamaktı. Yani bu 4 oyuncuyu nasıl budayacaksınız? 1.2 milyon alan Yekta'nın bile yarı maaşı karşılanmak zorunda kalındı. Mesela maaşını TL üzerinden alan 0.7'lik Bilal ile henüz 26 yaşında olan 0.6'lık Jem dilenirse elden çıkarılabilir. Jem'i Türkiye'ye gelmeden önce Championship'ten isteyen takımlar da vardı zaten... Bu isimler elden çıkarılabilir ama Aysal döneminde imzalanan garip sözleşmeler nasıl alıcı bulacak? Jem ve Bilal seviyesinde olup bunlardan 3-4 kat fazla maaş alan Olcan, Umut, Dzemaili gibi oyuncular nasıl gönderilecek? Neyse ki 2.750 milyon kazanan Hamit'in sözleşmesi bitiyor. Onun dışında bu kadroyu budamak hiç de kolay olmayacak! O yüzden budama hemen bir transfer dönemine değil de istikrarlı bir şekilde yönetilen bir kulüpte sabırla 1-2 seneye yayılmalıydı. Yekta, Aydın ile başlamıştı ve diğerleriyle yarıştan da düşmeden devam edilebilir, 2-3 sene sonra çok daha genç, mücadele gücü yüksek, kaliteli bir takıma dönüşebilirdi Galatasaray.  
 
Vizyon nedir? 
 
20'li yaşlarımın başında en çok kullandığım kelimelerden biriydi bu. Şimdi gülüyorum... Komik bir ukalalık... Cahil cesareti... O kadar çok kullanırdım ki o zaman çalıştığım iş yerinde müdürüm "Sinan bunun vizyonla ne alakası var yahu?" dediği olurdu. 4 yıl üniversite, 3-5 de kitap okuyan herkes kendisini 'vizyon' sahibi sanıyor. Peki neyle edindin bu vizyonu? Hangi tecrübe? Hangi birikim? 
 
FM'de oyunun belli algoritmalarına göre Galatasaray'ı 3-5 sene içinde Şampiyonlar Ligi şampiyonu yapan her sosyal medya karakteri, kendisini futbol vizyoneri sanıyor ama gerçek futbol çok farklı. (Oyunun işleyişini iyi biliyorum çünkü 2007'den beri oyunun Türkiye Ligi araştırma ekibinin içindeyim)
 
Gerçek futbolu derinlemesine öğrenmeye çalıştığım, sürekli daha çok okuduğum, araştırdığım son 6-7 yılda ise her geçen gün vizyon kelimesini kullanmaktan uzaklaştım. Zira konuyu benden daha iyi bilen, tüm bu konuları tecrübe etmiş o kadar bilgili insanlar vardı ki, kalkıp benim ahkam kesmeye çalışmam bana her seferinde daha komik görünmeye başlamıştı. Bir teknik direktöre "O orada oynar mı? Şu adamı nasıl oynatırsın?" diye nara atan insanların komikliği... Bir maçı sadece üstün körü izleyip onun üzerinden kendisini uzman sanan insanlar bu işe tüm hayatını veren, o maçları tekrar tekrar durdurup, oynatıp defalarca izleyen insanlardan daha iyi etüt edebildiğini sanıyor.
 
Empati ve tecrübe nedir? 
 
Son yıllarda vizyon kelimesini kullanmaktan uzaklaşırken, en çok üzerine düşünmeye başladığım iki kelime empati ve tecrübe oldu. Zira öğrenmenin başlıca koşulları bunlar. Kendinizi Amerika'yı keşfetmiş sanıp, müthiş vizyonunuzla Ümit Ozat'a, İbrahim Üzülmez'e, Umut'a, Sabri'ye, Selçuk Şahin'e vs "Bunlar nasıl oynaaar" diye nara attığınız sürece futbol bilginiz hep başladığınız merdivende kalacak... 
 
Yukarıdaki isimleri bilerek verdim. Hepsinin ortak özelliği topla estetik olamamaları. Dışarıdan bakan her göz bu isimlerin ayağına yakışmayan topu görecek ve doğal olarak ilk tepkisi bunların diğerlerinden yetersiz olduğunu düşünmesi olacaktır. Bu gayet doğal... 2. tepki olarak ya "Bunlar nasıl oynar" diye nara atacak ve bunları oynatana akıl vermeye çalışacaktır ya da "Bunları neden oynatmış olabilirler?" diye empati yapmaya karar verecektir. Empati yapmaz, kendi bildiğinizi okursanız vizyonunuz "Bunlar nasıl oynar" diye alay malzemesi üretmekten ileri geçemeyecek ve bunların neden oynadığını öğrenemeyeceksiniz.
 
Acaba teknik direktör bu adamı neden oynatmış olabilir diye empati yaptığınızda ise... İşte o zaman 2. merdivene ayak basacaksınız. Yukarıdaki isimler sadece Türkiye'de yaşamıyor. Leverkusen'in ilk basamaktaki vizyoner çocukları da Stefan Kiessling için bu naraları atıyordur. Veyahut Dünya Kupası şampiyonu Almanya'da da top ayağındayken pek estetik olamayan Khedira vardır. Öğrenmek isteyen ve sorgulayan Alman genç muhtemelen şöyle der... Bunlar topla diğerlerinden kötüyse, başka şeyleri diğerlerinden iyi yapıyor olmalılar? Ne olabilir? Topla kötüyseler, topsuz faydaları olabilir? Mesela sağ bek maç başı 3 kez git gel yaparken Ümit Özat 13 kez git-gel yapabiliyordur! Ve Alman 2. basamağa adımını atar, sonra 3, 4 yükselir. Türk ne yapar? "Bu bunu oynatıyorsa komisyon alıyordur." "Bu bunun babasının oğludur" Hatırlar mısınız Tamas'ı neden oynattığını soran futbolun 1. merdivenindeki Ersin Düzen'e Fatih Terim ne demişti? "Tamas benim babamın oğlu değil!"  
 
Futbolla ilgili bir şey öğrenebildiysem (ki daha hiçbir şey öğrenemedim) teknik direktörlerin ne yapmak istediğini anlamaya çalışırken öğrendim. Yani empati yaparken. Vizyonerim diye caka satarken değil. 
 
Şimdi bilgi için empati ve tecrübenin çok önemli olduğuna inanıyorum. Vizyon için de tecrübe ve bilgi sahibi olmak gerektiğine inanıyorum. Bu ikisinden mahrum insanların ortaya attıkları ve adına vizyon dedikleri fikirleri ise bana daha çok 'tahmin' veya 'hurafe' gibi görünüyor.
 
Mustafa Denizli bundan 23 yıl önce Kupa 1'de Galatasaray ile yarı final oynarken FM yoktu. FM'nin futbol öğrettiği vizyonerler de anasının karnından doğmamıştı. Şimdi bakıyorum da Mustafa Denizli'nin vizyonunu sorguluyorlar. Burak Yılmaz'a sahip çıktığı için... 

FutbolArena akşam haberleri (25 Mayıs 2018)


Tüm dünya liglerinde dünkü maçlar ve sonuçları.